29 Ocak 2016 Cuma

Bu Adam-Yorum




 Genç iç mimar Ava O'Shea'nin, Manor'da onu neyin beklediğine dair hiçbir fikri yoktu. Ava başvuru görüşmesinde karşısına sıradan, hantal bir beyin çıkacağını düşünür, ancak karşısına müthiş yakışıklı, özgüveni yüksek, zevk peşinde koşan ve bu uğurda hiç sınır tanımayan bir çapkın olan Jesse Ward çıkar.

 Ava, bu adamdan etkilenmemeye çalışır ancak adamın içinde uyandırdığı tutkuları da kontrol edemez. Kalbinin bu adamı asla bırakmayacağını bilir ama içinde bir ses ona kaçması, ondan uzaklaşması gerektiğini söyler. Fakat onu deli gibi isteyen Jesse, ona sahip olmak için her şeyi yapacak ve gitmesine asla izin vermeyecektir.

***********************************************************

  Bu Adam kitabını ilk önce D&R'ın mağazalarında görmüştüm, o zamanlar kitap Türkçe'ye çevrilmemişti. Goodreads'ta da olumlu yorumları görünce kitabın bizim dilimize çevrilip çıkmasını bekledim haliyle. Çevrildi falan derken pdf şekli de geldi, ben de durur muyum okumakta olduğum bir kitabı yarıda bırakarak hemen okumaya başladım.

 Kitaba bayıldım, beklediğime değmiş demeyi gerçekten çok isterdim ama maalesef bunları diyemeyeceğim.

 Öncelikle karakterlerden başlayalım: Kitabın arka kapağından çıkardığım kadarıyla Ava kariyerinde başarılı, ayakları yere sağlam basan, biraz ciddi ama hoş bir bayan. