19 Aralık 2015 Cumartesi

Sahte Nişanlı-Yorum


 
Okuyacak fazla kitabım olmasına rağmen bir türlü e-kitap şeklinde olan kitaplardan kopamadım gitti. Sahte Nişanlı da onlardan biriydi. Konusu çok cazipti ve o zamanlar tarihi aşk romanlarında ciddi bir azalma vardı. 

*************************************************************************

 Konuya gelirsem: Leydi Ciara Sheffield, bilime fazla düşkündür. Hayatı, haftada bir katıldığı toplantılardan ve 8 yaşındaki oğlundan ibarettir, yani kısaca kendi halinde, etliye sütlüye karışmayan bir hanımefendi. Yalnız eski kocasının kız kardeşi Ciara'nın peşini bir türlü bırakmaz, çünkü kardeşinin mirasını Ciara'nın elinden almak ister. Bunun için de kocasını zehirledi yalanıyla Ciara'nın itibarını sosyetede zedelemiştir. 

 Dedikodu sayfalarını süsleyen sadece Ciara değildir. Bu diğer kişi Lord Lucas Hadley'dir. Lucas her gününü içki-kumar-fahişeler üçgeninde geçirmektedir. Umursamaz yapısına rağmen bazen vicdanı onu rahatsız etmekten çekinmez. Özellikle amcasını üzmekten çok fazla korkmaktadır. Bir gün amcasının eline eski zamanlardan kalma bir el yazması geçer ve bunun önemli bir keşif olma olasılığı bir hayli yüksektir. Ve Lucas'tan bunu çözmesi için Ciara'yı bulmasını rica eder.

 Ciara ve Lucas'ın ilk karşılaşmaları pek hoş sonuçlanmaz. Sonrasında Lucas, Ciara'nın durumunu öğrenince geçici süreliğine nişanlısı olmayı teklif eder, karşılığında amcasının el yazmasını çözmesini ister.

**************************************************************************

 Kitabın bildiğimiz tarihi aşk romanlarından biraz farklı bir hikayeyi ve konu işlenişini içeriyor. Örneğin Günahkarlar Grubu'nun bütün kadınlarının bilim konusunda bilgili oldukları öylesine geçiştirilmemiş. Gerçekten hepsi işinin uzmanı kişiler.

 Lucas, bugüne kadar gördüğüm en orijinal erkek karakterlerden biriydi. Çoğu yazarın yapmadığını, Cara hayata geçirmiş. Normalde tarihi aşk romanlarında erkekler zampara olsa da bu özellik gözümüze fazla sokulmaz veya yeterince aktarılamaz. Lucas bu konuda bambaşka. Adam zampara kelimesinin tanımı resmen. Şu ana kadar bu özelliği bir de Sophie Jordan'ın Aşkın Günahı kitabındaki Dominic karakterinde gördüm.

 Kitap güzel olmasına rağmen almak istediğim zevki almadım. Çevirmenin diğer adı yayın koordinatörü müdür bilmiyorum ama Saklı Şehvet, Aşk Cephesi ve Saklı Nişanlı kitaplarını aynı çevirmen çevirmiş anladığım kadarıyla. Çünkü 3 kitapta da koordinatör aynı kişi. Ve bu koordinatör ya işini ciddiye almıyor ya da acemi birini işe almış Pegasus. Diğer 2 kitabın da çevirisi kötüydü bu tam facia olmuş. 

 3 kitapta da karakterlerin kendi aralarındaki konuşmalar başta sizli başlıyor. Sonra sen tarzına dönüyor. Senli cümle sonra siz, sen, siz ... diye gidiyor. Hele bu kitapta her sayfada böyle bir durumla karşılaşmak artık başımı ağrıttı. Kelimelerin çoğu yanlış çevriliyor. Hele balayına gitmek kelimelerini "halayına gitmek" diye çevirmiş ya çevirmen... Resmen Pegasus tarihi aşk okuyucularıyla dalga geçiyor. Bu çevirmenin atılması şart arkadaşlar. Bir daha bu kişinin çevirisini okumak istemiyorum. 

 Ayrıca kitap fazla erotik. Karakterler her sayfa yiyişmiyorlar ama bu tarz imalar çok fazla. Normalde bu kadar imayı kaldıramazdım ama baş karakter zampara olunca hadi bir derece neyse diyorum ona. Çünkü en fazla ima ondan çıktı.

 Okumak istiyorsanız e-kitap şeklinde okuyun. O iğrenç çeviri için 30 liranızı yazık etmeyin.  

 Puanım: 3/5

14 Aralık 2015 Pazartesi

Aşk Cephesi-Yorum



 Sanırım birileri benim şikayetlerimi duydu, çünkü bugünlerde gerçekten iyi tarihi aşk romanlarıyla karşılaşmaya başladım. Onlardan biri de şu görmüş olduğunuz nadide güzellik.

 Tessa Dare ismini ilk kez D&R'da yabancı dilde kitap ararken görmüştüm. Biraz araştırmayla söyleyebilirim ki birçok tarihi aşk romanı yazarı, Tessa'nın kitaplarını oldukça beğenmektedir. Birkaç ay sonra da bir kitabı çevrildi, bu da benim şansım olsa gerek :) .

 Tessa'nın bu kitabı "Spindle Cove" serisine aittir. Bu seri 5 roman+3 novelladan oluşmaktadır. Araştırdığım kadarıyla bu kitabın arkasından 1.5 yani novella geliyor fakat sanırım çevrilmeyecek çünkü e-kitap şeklinde var görülüyor. Diğer 2 novellanın kitap versiyonları olsa da çevrilir mi bir fikrim yok ama umarım çevrilirler.

Bana Bir Aşk Borçlusun yorumumu yaptıktan sonra yazılarımı bir türlü düzeltmediği için arka kapak yazılarını kendi cümlelerimle ben yazacağım bundan sonra.

**************************************************************************************

 Pekala, konuyu anlatmaya başlayayım. Victor Bramwell, kısaltmayla Bram, babasının izinden giderek orduda görev almaktadır. Savaştayken bacağı ağır yaralanır ve geçici süreliğine ordudaki görevine ara verilir. Fakat Bram bunu bir türlü kabullenemez, onun yeri savaş alanlarıdır, rahat evler değil. Orduya geri dönmek için bulabildiği herkese mektuplar yollar ama şu ana kadar olumlu bir yanıt gelmemiştir.

 Kararından bir türlü vazgeçmeyen Bram, işe yaramaz kuzeni Colin ve en iyi adamı Samuel Thorne ile Sör Finch'le konuşmak için Spindle Koyu'na gelir. Ulaşmalarına az kala önlerine koyun sürüsü çıkar ve ulaşım sorunu yaşarlar. Tabi akıllı Colin bu sorunu çözmek için bazı yerlere patlayıcı ekleyerek koyunları kaçırmaya çalışır. Bu sırada patlamayı duyan genç bir bayan neler olduğuna bakmak için bizimkilerin yanına gider. Bulunduğu yerdeki mayının patlamasına az kala Bram tarafından kurtarılır. Ve Bram kızı görür görmez çarpılır ve ondan öpücük alır uyanık şey :D Sonrasında öğrenir ki hoşlandığı kız Sör Finch'in kızı Susanna'dır.

 Susanna, Spindle Koyu'nu sosyeteyle arası iyi olmayan veya sağlık sorunları olan hanımlar için özel hale getirmiştir. Burada kadınlar kendileri olmak koşulu ile dilediği her şeyi yapabiliyorlar. Yalnız koyun ünü tehlike altındadır çünkü koya Bram gelmiştir ve Susanna'nın kalbini kaptırması bir yana, burada bir milis kuvveti kuracaktır. 

*************************************************************************************

 Kitap, eylül ayı çıkışlı ve tarihi aşk romanı çıkma oranı acayip düşük. Konuyu ilk okuduğumda çoğunlukla sıkılacağımı düşünüyordum. Buna bizdeki kapak da etki etmiş olabilir. Neyse yazarı merak etme ve tarihi aşk romanı çıkma azlığından okumaya başladım.

 Ve kitap beni baya şoka uğrattı. Sıkıcı ve ağır beklediğim kitap daha ilk sayfadan, bakın ilk sayfalar değil ilk sayfa, beni ele geçirdi.

 Bir kere acayip komikti. Komedi ögesi ne yazık ki tarihi aşk romanlarında pek bulunmuyor. Şu ana kadar Julia Quinn ve Teresa Medieros'da gördüm bunları. Sanırım 3. kişi de Tessa oluyor şu an. Karakterlerimizin başlarına gelenler çoğu yerde kahkaha attırdı bana. Hele o Colin denen zampara yok mu? Zaten karakterlerin başına ne geldiyse çoğunlukla Colin yüzünden geldi :D

 Susanna, yaptıklarıyla ve karakteriyle gönlümü kazandı. Çoğu zaman kararlı,cesur ve azimli, bir erkekten daha erkekçe şeyler yapabilen ama çok da sempatik olan biri. En sevdiğim yanıysa bu yanını diğer kızlara da kendi benliklerini kaybettirmeden aktarma isteği. Tabi o dönemlerde ne yazık ki kadının sözü fazla geçmiyor, Susanna bunun farkında olarak ve geçmişinden ötürü en azından ben onlara biraz yardımcı olayım diyerek Spindle Koyu'nu ta anlamıyla kadın cennetine dönüştürmüş. Keşke oraya ben de yazları gidebilsem diye çok hayal kurdurttu bana *-* 

 Bram da genel anlamda Susanna'ya benziyordu tabi ona sempatik diyemeyiz o ayrı. Ayrıca aramızda kalsın kendisi acayip bir sapık :P (Tabi Susanna'ya karşı, yoksa başkalarına bakmıyor :D )

 İkilimizin kendilerinde farkında olmadıkları özellikleri birbirleri sayesinde düzeltme çabalarını görmek çok şirindi. 

 Yazarın kalemini de genel anlamda beğendim ben. Okurken bir an bile sıkılmadım.

 Orada bulunan karakterlerin ilerideki akıbetlerini de merak ediyorum. Örneğin nazik leydimiz Diana, yalnız kendisinin hikayesi novella şeklinde. İşte bu yüzden Pegasus'un novellara da el atmasını istiyorum ben. Umarım okurum onun hikayesini :)

 Yalnız Colin komik olmasına rağmen kitap boyunca davranışları çileden çıkardı beni. Gerçekten olgun bir karakter değil kendisi. Geçmişi ucundan da olsa gösterildi ama bu bile kendisinden hoşlanmamı sağlamayı başaramadı. Bakalım, sonraki kitap ona ait, yazar sevdirebilecek mi şu çocuğu.

 Eğer uzun süredir tarihi aşk okumadıysanız ve komedi ağırlıklı kitap okumak istiyorsanız, daha ne duruyorsunuz, bir an önce okuyun ;-)

13 Aralık 2015 Pazar

Bana Bir Aşk Borçlusun-Yorum




Arka Kapak Yazısı

 Lexi Titan’ın en kısa zamanda para bulması gerekiyordu. Yoksa her şeyini kaybedecekti: Kendi kurduğu işini, zengin ve otoriter babasının saygısını, aile şirketi üzerine kız kardeşleriyle giriştiği yarışı… Ancak iki milyon doları kısa zaman içinde bulabilmek kolay bir iş değildi. 

 Cruz Rodriguez zengin, başarılı ve yakışıklıydı; tek eksiği Teksas sosyetesini etkileyecek, soylu bir aile geçmişinin olmamasıydı.

 Bir partide karşılaşan Lexi ve Cruz geçmişte yaşadıkları kaçamağı hemen anımsamışlardı. Geçmişten gelen yakınlıkları ve şimdiki arzuları bu ikiliyi altı aylık bir anlaşma yapmaya itti: Göstermelik bir nişan!
Ancak tutkular söz konusu olunca anlaşma şartlarına bağlı kalmak o kadar da kolay değildi. 


Yorum

 Evet, yeni bir seriye daha başlamış bulunuyorum. Lone Star Sisters serisi 4 kitap+1 novelladan oluşuyor. Aslında 4 kitap da çıktığı için hepsini bir arada okumak istedim en başta ama kitap sağ olsun bazı sebeplerden ötürü diğer kitapları sonraya atmama sebep oldu.

 Kitabın iyi yönlerinden başlamak daha iyi olacak sanırım. Öncelikle kardeşler arasındaki bağı sevdim. Her ne kadar Jed yani babaları bu bağı kırmak için çabalasa da pek başarılı olduğu söylenemez. Geçmişe oranla kardeşler arasında bir uzaklaşma görülse de aralarında soğukluk adına bir şey yoktu.

 Yazarın kalemi çok içten ve sıcak. Okumaya başladığınız an sizi daha fazla okumanız için çekiyor.  Karakterler arası sohbetler kimi zaman sizi eğlendirirken kimi zaman sizi çileden çıkarabiliyor. Yazar bunu gerçekten güzel ayarlıyor.

 Fakat, yukarıda da dediğim gibi serinin sonraki kitaplarını başka zamanlarda okuyacağım. Nedenlerine gelirsem:

 +Yazar değişik konular bulmasına rağmen kendi klişelerinden bir türlü kurtulamıyor. Bunlar neler derseniz.
  • Çocuk sevdası: Baş karakterlerden birinin ille bir çocuğu olmak zorunda. Ben bunu okuduğum 3 romanında da gördüm. Ve o çocukların da ya fiziksel bir rahatsızlığı ya da ailevi sorunları olacak. Tamam abla çocuk seviyorsun bunu anladım ama her kitapta gözüme sokma şu sevdanı. Sanırım bir kitabında bir çocuk önemli bir rol oynamazsa cidden şok yaşayacağım.
  • Baş kızımız kitabın ortalarını biraz geçtikten sonra esas erkekten hamile kalır. Ve bu da erkek için olumlu bir şey değil en başında, çünkü kızımızla geçici bir ilişkisi var. 
 + Onun haricinde 2 karakter cidden sinirimi bozdu
  • Daina (sonraki kitaplarda ismi Dana): Titan kız kardeşlerin en iyi arkadaşı. Kendisi bir kanun adamı. Kanunlara uymayanları hemen cezalandırır buna Titanlar da dahil. Ayrıca kendisine göre fazla pasif erkeklerle çıkıp onları terk eder. Bu karakter kitabın daha en başında beni sinir etti. Her şeyi ben bilirim tavırları vardı. Her söylenene faza sert tepkiler veriyordu kitap boyu.  Kız kardeşlerle yalnız olduklarında Titanların davranışlarını sürekli eleştirdi durdu. Sanki kendisi Bayan Doğru. Bir de yazar gitmiş bu gıcığa kitap yazmış. Zaten çıkacağı kişinin de uyuzlukta ondan aşağı kalır yanı yok. 
  • Cruz: Jed'den daha kötü biriydi bence. Evet geçmişinde gerçekten kötü anılar yaşamış ve geçmişinin şimdiki kendisini etkilemesinden fazla korkan biri. Fakat bir erkek için bu konuda aşırı mıymıytı yaptı. 
 +Kitabın sonu çok oldu bittiye getirilmiş. Ben Cruz'un Kendra ve Lexi'yi sevdiğine kesinlikle inanmıyorum. Çünkü Cruz kitabın başında neyse sonunda da oydu. Tamam senden sorununun tamamıyla çözülmesini istemiyorum ki öyle bir şey olsa daha saçma bir hal alır ama ufacık da bir gelişme göstermedin, aynı öküzlükte kaldın ya, daha ne diyeyim sana. Bu yüzden Lexi ve Cruz'un mutluluğu çok uzun sürmemiştir arkadaşlar, birkaç yıla kalmaz boşanmışlardır kesin.  Kendra kim derseniz onu okuyunca öğrenin, burada söylersem spoilera kaçar. 

 Sonuç olarak aile bağı güzel anlatılsa da Büyük Hilmi'nin de dediği gibi romantizm adeta can çekişiyor.

 Yazıların ufaklığı için üzgünüm. Ne yaparsam yapayım yine eskiye dönüyor.

 Puanım: 3,5/5

5 Aralık 2015 Cumartesi

Bir Günah Gibi-Yorum





 Burcu Büyükyıldız, aylar sonra okuduğum Türk yazarlardan biridir. Aslında içeriği sırf aşk olan bir roman okuyorsam genelde Türk yazarlardan kaçınırım çünkü önceden okuduğum bazı yazarlar bende olumlu etki bırakmadı. Önceleri aklımda olmasa da yazdıkları okuyucular tarafından beğenildiği için, kendisi de oldukça sevilen bir yazar olduğundan bir şans vereyim dedim. 

****************************************************************

 Ela, üniversiteyi bitirir bitirmez kreşte çalışmaya başlayan, 23 yaşında güzel, akıllı ve insanı kendinden geçirecek yeşil gözlere sahip bir bayandır. Yalnız hayatında gün yüzü görmemiş biridir. Bunun 3 sebebi vardır: Babası ve 2 ağabeyi. Yaşamında bir kez olsun onu sevdiklerini belli etmemişler, onu sadece değersiz bir eşya gibi görmüşlerdir. 

 Abilerinden birinin kumar sorunu sonunda onları zor duruma sokmuştur. Onların yayına sıklıkla uğrayan Hasan isminde biri, eğer Ela'yla evlenmelerine izin verirlerse onları bu borçtan kurtaracaktır. Tabi bu 3 arkadaş, Ela'nın isteklerini görmezden gelerek bu teklifi anında kabul ederler. Hasan'dan hiç hoşlanmayan Ela direnir, ne yazık ki bu direnişinin sonu nikah masasında biter. Ve ilk günden hayatı daha da zorlu bir hale gelir.

 Ertesi gün adamdan kaçmaya çalışırken kendini birden kaçırılırken bulur. Kaçıran kişiyse onu gördüğü ilk günden beri saplantı haline getirmiş olan, Sarp Aras'tır. Sarp, başarılı bir kariyeri olan fakat son zamanlarda eski yaşantısındaki bayağılıktan bunalmış bir adamdır. Hayatındaki eksikliğin farkında olsa da bunun ne olduğunu bir türlü bulamamaktadır. Yeğenine hediye almak için gittiği oyuncakçıda Ela'yı görür görmez bir çekime kapılır fakat bunun geçici olduğunu düşündüğünden kıza yanaşmaz başlarda. Fakat onu bir sapık gibi takip etmekten de geri durmaz. Kızdan vazgeçemeyeceği kafasına dank ettiği anda Ela'nın evlenmiş olduğunu öğrenir ve onun zorlu hayatını da bildiği için onu bu hayattan kurtarıp kendisinin yapmaya yemin eder.

****************************************************************

 Kitabın ilk 150 sayfası benim için güzeldi aslında. Sonrasında başladı benim can sıkıntılarım. 

 Öncelikle Ela orijinal bir karakter değildi bence. Bana FMA'daki kadın karakterleri fazla anımsattı. Özellikle bir süre sonra ergenliğe doğru giden asabi tavırları, inatlaşmaları ve Sarp'ın da dediği gibi gözünün önünde olanları görmemek için kasılması çoğu yerde Ismarlama Bebek'teki Vildan'ı hatırlattı bana. Sarp harici insanlarla uyumu, iyimserliği de Anlaşma'daki Merve idi.

 Sarp ise okuyucu tarafından Tuna Üstüner gibi fazla abartılmış bir karakterdi bence. Fakat ikisi tamamen farklı kişiliklere sahip. Tuna'dan daha çekilir biri. Sarp'ı gerçek hayatta görsem bir arkadaş olarak severdim fakat sevgilim olmasını isteyeceğim türde biri değil. Biraz fazla baskıcı olduğunu kabul etmek lazım. 

 Sarp'ın annesi Burcu'ya kanım hiç ısınmadı. Kitapta sürekli ağladı durdu. Sulu göz karakterlerle bir sorunum olmasa da her şeye ağlayan biri fazla can sıkıcı oluyor.

 Onun dışında Nil'e değinmek istiyorum. Bir Türk yazar bu klişeyi yapmazsa cidden ölür gerçekten. Klişemiz de şu: Asıl erkeğe aşık olan bir başka kızımız vardır fakat bu kızımıza içten içe herkes gıcık olmaktadır, çünkü asıl erkeğe gönlünü kaptırmıştır, halbuki asıl erkeğe ondan daha iyi bir kız bulunmak istenmektedir veya çoktan bulunmuştur, o kişi de asıl kız oluyor zaten. Kız iyi kalpli biri bile olsa ille nefret edilecek ondan. 

Cidden bu klişeden bıkkınlık geldi tarafımdan. Bir kere kızın hiçbir suçu yok. Bizim sersem Sarp, Ela'yı kafasından atmak için az kalsın kızın iyi niyetinden ve aşkından faydalanıp yatağa atıyordu. Sonra kıza aslında başkasını sevdiğini açıklamadan kızın hayatından çıkmasını bekliyor geri zekalı, anca evlenmeye yakın açıkladı akıllı. Fakat sen bu açıklamayı en başından yapsaydın kızın bunu olgunlukla karşılayacağını ve senden vazgeçeceğini görürdün. En azından yazar bu konuda akıllıca davranmış. Bir de bunu kabullenemeyip adamı takıntı haline getirmeye ve sevdiceğine zarar vermeyi kafasına koymuş tipleri var bunların. Bunlar beni iyice kitaptan soğutuyor.

 Ayrıca Ela'nın ailesiyle olan ilişkisi kitapta tam olarak çözülmedi. Acaba yazar başak bir kitaba mı sakladı bunu bir fikrim yok.

 Yazarın kalemine değinecek olursam; akıcı bir kalemi var ve kitabı okumakta zorluk çekmedim. Kitaba 640 sayfa çok fazlaydı bunun sebebi fazla tekrarları olmasıydı. Bu tekrarlar da Ela'nın hırçınlıklarıydı. 

 Yazara 2. şansı verir miyim, çok zor. Anca okunacak kitap kalmadığında diyebilirim. Benim gibi sayfalarca kızın gereksiz inatlaşmalarını ve klişe durumları okumak istemiyorsanız hiç önermem size.

 Puanım: 2/5

4 Aralık 2015 Cuma

Tempt the Devil-Yorum




 Google Play'den almış olduğum diğer Anna kitabımdı. Şansıma da Epsilon Yayınevi, 
Serserinin Öpücü kitabını yayınlamıştı o sıralar.

 Kitap aslında bir nevi seri sayılabilir. Çünkü Claiming the Courtesan'da görülen Soraya ve Justin evli ve çocuklu olarak karşımıza çıkıyor. Soraya ile Olivia'nın yakın arkadaş oluduğunu öğreniyoruz kitapta.

 Kitabın asıl konusuna gelirsem: Lord Erith namı diğer Julian, Viyana'daki işinden izne çıkmıştır. Londra'ya asıl geliş amacı bazı kişilerle ilişkilerini düzeltmek olsa da kendine geçici bir metres de bulmak ister. Katıldığı davette Olivia isminde bir fahişeyle tanışır. Oliva, Soraya evlendiği için şimdilerin gözde fahişesidir. Onu görür görmez etkilenen Julian, Olivia'dan metresi olmasını ister. Olivia kabul etse de içinden bunun son işi olacağını, sonrasında emekliye ayrılacağını düşünür. 

 Önceki yorumda da dediğim gibi Anna acı çeken karakterler yaratmayı seviyor. Bu seferki hikayesinde bir fark var. Acıların en büyüğünü kadın yaşamış. Erkeğinki onun yanında bir sorun bile değil. Olivia, Anna'nın en güçlü kadın kahramanı. Geçmişinde gerçekten zorlu bir hayat mücadelesi vermiş, bazı şeylerden vazgeçmek zorunda kalmış biri. Ayrıca ne istediğini bilen biri ve kitap boyunca onun istediklerini gerçekleştirmek için gösterdiği kararlılığa hayran kaldım.

 Kitabı temmuzda alsam da bitireli birkaç gün oluyor. Sebeplerine gelirsem:

 Elimde sürünen bir kitaptı. Julian'ı sevemedim ben. Kafasında sürekli bir şeyler kurguluyor. Geçmişinde acıklı bir durum olmasa da kendince bunalımlara sürüklemiş kendini. Olivia'yı sevdiğini söylese de aşkını göstermekte başarısızdı, onun istediği şeyleri gerçekleştirmekten acizdi. Tek isteği, kafasına ne zaman eserse Oliva'ya veya başka birine uğrayacak -başka bir metres değil kastım- ve onlar da onu sorgulamadan onun istediklerini yerine getirecekler. 

 Ayrıca İngilizce olduğu için ister istemez pek hızlı gitmedi kitap.

 Toparlarsam, yazar bu sefer aşkı güzel bir şekilde ele alamamış, kitap sırf Olivia hatırına okunur.

Puanım 3/5

Claiming the Courtesan-Yorum


 İyi geceler sevgili arkadaşlar. son günlerde biraz yoğun olduğum için kitap yorumu yazmak için ancak bu zamanı bulabildim. Yoruma geçmeden önce ufak bir şey paylaşmak istiyorum.

 Üniversiteyi kazandığımda bölümümü %100 İngilizce seçtim. Bu seçimi yapmamın asıl nedeni yorgunluktur. Çünkü çok sevdiğim herhangi bir yazarın bir kitabının çevrilmesi yıl veya yılları bulabiliyor. Özellikle o kitap tarihi aşk romanıysa daha da vahim bir durum.

 Gelelim benim orijinal dilinden okuduğum kitaba. Anna Campbell, en sevdiğim yazarlar arasında yer alan bir isim. Şu ana kadar çıkan bütün kitaplarını gözüm kapalı almışımdır. Bu kitabını, bizde en son yayınlanan Yedi Gece isimli kitabından 1 sene sonrasında okudum. Bu kitabı bulmam da ilginç bir tesadüfle oldu.

 Bir gün Julia Quinn'in resmi sitesini gezerken hikayelerinin Google Play aracılığı ile belli bir ücret karşılığında alınıp okunduğunu öğrendim. Sonra bir baktım çoğu yazarın kitabı da Google Play'de karşıma çıktı. Tabi İngilizce'mi de geliştirmek istediğim için oradan bir kitap aldım. Aldığım kitap da Anna'nın yazarlık hayatına başladığı bu kitabı oldu.

 Kitaptan kısaca bahsedecek olursam: Soraya, Londra'nın en ünlü fahişesidir. En son Kylemore Dükü'nün metresi olmuştur. Anlaştıkları 1 senenin sonuna geldikleri için Soraya artık emekliye ayrılacak ve hayatına sakin bir yerde devam edecektir. Bu planlarından yalnızca yanında bulunan yardımcısının haber vardır. 

 Ancak Kylemore'un, Soraya hakkında çok başka planları vardır. Geçirdikleri 1 sene sonunda onu düşesi yapmaya karar verir. Onunla vakit geçirmekten zevk alsa da başka sebepler de vardır bu kararında. Bu konuyu konuşmak için Soraya'nın evine gider ve Soraya onu reddeder. Ertesi gün yine yanına gider ve Soraya'nın evden ayrıldığını öğrenir. 

 3 ay sonrasında Soraya taşrada huzurlu bir şekilde yaşamaktadır. Ancak bu huzur Kylemore'un onu bulup İskoçya'daki evine kaçırmasıyla son bulur. Sonraki günleri birbirleriyle inatlaşma ve tanıma çabalarıyla geçecektir.

 Anna'yı okuyanlar bilir ki baş karakterlerin geçmişinde mutlaka kötü birkaç olay yaşanacaktır. Kylemore namı diğer Justin, okumuş olduğum Anna kitaplarında en acı çeken erkek karakterler sıralamamda ilk 3'e girmiş durumda. 

 Justin yapmış olduğu zorbalıklarla beni çok delirtti. Soraya'yı anlamamak için elinden geleni ardına koymadı. Sürekli baskı uyguladı kitap boyunca. Psikolojik sorunu olduğu bariz belli. Tabi bunda geçmişi fazlasıyla etkili. Yalnız Justin'in geçmişi empati kurulabilecek bir geçmiş değil maalesef çünkü onun yaşadığını, yaşamadan anlamak mümkün değil. Fazla spoilera kaçmadan şunu söyleyim. Justin'in ailesi gibi bir ailem olsa ben de kafayı yerdim.  

 Soraya, zamanında başka çaresi olmadığı için fahişeliği seçiyor fakat bence diğer fahişelere oranla daha şanslıydı. Çünkü ona sunulan seçenekte çoğu fahişenin sahip olamadığı şeylere sahipti. 

 Aşk kitabı olmasına rağmen psikolojik yönü daha ağır basan bir kitaptı. Sizi karakterleri anlama çabasına sokuyor.

 Genel anlamda beğendiğim bir kitap oldu.

 Puanım: 4/5

1 Aralık 2015 Salı

Amatör Çevirilerle Julia Quinn



 Herkese merhaba. Okuduğum birkaç kitaptan sonra hangisi hakkında yorum yapacağıma karar verememiştim. Sebebi ya yorumların çok kısa kalacak olması ya da henüz kafamda ne yazacağım hakkında bir fikrimin olmamasıydı. Aklıma yaklaşık 1 ay önce okuduğum Julia Quinn'in son yazdıkları geldi. Bu sefer yorumumda ufak bir fark var. Yorumum kitap değil, amatör çevirilerle internet ortamında bulunan bazı hikayeleri olacak. Şu ana kadar 3 tane hikayesi çevrildi ben de onları sırayla yorumlamaya karar verdim. 


                                            İki Kız Kardeşin Masalı

 Orijinal adı "A Tale of Two Sisters" olan hikaye, "Where's My Hero" adlı kitapta bulunmaktadır. Bunun haricinde kitapta Türk okuyucuların beğendiği yazarlar olan Lisa Kleypas ve Kinley Macgregor da kendi hikayeleriyle bulunmaktadır.


 Konusu: Ned Blydon bir gün atıyla gezerken yolda ayağı burkulmuş bir kız görür. İsmi Charlotte Thornton'dur. Daha önce ikili karşılaşmış olsa da az konuşmuşlardır. O günkü karşılaşmaları ve sohbetleri sonucu ikili birbirlerine karşı bir şeyler hissetmeye başlamışlardır ancak bu hisleri inkar etmek durumundadırlar çünkü Ned birkaç güne Charlotte'ın büyük kardeşi Lydia ile evlenecektir.


 Yorumum: Ned Blydon, "The Splendid Triology" serisinde bulunan biri. Hikayede kendisini çok sevsem de seriyi okumadığım için tam gözlemimi sunamıyorum sizlere. Gördüğüm kadarıyla kendisi aşka inanmasa da gayet zeki ve eğlenceli biri. Charlotte ise hayat dolu ve iyiliksever fakat bir nevi günah keçisi kitapta. Kardeşine yardımcı olmaya çalışması sonucu başına gelmeyen kalmıyor. 

 Çevirmenin dediği gibi: Bu acemice yapılmış bir çeviri. Yani çeviri hataları orta seviyede ama hikayeden aldığım zevki engellemedi. İkili arasında geçen konuşmalar yüzünüzde bir gülümseme bırakıyor,hikaye içinizi ısıtıyor.

                                            

                                                Sevgiliye 36 Mektup

 Orijinal adı "36 Valantines" olan hikaye "The Further Observations of Lady Whistledown" adlı kitapta bulunmaktadır. Evet sevgili okuyucular, Bridgerton serisinde doğru çıkarımları ve eğlenceli yorumları olan dedikoducu yazarımız Leydi Whistledown'un ta kendisi. Bu kitapta Julia hariç 3 yazar daha Leydi Whistledown'un ciddiyetle takip ettiği çiftleri ele almış durumda. Bu yazarlar Suzanne Enoch, Karen Hawkins ve Mia Ryan. Ben bu üç yazarı da okumadığım için kalemleri nasıldır bir fikrim yok. 



 Konusu: Susannah Ballister, cemiyet hayatına adım atar atmaz Londra sosyetesinde popüler biri hale gelmiştir. Birçok talibi olsa da Clive Mann-Formsby onun ilgisini çekmiştir. Clive de onun ilgisine karşılık verince evlenmeleri kesin gözüyle bakılmıştır. 2 aylık arkadaşlıkları sonucu Clive evlenme teklifini sonunda yapmıştır. Sorun şu ki bu teklif Susannah'a değil, Harriet Snowe'a yapılmıştır. Bu durum sonucu sosyete Susannah'ı alay konusu hale getirmiştir ve Susannah çareyi bir süre inzivaya çekilmekte bulmuştur.

 Aylar sonra katıldığı ilk davette ne yazık ki Clive ve eşi de bulunmaktadır. Susannah onlarla karşılaşmamak için elinden geleni yaparken daha kötü bir durumla karşı karşıya gelir. Clive'in ağabeyi Renminster Kontu David ile karşılaşır. Bu karşılaşma ikisi için bir dönüm noktası olacaktır.

 Yorumum: Çevirilen hikayeler arasında en sevdiğim kesinlikle buydu. Her şeyi yerli yerindeydi. Aile bağları, romantizm, komik anlar... Kısaca klasik Julia hikayesi. Özellikle David'in Susannah'a aşkını ilan etmesi için bulduğu yöntemdeki bocalaması çok tatlıydı <3 Ayrıca çevirisi de çok güzeldi, hatası minimum seviyedeydi. Hatta bu hikayesi daha uzun olmalıydı bence, okumaya doyamadım. Bizdeki başlık daha uygun geldi bana. 36 Valentines denince insan başka şeyler anlıyor ister istemez.

                                                     İlk Öpücük

 Orijinal adı "The First Kiss" olan hikaye, Leydi Whistledown'un 2. kitabı olan "Lady Whistledown Strikes Back"ta yer almaktadır. Geçen kitapta olduğu gibi bu kitapta da aynı yazarlar bulunmaktadır.

 Konusu: Leydi Mathilda Howard'ın kardeşi savaştayken vefat etmiştir. Kendisi en yakın arkadaşı olan Peter Thompson'dan ölürse kız kardeşine göz kulak olmasını istemiştir. Peter, Mathilda'yı bir akşam yemeğinde bulur. Ve onu görür görmez ona karşı birtakım duygular beslemeye başlar.

 Yorumum: Ne yazık ki bu hikayesini pek beğenmedim. Baş karakterler biraz soğuk geldi bana. Hikaye de pek içi açıcı değildi. Gerçi sonu güzel bağlanmıştı. Çevirisi de en kötü olan hikaye buydu.

 Bu 3 hikaye hakkında genel yorum yapacak olursam: 3 hikayede en çok korktuğum çevirilerin Julia'yı yansıtamamış olma fikriydi. Neyse ki öyle bir durum hiç yaşanmadı. Bildiğim Julia'yı okumak güzeldi. 

 Julia özleyenler için tam ilaç gibi gelen hikayeler bunlar. Fırsat olduğunda bir ara okuyun derim.

28 Kasım 2015 Cumartesi

Saklı Şehvet-Alıntlar


 "Onu kapımın önüne bırakıp terk etmiştiniz." diye şansını denedi Silence.
 O'Connor başını kaldırarak eğlendiğini gösteren bakışlarla yüzüne baktı. "Onu sana emaneten bırakmıştım."
 "Neden?" diye fısıldadı Silence. "Neden ben?"
 "Çünkü..." Elini indirdi. "Sen hayatımda gördüğüm en saf şeydin. Hala da öylesin, tatlım."


 Silence işi bittiğinde köpeğe ciddi bir bakış attı. "Ne düşünüyorsunuz?"
 "Bu," dedi Archie, "çok temiz bir köpek."
 "Harry'den daha kesin olduğu kesin." diye araya girdi Bert.
 "Yok canım," dedi Molly ağır ağır. "Köpeği yıkarken yaptığı banyoyu unutuyorsun."
 İki hizmetçi kız kahkahalarla gülmeye başladı.
 Harry sudan sırılsıklam olmuş yeleğini ağırbaşlılıkla düzeltmeye çalıştı.
 "Lad'ın işi bitti sanırım." dedi Silence'a bakarak.
 Silence evet anlamında başını salladı.  "Pekala, artık sudan çıkabilirsin Lad."
 Köpeğin bir daha uyarılmaya ihtiyacı yoktu.  Büyük bir su dalgası eşliğinde küvetten çıkarak hemen silkindi ve mutfaktaki herkesi baştan aşağı ıslattı.
 Hizmetçi kızlar çığlık attı, Bert bir küfür savurdu ve Archie ise tiksinerek yüzünü ekşitti.
 "İşte oldu," dedi Harry  neşeyle, "artık hepiniz en az benim kadar temizsiniz."


 "Aşk dediğiniz şey nedir ki?"
 Silence ona iyice yaklaştı. "Sizin hiçbir zaman sahip olamayacağınız bir şey. Hissetmeyi bile bilmediğiniz bir şey. Size acıyorum Mickey O'Connor çünkü ben gerçek aşkımı kaybetmiş olsam da, ona bir süreliğine sahip oldum. Siz ise aşkı asla tadamayacaksınız."


 Bebek başını kaldırdı ve bağırdı. "Kötü!"
 "Sizce günün birinde beni başka bir isimle çağırabilecek mi acaba?"
 "Bilemiyorum, bu sizin Mary'den 'o' diye bahsetmekten vazgeçip geçmemenize de bağlı olabilir."


 Silence sesinin kurbağa gibi çıkmasından korkarak boğazını temizledi. "Uyudu mu?"
 Mickey sanki bir rüyadan uyanırcasına gözlerini kırptı ve bağını eğerek Mary Darling'e baktı. "Evet, sanırım uyudu. En azından yaygara koparmaktan vazgeçti."
 Silence hissettiği büyük rahatlamayla gülümsedi. "Yaygara mı kopardı? Ah, harika!"
 Mickey kaşını kaldırarak Silence'a bir bakış fırlattı. "Çocuğa bana eziyet etmeyi de mi öğrettiniz yoksa?"
 "Ah, hayır!" dedi Silence telaşla, utandı. Ona gerçekten eziyet ettiğini mi düşünüyordu? Ne kadar saçma bir düşünce! "Şey, o kadar halsizdi ki. Eğer huysuzluk yapacak kadar kendine geldiyse, daha hissediyor olmalı diye düşündüm."
 "Ah." Bebeğin başına neredeyse şefkat dolu gözlerle baktı "O zaman avazı çıktığı kadar bağırmaya başladığında sevincim katbekat artacak demektir.
 "Öyle de olmalı."


 "Sizin kadar bilgili olmayabilirim, sizin gibi sürekli değişen sevgililerim olmamıştır, kanunları ve toplumsal ahlak kurallarını da çiğnemiyor olabilirim ve bir nehir korsanının romantik hayatına sahip değilim belki ama bildiğim bir şey varsa, Mickey O'Connor, o da bütün çocuklarını seven bir anneye sahip olmayı hak ettikleridir. Ve çocuğunu gerçekten seven bir annenin onu korumak ve kurtarmak için her şeyi ama her şeyi yapacağını da biliyorum."


 "Belki de annem beni gerçekten sevmemiştir." diye fısıldadı Mickey.
 Silence'ın muhteşem gözleri aniden yaşlarla doldu. "Belki de öyledir. Yine de bu sevilmeyi hak etmediğiniz anlamına gelmez."


 Mickey O'Connor'la konuşmuştu. Bir korsandan dileği olan biri olarak değil, bir insan olarak konuşmuştu. Bu basit eylem -konuşmak- her şeyi değiştirmişti. Silence artık onu sadece bir korsan olarak görmüyordu. O artık bir erkekti, yaşayan, nefes alan bir erkek. İncinebilen bir erkek. Çekici bulabileceği bir erkek.


 "Kızarmış ördek sevmez misin?"
 Mick daha başını kaldırmadan dudaklarının bir gülümsemeyle gerildiğini hissetti. "En sevdiğimdir."
 Silence dudaklarını ıslattı. "O halde neden tabağındaki ördeğe onu yeniden doğrayabilmek için canlanmasını ister gibi bakıyorsun?"


 "Yeni bir hırsızlık baskını yapmayı mı planlıyorsunuz?"
 "Korsan baskını. Niçin sordun? Bir kılıcın ucunda kanlı ölümüme kavuşmamı mı ümit ediyorsun?"
 "Aman tanrım, hayır! Böyle bir kaderi hiç kimse için dilemem."
 "Benim için bile mi?"
 "Özellikle senin için."


 "Sevdiğin kocan için namusunu tehlikeye atan sen değil miydin? Kapının eşiğinde bulduğun bir bebek uğruna şeytanın kendisiyle bir arada yaşamayı kabul etmemiş miydin? Sen, Silence Hollingbrook, bütün meleklerden daha ilham verici birisin."


 "Nereye gidiyorsun?" diye sordu Silence ona aceleyle yetişmeye çalışırken.
 "Sürekli soru soruyor, öyle değil mi?" diye mırıldandı Michael bebeğe bakarak.


 "Temperance'ın kollarına yığıldığımı nereden biliyorsun? Beni kapıya sen geçirmedin, o Harry'nin işiydi."
 Michael suskunlaşmıştı. "Penceremden seni dürbünle takip ettim. Cesaretini ve ablanın bekleyen kollarına yığılışını izledim."
 "Niçin?" diye fısıldadı. "Niçin beni izleyesin ki?"
 "Niçin acını paylaşmayayım?"


 Temperance dikkatle boğazını temizledi. "Pençelerinin arasında olmaktan keyif aldığını duydum."
 "Winter dedikodu yaptı, öyle değil mi?" diye sordu Silence somurtarak.
 Temperance'nin dudağının kenarı kıvrıldı. "Aslına bakarsan Asa'ydı. Hafiften yaşlanmaya yüz tutmş ve şoka uğramış, hassas bir kadın gibi davrandı."


 Silence ergenleri tanırdı. Geçen yılın tamamını onlarla ilgilenmekle geçirmişti. Her ne kadar sert ve umursamaz olsalar da aynı zamanda son derece tatlı ve hassastılar. Yaramazlıkları yumuşak ve ve kendi bağımsızlıklarını zekice laflar ederek savunurlarken bile gözlerinde hep özür dleyen bir ifade vardı.


 "Harry sana ne söylemek için gelmiş?" diye sordu Silence.
 "Senin endişelenmeni gerektiren bir şey değildi."
 "Endişelenmek istiyorsam ne olacak? Ya senin sorunlarını paylaşmak istiyorsam?"

Saklı Şehvet-Yorum



 Merhabalar, bir kitabı daha bitirmiş bulunmaktayım, güzel bir yorumla düşüncelerimi paylaşmak istedim sizlerle.

 Elizabeth Hoyt, ben de dahil olmak üzere, kaliteli tarihi aşk okuyan okuyucuların favorileri arasında yer alan bir yazar. Yazarımız şu an bu kitabında dahil olduğu Maiden Lane serisine devam etmektedir.12 kitaplık olması düşünülen serinin şu ana kadar 9 kitabı çıktı, bizdeyse 3 kitap çevrildi. Son çevrilen kitabı da Saklı Şehvet.


 Bu kitaptaki baş karakterlerimiz serinin en merak edilen çifti Silence Hollingbrook ve "Yakışıklı" Mickey O'Connor'u ele almaktadır. 


 Hatırlarsanız ilk kitapta Silence, kocasının hapse girmesini önlemek için Mickey'den yardım istemiştir, karşılığındaysa onunla bir gece geçirmiştir. Aralarında herhangi bir cinsel münasebet olmasa da kimse Silence'a inanmamış, kocası da yaşananlardan ötürü denizlere yelken açmıştır. Bir gün Silence'in kapısına içinde yalnızca "darling" yazan bir sepet bırakılmıştır, içinde bir kız bebeği bulunmaktadır. Silence onu yurda götürür ve ismini Mary Darling koyar. 


 2. kitapta ise Silence yurtta çalışmaya başlamıştır ve gün geçtikçe Mary Darling'e bağlanmaktadır.Bu arada Mary Darling ve kendisine pahalı hediyeler gelmeye başlamıştır. Aynı zamanda kocasının denizde öldüğünü öğrenir ve kitabın sonunda kendisine bırakılan saç örneğinden ötürü Mary Darling'in babasının Mickey olduğunu düşünür.


 Son kitabımız Silence'in yeniden Mickey'in yanında bulunmasıyla başlar. Mickey'in azılı düşmanı Mary Darling'i öğrenmiştir ve Mickey kızını korumak için onu saraya geri getirmiştir. Silence da Mary Darling'ten ayrılamayacağı için kendisine acıların en büyüğünü yaşatan adamın yanında kalmayı kabul etmiştir.


 Yukarıda da dediğim gibi seriyi okuyanlar Silence-Michael arasında yaşanacakları daha ilk kitaptan merak ediyordu. Ve yazar ilk kitaptan itibaren bu ikili için okuyucularda çok yüksek bir beklenti oluşturdu. Açıkçası benim de başta beklentim yüksekti ama hayal kırıklığına uğramaktan çok korktuğum için seviyeyi ortalarda tuttum. Malum yüksek beklentilerle beklenilen bazı şeyler düşündüğünüz kadar güzel sonuçlanmıyor. 


 Kitap bittiğinde dediğim şey şuydu: "Waov, çılgın yazar, okuyucuları resmen coşturmuş!" Yani yazar başta düşündüğüm yüksek beklentinin de üstünde bir iş çıkarmış *-*


 Öncelikle Silence'dan başlamak istiyorum. Ben şahsen kendisini ilk kitapta fazla sevmemiştim, salak bir karakter olmamasına rağmen aklı bir karış havada olduğu belliydi. Sonraki 2 kitap boyunca karakterdeki büyük değişimler göze çarpıyor. Hele kendi hikayesinde o şaşkın kız gidiyor, yerine karşılaştığı her zorluğa göğüs geren, kızı ve aşkı için her şeyi yapmaya hazır, daha mantıklı ve olgun biri gelmiş.


 Mickey hakkında çok fazla bahsetmek istemiyorum çünkü her kelimem spoiler durumuna girer. Ama basit bir tanım yapmam gerkirse: Hoyt'un yaratmış olduğu en başarılı ve en acı çeken erkek. Yazar gerçekten anlatılması zor bir erkek yaratmış ancak yazar altından girip üstünden çıkmış. Yalnız kendisinin Mary Darling ile olan ilişkisine biraz daha yer verilebilirmiş. Hafiften havada kaldı yani ben kendisinde babalık duygusunun oluşumunu pek hissedemedim. Yine de diğer özellikleri bunu bir şekil kapatıyor.


  Bence kitap sırf bu iki karakter için bile okunur. Yazar karakter analizi nasıl yapılır sorusunun en çarpıcı örneğini bizlere sunmuş. Buradan kendisini tebrik ediyorum.


 Bunun haricinde çiftimiz haricinde başka karakterlere de yer veriyor yazar ilk iki kitapta yaptığı gibi. Örneğin Winter. Ahhh Winter! Bilmiyorum ben şu ana kadar en çok ona sempati besledim, hayran kaldım. Hatta zamanında kendisinin akıbetini Silence'dan daha çok merak ettiğimi söylemeliyim. Çok şükür ki sıradaki kitap Winter'ın <3 <3 <3 *-*  *-*  *-*  Yalnız Winter, büyük geçmiş olsun, sanırım sert bir duvara çarptın aslanım. Yazarcığım bana ve ona yaptığın hoş mu şimdi? Niye birbirlerine zıt kutup olan karakterleri çift yapmak zorundasın? Evet arkadaşlar, şimdiki zıt kutbun ismi Isabel. Kendisi ilk kez bu kitapta göründü ve bende pek olumlu etkiler bırakmadı. Alaycı, biraz ukala, çok sıcakkanlı değil. Tabi ilk görünüşü olduğu için hemen de hoşlanmadım diye atlamayacağım. Silence'dan da fazla hoşlanmamıştım ama yazar ağzımın payını güzel verdi :-P


 Ayrıca 6. kitabın baş karakteri olacak olan Artemis isimli hanım kızımız da göründü ilk kez. Bana kalsa ben Winter-Artemis çifti derdim. Yanlış anlaşılmasın kitapta öyle bir sinyal kesinlikle yoktu ama Winter'ın disiplinli mizacına Artemis'in yumuşaklığı çok iyi gelirdi bence. Artemis'e de geçen kitapta tanıştığımız Hero'nun ağabeyi Maxiumus'u uygun görmüş yazar. O da Artemis'e sanki biraz ağır kaçacak gibi duruyor çünkü kendisi Winter'dan daha sert biri. Ama ne yapalım yazar bunu uygun görmüş onunla idare edeceğiz.


 Kitap gerçekten şahane olmasına rağmen 2 kusur buldum kendimce. Bunlar da hikayenin kendisiyle alakalı değil, biri benim hüsnü kuruntum :D


 Öncelikle hüsnü kuruntumla başlayım ben. Kapak! Evet ben yine kapağı beğenmedim arkadaşlar. Daha doğrusu benim bu serinin bütün kapaklarıyla bir sorunum var :D Sebebimse şu: Pegasus orijinalleri kullanmasına rağmen bence bu kapaklar bu seriye göre fazla caflaflı, hiç ciddiyet yansıtmıyor. Sanki kitap sırf erotik bir kitapmış gibi görülüyor. Halbuki şu 2 kapak ne kadar da mükemmel bir şekilde seriyi yansıtıyor.




 Bana kalsa sağdaki acayip güzel bir kapak, yani seriye ve karaktere tam uyuyor. Soldaki de ille kapakta bir çift görünsün diyenlere çok uygun.

 Ayrıca hani Mickey'in lakabı Yakışıklıydı? Arkadaş bizdeki kapaktaki abinin neresi yakışıklı sorması ayıp? Valla ten rengi hariç kafamdaki Mickey bu değil arkadaşlar. Tipsizin adı da Emmanuel Fremin imiş. Allahım ismi de kadın gibi. Gerçi bir iki resimde fena değil ama ben kendisini şahsen şu resimle hatırlayacağım:


 Ay şu resme bakınca cidden beni bir gülme alıyor :D :D :D Geri kalan resimlerine siz bakarsınız artık.

 2. kusur da şu: Çeviri hataları. O kadar fazla vardı ki resmen güzelim kitabın içine etmişler. Alınan zevkimi düşürdü. Tamam Pegasus'un çevirileri genelde iyidir ve istisnalar olabilir mi, elbette. Normalde buna takmak istemesem de fena taktım. Çünkü aklıma yine genç yetişkin türü geldi :/ O türe hem sıklıkla yer veriyorlar hem de güzel çeviri sunuyorlar. Biz tarihi aşk severler ise kırk yılda bir kaliteli kitap bulmuşuz ve çeviri sorunuyla karşılaşıyoruz. Yani tarihi aşk okuyucularını takmıyoruz deseler bu kadar can yakmaz. Bildiğin okuyucuyu ciddiye almamışlar bu kitapla.


 Biraz uzun bir yazı olduğunun farkındayım. Ama çok sevdiğim bir kitap olunca seviyorum uzun yazmayı iyi ve kötü yönleriyle. Çeviri hataları hariç kitap size gerçek bir tarihi aşk romanı nasıl olurmuş onu gösteriyor. Dileğim fazla geç olmadan aslanım Winter'a da kavuşmak.

26 Kasım 2015 Perşembe

Şahane Bir Kadının Gizli Günlüğü





 Blog'umu açmam vize zamanlarıma denk geldiği için ne kitap okuyabildim ne de siteyle ilgilenebildim. Sonunda bitti vizeler ve ben Tüyap'tan almış olduğum kitapları okumaya başladım.

 Bu benim ilk kitap yorumum olduğu için çok sevdiğim bir yazarla açmak istedim. Aslında ilk yapacağım kitap yorumu Elizabeth Hoyt'un bizde çıkan son kitabı Saklı Şehvet olacaktı ancak aklıma başka birisi geldi. O kişi de Julia Quinn.

 Bu yazarın gerçekten bendeki yeri ayrıdır. İlk okul 5'ten lise 2'ye kadarki dönemimde kendime uygun kitap türü bulamadığım için kitaplarla arası baya açılmış biriydim. Ayşe Kulin'in Veda ismi romanıyla kitap dünyasına geri dönüş yapmaya başladım. 1-2 ay sonrasında 3 tarihi aşk romanı almıştım ve ilk ikisi beni memnun eden kitaplar değildi. Sıra Julia'ya gelmişti, kitabı daha ilk sayfalardan beni çekmeyi başarmıştı. Bitirmem biraz uzun sürse de ben o kitaptan oldukça etkilenmiştim. Böylece Julia hem tarihi aşk türünü sevmemi sağlamış hem de kitap aşkımı yeniden alevlendirmişti.

 Yapacağım ilk yorumu da bu kitaba yapmak istedim. Başlıkta da görüldüğü gibi benim kitap kurdu olmamı sağlayan kitabının ismi Şahane Bir Kadının Gizli Günlüğü. Çok fazla tarihi aşk romanı okudum ve bir çoğunu da sevdim ama hiçbiri bu kitabın üstüne çıkamadı benim gözümde. 4 sene geçmesine rağmen arada açar okurum.

 Bir kere yazarın kalemi harika. Hangi kitabı olursa olsun yazar resmen sizlere o kitabı yaşatıyor. Ayrıca diğer tarihi aşk yazarlarından farklı olarak güçlü bir mizah anlayışı var. Çoğu yerlerde sizi gülmekten yerlere yatırırken hüznü de işlemesini iyi biliyor. En güzel örneğini bu kitapta yaratmış. Şahsen ben sonlara doğru baya ağlamıştım. Her okuyuşumda da ağlatmayı başarıyor.

 Hele karakterler, bu kitapta sevmediğim tek bir kişi yoktu -Fiona'yı saymazsak ama o da bir yerde görülüyor- Özellikle Miranda'ya bayılıyorum ben. Kitaplara aşık biri; zaten günlük tutan birinin kitap sevmemesi mümkün görünmüyor bana. Aşkına da sahip çıkmayı çok iyi biliyor. Bir iki yerde bocalasa da suçlusu tamamen Turner'dır.

 Eğer Jack olmasaydı -yazarın Kayıp Dük kitabının baş karakteri- yazarın aşık olacağım erkek karakteri Turner olurdu. Yaralarına merhem olmayı çok isterdim. İlk eşinin attığı kazıklara kadar kendisi iyiliğe inanan ve centilmen biri. Eşinin kaybından sonra hayata küsmüş, ruhunu kaybetmiş biri olarak karşımıza çıkıyor kitapta. Sonlara doğru baya öküzlük yapsa da yaptığı hatayı geç fark etse de yine de kıyamam ben ona.

 Olivia tam bir cadı :D Kitabın eğlence kısımlarını oluşturan kişi diyebilirim Olivia için. Çoğu benzetmeleriyle beni baya güldürmüştür.

 Tarihi aşk sever biri olarak eğer bu kitabı okumamışsanız çok şey kaybediyorsunuz derim.

14 Kasım 2015 Cumartesi

Ah Yayın Evleri, Ne Zaman Barışacak Sizlerle Yıldızımız?

 Merhaba arkadaşlar, az önceki 34. Tüyap Kitap Fuarı paylaşımımda paylaşmak istediğim bir şey vardı ama asıl konudan sapacağı için buraya açtım konuyu. Aslında biraz dallanıp budaklanan bir konu oldu umarım okurken sıkılmazsınız.

 Başlıktan da anladığınız gibi isyanlarda bulunacağım. Konumuz neden okunan bazı kitap türleri unutuldu ve belli başlı olanlara geçildi? Örnek olarak Pegasus'u vermek istiyorum. Vikitap'ta yorumlarımı takip edenler bilir benim Pegasus sitemlerimi :D  Neyse gelelim konuya.



 Çarşamba günü uğradığım son yayın eviydi Pegasus. Ve kendileri şunu fark etmemi sağlamıştır: Artık Pegasus Yayınları ayrımcı bir yayın evi olmuş. Evet, yanlış duymadınız ayrımcı! Peki neden ayrımcı?

 Aslında pazartesi günü asıl uğrayacağım yer Pegasus olacaktı çünkü oradan almak istediğim historical romanlar yani tarihi aşk romanı vardı. Özellikle elimde bulunmayan Teresa Medieros kitaplarını almayı çok istemiştim. Bir de ne göreyim 3 stand içinde yalnızca 1 standda vardı bu kitaplar ve bunlar da en son çıkan tarihi aşk romanlarıydı. Önceden çıkardıkları tarihi aşk romanlarından eser yok. Tabi Teresa da ortalıkta yoktu. O kadar küçük bir alana koymuşlar ki kitapları bulabilmek için baya çaba harcamanız gerekiyor. Halbuki geçen seneki fuarda çıkardıkları bütün tarihi aşk romanları her standda vardı. Bulduğumda da kimse o taraflara bakmıyordu. Ayrıca polisiye, korku, gerilim kitapları da bir standa alınmış arkadaşlar.

 Gelelim bunun neresinde ayrımcılık? Pegasus'un 3 standında da en çok yer kaplayan tür neydi bilin bakalım? Doğru bildniz, young adult kitapları! Bizdeki adıyla genç yetişkin. Bundan sonra genç yetişkin diye yazmaya devam edeceğim. Distopya da baya vardı ama onlara distopya demek hakaret olur. Çünkü çıkardıkları aslında yine genç yetişkin tarzında olanlar. Ve hala nerede bu tarz var, ilk atlayan Pegasus olmuş arkadaşlar.


 Ve Kristin Hannah denen başımın belası da her standda vardı.




 Bunu söylediğim için çok üzgünüm, belki çoğunuz bana katılmayacak ama artık Pegasus için hiç olumlu şeyler düşünmüyorum. Pegasus artık seçkin bir yayın evi değil benim gözümde. Eskiden çıkardıkları kitaplarda daha seçici davrandıkları anlaşılıyordu. Her türden kitaba eşit oranda ayrıcalık verilirdi. Şimdi amaçları sadece 12-18 yaş aralığı olmuş. Nerede popüler genç yetişkin varsa onları çıkarmayı hedef haline getirmişler. Biz tarihi aşk romanı okuyucuları veya gerilim okumayı severler anca 4-5 ayda 2 yazar görelim.

 Orada ne güzel Brenda Joyce var, ablam gitmiş 50'den fazla kitap yazmış, sen hala Kristin öncelik de dur! Ne olurdu Gönülçelen'den sonra şu ikisinden biri çıksaydı 1-2 aya.


  Ayrıca en kızdığım şeylerden biri de şu. Diyelim ki Telepati serisinin 2. kitabı yeni çıkacak, duyuru yayınladılar 6 gün sonra çıkacak diye. Bazı okuyucular şunu diyor: 3. kitap ne zaman? Haydaaa daha 2. kitap çıkmamış, hemen 3. kitap soruluyor. Hadi bizim gibi çok uzun süredir bir yazarın kitabını bekliyorsan kabulüm ama biliyorsun ki yayın evin önceliği genç yetişkine veriyor ve o kitap 3-4 ay içinde çıkacak. Umarım anlatabilmişimdir kızgınlığımı.




  Kızgınlığım Pegasus'a diyorum da biraz haksızlık yaptığımı da kabul ediyorum. Çünkü o kişiler şu kitap çıksın diye fazla ısrar ediyorlar. Benim gibiler ne yapıyor? Hiçbir şey!

 Gelelim 2. soruna: Bunun da başlı kahramanı benim için Epsilon'dur. Eskiden ne kadar güzel bir yayın eviydin sen Epsilon. Her ay 10'a yakın kitap çıkarırdın ve çoğu tarihi aşk romanıydı. Ne zaman Haziran 2012 yılına geldik, başladı sorunlar.

 Önce kitap sayısı azaltıldı. 2013'ten itibaren tarihi aşk romanlarının yerini çocuk kitapları aldı. Her ay 7-8 çocuk kitabı. Tarihi aşk romanı yazarlarından Julia Quinn ve Julie Garwood'un yılda 2 kitabı çıkmaya başladı. Diğer yazarlardan yılda veya 2 yılda bir kitap çıkmaya başladı. Ayrıca verilen sorulara cevap almak ne mümkün, değil cevap vermek, seni soru sordun diye engellediler. Ve bu yayın evi dedi ki 2015'e sürprizimiz var dedi. Epsilon'u takip eden çoğu kişi sandı ki "Sanırım eskiye dönecek." Bir de ne görelim. Yayın evi son moda olan Wattpad'i takip etmeye başlamış.





 Epsilon'dan önce yine Wattpad kitabı çıkaran vardı Postiga ve Müptela Yayınları gibi ama onlarla Epsilon arasında şöyle bir fark var. Bu iki yayın evi zaten Wattpad yazarlarını tanıtmak ve okuyucuların bilgisayardan okudukları hikayeleri kitaplaştırıp onların önüne sunmak için kurulmuş.

 Yani Epsilon, Pegasus'tan daha kötü durumda. Pegasus hiç olmazsa amaç değiştirdi. Bunlarınsa artık bir amacı yok! Ki Wattpad okuyucuları da Epsilon'dan memnun değil. Farkında mısınız Epsilon'un anlaştığı çoğu Wattpad yazarlarının kitapları Tüyap'ın başlamasına 1 hafta kala çıktı? Şu an sinirden gülesim geliyor.

 Ve hatırlarsanız temmuz ayında bu yayın evi bir soru köşesi hazırladı. Sorulan soruların da çoğu benzer sorulardı. Ve cevaplar 2-3 hafta içinde geldi. O konuda bile yavaşlar. Cevaplar bile şöyle: Şu yazarın kitabı eylülde çıkacak. Geciktirdikleri kitapları geçtim, geç cevap verdikleri için bile bir özür dilemedi şu yayın evi. Ve hala bazı yazarları bekleyenler var. Örneğin Julia Quinn sözde temmuzda çıkacaktı ama ağustos sonu çıktı. Kinley Macgregor ağustosta, Anne Stuart eylülde çıkacaktı, hani nerede bu yazarlar? Geç çıkardıkları yetmiyor, okuyucuyu aptal yerine koyuyorlar.



 Wattpad konusundaki düşünceme gelince: Ben bu siteyi Jennifer Royce sayesinde duymuştum ve o zamanlar kitabının çıkmasına da daha aylar vardı. Sırf onun için kaydolmuştum ve beni çok şükür asla hayal kırıklığına uğratmadı yazdıklarıyla. Sonra 2-3 kitaplaştırılmış yazar okudum Wattpad'den, onlar beni memnun edemedi. Şimdi Ephesus'tan çıkan birkaç yazarın hikayelerini okuyacağım ki Ephesus'un 1-2 yazar haricinde seçici davrandığına inanıyorum. Onun haricinde başka yayınların Wattpad kitaplarına bakmak istemiyorum. Sebebini az sonra sıralamamda söyleyeceğim.

 Gelelim şimdi sıralamama. Sıralamam en sevmediğim türler diyelim:

 4. Günümüz Aşk: Bu türden de o kadar çok kitap çıkıyor ki yayın evlerinden. Madem yönelmek istiyorsunuz aşk romanlarına biraz da tarihi aşk romanlarına bakınız sevgili yayın evleri.



 3. Distopya: Aslında bu türle fazla bir sorunum yok. Okuduğum 1-2 tanesi benim beğenimi kazanmıştır 1984 romanı gibi. Ama bana bu türde kitap tavsiye etmek istiyorsanız lütfen ağırlığı genç yetişkin türüne kaçan kitap olmasın. Ben kahramanlarımda 25 yaş ve üstü görmek isterim bu türde.



 2. Wattpad: Çoğu kişinin ilk sırasında olan bu tür benim için 2. sırada. Hoşlanmamamın asıl sebebi yayın evlerinin kolay yoldan para kazanmak için bu türe ağırlık vermesidir. Beklenilen onca yazarı bir anda silip atmalarıdır. Yoksa okumasam bile çıkması çok da umurumda değil. O hikayeleri ben sevmesem de seven bir sürü genç var. Varsın saçma olsun, eğer gençlerimiz kitap okuma alışkanlığına bu yoldan başlayacaksa ben destekliyorum o yönden Wattpad'ı. Ben de ağırlık olarak tarihi aşk romanı okuyorum ve çoğunun edebi değeri yok aslında. Ama şimdi yavaştan başka alanlara kaymaya başladım. Sadece istediğim şey Wattpad ile beklenilen yazarların eşit oranda gitmesidir.





 1. Genç Yetişkin: Ah ah! Ne zaman bitecek şu çılgınlık? Bunu 1. sıraya koymamdaki asıl sebep en çok ağırlık verilen tür olmasıdır. Zararlı bir virüs gibi her yerde bu tür var. Distopik kitap mı okuyacaksın, onlarca 15-18 yaş karakter koyalım. Bir de aşk üçgeni koyduk mu tamamdır. Günümüz aşk tarzı mı okuyacaksın hadi genç yetişkine. Doğaüstü varlıkların olduğu kitap mı, ne gerek var bunların gerçekte yaşayacakları maceralara. 16 yaşında karakterler koy yeter ve sadece aşklarına odaklan. Wattpad kitaplarının çoğu zaten genç yetişkin. Yabancı yazarlarda da genç yetişkine yönenilmiş durumda. Sırf bu durum yüzünden acayip soğudum şu tarzdan. Ki okumak istediğim genç yetişkinlerin çoğunu sildim listemden.



 Dileğim bir gün tarihi aşk, korku gibi roman okuyan kişilerin de isteklerinin gerçekleşmesi.





34. İstanbul Tüyap Kitap Fuarı

 Merhaba kitap severler, açtığım ilk konuyla karşınızdayım. Daha blog konusunda çok yeni olduğum için yaptığım acemilikler için şimdiden kusura bakmayın. Umuyorum ki kısa sürede bu durumu aşacağım :) .

 Gelelim asıl konumuza. Kitap okumayı sevsin sevmesin çoğu kişi Tüyap Kitap Fuarları'nı, özellikle İstanbul'da yapılan fuarı bilir. Her kitap kurdu için heyecanla beklenen fuar yarın bitiyor ama benim için alış veriş tamamlandı gibi bir şey. Ben de sizlerle aldıklarımı paylaşmak istedim; yalnız şöyle bir sorun var ki bazı kitapları bir arkadaşım saklasın diye verdim. Toplamda 35 kitap aldığım için hepsini eve sokmaya çalıştığım an evden kovardı bizimkiler :D. Yani bazı kitapların tarafımdan çekilmiş fotoğrafları yok ne yazık ki :( . Onları da şimdilik internetteki fotoğraflarını paylaşmak zorundayım. 

 Benim için en güzel geçen fuar bu seneki fuar oldu çünkü 3 gün gittim. Ve elim baya dolu döndüm. Kimisinden memnun kaldım, kimisi beni acayip kızdırdı. Bakalım neler almışım: 

 Pazartesi:

 + En sevdiğim gün, çünkü Tüyap'ın en boş olduğu gün. Okullardan gelen kişi sayısı fazla değil ve çoğu kişi işlerine gidiyor. Normalde daha fazla kalırdım o gün ama benim okulun en yoğun günü pazartesi olduğu için girdiğim gibi çıkmak zorunda kaldım. Ancak bir yayın evine uğrayabildim; yani bir nevi bir arkadaşa bakıp çıkacağım durumunu yaşadım.

  •   Uğradığım yayın evi Ephesus Yayınları idi. Ephesus Yayınları zaten çok sevdiğim bir yayın eviydi -seçtikleri yazarlar olsun, ciltli kapağa rağmen uygun fiyatı olsun, okuyucuların sorularını cevaplama ve isteklerini yerine getirmeye çalışmaları- o günden sonra favorim oldu.
 + Ephesus çalışanları beni geçen seneki CNR Kitap Fuarı'ndan hatırlıyorlar. Çünkü onlardan kitap almak istememe rağmen hangisini alacağım diye baya kafam karışmıştı ve o standta yarım dakika bunun mücadelesini vermiştim :D Neyse ki bu sene ne alacağımı kafamda oturtmuştum. Kitaplarda %30 indirim vardı ve sağ olsunlar aldıklarıma 10 tl daha indirim yaptılar. İşte aldıklarım:






 + Bir historical hayranı olarak ve çıktığı günden beri istek listemde olan Freya Mclowell'ın Lordum kitabını almış bulunmaktayım. Aynı zamanda yazar bir Türk yazar.

 + Burcu Büyükyıldız, aşk romanı okumayı seven birçok okurun favorileri arasında olan bir yazar. Önceden başka bir yayın evinden bir hikayesi yayınlansa da Ephesus'tan çıkan ilk kitabı merakımı cezbetttiği için önceliği Ephesus'a verdim.

+  Fatma Erdek uzun zamandır merak ettiğim yazarlardan biriydi. Okuyucuların beğenisini kazanmış bir Türk yazar ve çıkan son 2 kitabını fazlasıyla merak ettiğim için bir şans vereyim dedim.



 Çarşamba:

 + Benim için Tüyap'ın asıl başladığı gün diyebilirim. Yanımda da en iyi arkadaşım vardı. Onunla beraber farkında olmadan aynı sayıda kitap ve aynı miktarda para harcadık :D Gelin hep beraber inceleyelim. 




  •  Uğradığım ilk stand Everest Yayınları'nın standı oldu. Yalnız % kaç indirim yaptıklarını hatırlamıyorum. Ayşe Kulin'in ilk "Veda" serisini okumuş ve çok beğenmiştim. Ancak Gece Sesleri kitabı için aynı şeyi söylemeyeceğim. O kitaptan sonra yazardan soğumadım ama baya ara vermiş olduğumu fark ettim. Hazır yeni kitap da çıkmış dedim ki neden almayayım. Kitap distopya türünde ki hiç sevmem -bazı yazarlar sağ olsunlar bu türden cidden tiksinmemi sağladılar- ama Kulin'in kaleminin gücünü bildiğimden ve böyle bir türde başarılı olacağına inancım tam olduğundan aldım kitabı. 
  •  Aldığım diğer Kulin kitabı Hayal oldu. Kitabı Remzi Kitabevi'nden aldım. Remzi 4. veya 5. uğradığım yayın eviydi  Aslında aklımda yoktu ama hikaye olduğunu görünce -evde incelerken anladım ki aslında Hayal de anılarından oluşan bir kitap- elime geçti.
  •  Orhan Kemal Everest'in diğer yazarlarından biri. Daha önceden 1-2 kitabını okumuş biri olarak çok sevdiğimi söyleyebilirim.  Ondan El Kızı romanını ve Grev öykü kitabını aldım. Romandaki yeteneğini zaten bildiğim yazarın öykü yeteneğinin de iyi olduğuna eminim.
  • Uğradığım 2. yayın evi İş Bankası oldu. Stefan Zweig'in Satranç kitabını almak istemiştim ama arkadaşımda o kitap varmış ben de bu yazarı ilk kez okuyacağım için kısa bir şey olsun diyerek Yakıcı Sır kitabını aldım. Bu kitap için %25 veya %30 indirim uyguladılar sanırım bana.
  • 3. yayın evim İthaki Yayınları oldu. Buraya uğramamdaki tek amaç Doctor Who oldu aslında :D Arkadaşım farklı kitaplar olsun diyerek, ikimiz de favori doktorlarımızın kitaplarını aldık. O. Trenzalore Öyküleri'ni, ben de Silüet'i aldım. Önceden de belirttiğim gibi kitap 12. Doktor'un hikayesi ki o benimdir arkadaşlar, River hariç kimselere yar etmem onu :D Ayrıca favori yol arkadaşım olan Clara da bizlerle beraber. <3 <3 Acaba Stark nam-ı diğer Patates Kafa gene neler yaptı merak ediyorum :D
  •  4. veya 5. yayın evim Altın Kitaplar oldu. Yaptıkları indirim %20 idi.  Bugüne kadar polisiye tarzı roman okumamış biri olarak açılışı polisiyenin en iyi yazarlarından biri olan Agatha Christie ile yapacağım. Eğer hoşuma giderse polisiye, umarım ileride iyi yazar bulmakta zorlanmam diyorum çünkü baya yüksek çıtadan başladım ben. Acı Kahve, Beklenmeyen Misafir ve Büyük Dörtler aldıklarım oldu.
  • 6. yayın evim Can Yayınları oldu. Uzun zamandır Can'dan almak istediğim baya kitap vardı. Her zamanki gibi %20 indirim vardı ve o fiyatlar bile el yakıyor.
  + George Orwell'ı hepimiz Hayvan Çiftliği ve 1984 romanlarıyla tanıyoruz. 1984'ü yarım okumuştum ama güzeldi. Bu sefer bir nevi otobiyografsi olan Paris ve Londra'da Beş Parasız kitabını aldım. 

 + Alice Munro'nun çoğu kitabını beğensen de başlangıç olarak Firar isimli öykü kitabını aldım.

 + Susanna Tamaro'nun en ünlü kitaplarından biri olan Yüreğinin Götürdüğü Yere Git aldığım diğer bir kitap.

 + Gabriel Garcia Marquez çok uzun zamandır merak ettiğim yazarlardan bir başkası. Kırmızı Pazartesi'yi arkadaşım temin edecek bana. Ben de Mavi Köpeğin Gözleri isimli kitabını aldım.

 + Tam işim bitti derken gözüme Halide Edip Adıvar takıldı ve almasaydım onun kitaplarını gerçekten üzülürdüm. En meşhur kitapları olan Ateşten Gömlek ve Vurun Kahpeye çantaya attığım diğer kitaplar oldu. 
  • 7. Yapı Kredi Yayınları idi. Ve başımıza baya dert açtı arkadaşımla. Bulunduğu yer 2. salondu. Ve oraya adımımızı atar atmaz üzerimize kalabalık hücum etti. Oraya varmak için dişimizi tırnağımıza taktık diyebilirim. Ve oraya vardığımızda da ayrı bir sorun bizi bekliyordu. En kalabalık yayın evi kesinlikle Yapı Kredi idi. Kitap incelemek gerçekten zorladı bizi orada. Bir de kitapların parasını ödemek için sırada beklemek zorunda kaldık. %25 indirim yapmışlar kitaplara. 
 + Ben kendime Türk edebiyatının usta kalemlerinden olan Yaşar Kemal'i aldım. Kendisi de yeni okuyacağım bir yazar olacağı için en ince ve seri olmayan kitaplarını aldım kendime. Sarı Sıcak, Kuşlar da Gitti, Tek Kanatlı Kuş aldıklarım oldu.
  • Benim için günün son yayın evi Pegasus Yayınları oldu. Onun hakkında yazacağım çok fazla şey var ama sonraki konuma yazacağım yoksa asıl konudan baya sapmış olacağım. Can'dan sonra en çok el yakan 2. kitap evidir kendisi ve %20 oranında indirim vardı. Setler %30 indirimliymiş. 
 + Aldığım tek kitap Elizabeth Hoyt'un çevrilen son kitabı Saklı Şehvet oldu. Aslında Kiralık Nişanlı ve Aşk Yuvası kitaplarını da almayı istedim ama arkadaşım bu tarzı okumamı bir türlü kabullenemediği için sadece 1 kitaplık şansım vardı :D .

 Perşembe:

 Gittiğim son gün. Buna da başka bir arkadaşla gittik. Bunlar da o günden aldıklarım:










  • İlk uğradığım yer yine Everest olmasına rağmen ilk kitap satım aldığım yer Can Yayınları oldu. 
 + Paulo Coelho'nun Brida ve Veronika Ölmek İstiyor kitaplarının methini çok duydum ve ilk denemelerim onlarla gerçekleştirmeye karar verdim. Simyacı'yı önceki gün arkadaşım aldığı için ileride ondan ödünç alacağım.

 + Oscar Wilde okumayı düşündüğüm başka bir isimdi ve Mürver Ağacı isimli öykü kitabını aldım.

 + Sir Arthur Conan Doyle denince hepimizin aklına Sherlock Holmes geliyor ama ben bu adamı Sherlock'la tanımak istemiyorum ki kendisi de Sherlock yazmak pek istemiyormuş aslında. Maalesef ülkemizdeki çoğu yayın evi yazarın Sherlock serisine yönelmiş ve diğer yazdıkları dikkate alınmamış. Ben de Sherlock harici çevrilen kitabı Tekinsiz Hikayeler'i aldım ve pişman değilim şimdilik. Sanırım korku türüne de Arthur ile geçiş yapacağım.
  • 2. uğradığım yayın evi Martı oldu. Martı, okuyucularını her zaman mutlu eden bir yayın evi. Ciltsizler 10, ciltliler 15 tl. Gelin de sevmeyin bu yayın evini şimdi.
  + Martı hiç aklımda olmayan bir yayın eviydi ve almak istediğim kitabı yoktu. Ama arkadaşım Balzac'ın Vadideki Zambak kitabını alınca kendimi birden Thomas Hardy'nin, Emma ismli kitabını ve Gastın Leroux'un Operadaki Hayalet'ini alırken buldum :D
  • Sonrasında 2. Ephesus macerama başladım. Ve yine aldıklarıma 10 tl daha indirim yaptılar. Seviyorum sizleri :) .
  + Maureen Smith'in Seninim kitabını okuyup beğenmiştim ama elimde yoktu. Bu yolla Seninim ve Benimsin kitaplarını aldım.

 + Emma Chase'in 2 kitabını okusam da elimde yoktu, böylece Karmakarışık ve Darmadağınık kitapları da alındı. Her ne kadar Drew Evans isimli bir şizofren bulunsa da öyle biri gerçek değil ve kurunun yanında yaşı yakmak istemedim. Umarım 3. kitap bir an önce çıkar.
  • Son olarak Everest'e gittim. Oscar Wilde'ın, Dorian Gray'in Portresi kitabını daha uygun fiyata aldım. Anton Çehov aklımda olmayan başka bir yazardı. Kitapları ilgimi çekse de seçimimi Kırlarda Bir Gün öykü kitabından yana kullandım.
 + Almak istediğim daha bir sürü kitap vardı ama ya bulamadım veya geri dönüşü zorlayacak diye bırakmak zorunda kaldım. Artık başka sefere diyelim. 

 + Umarım bunları okurken sizler de benim kadar eğlenirsiniz :)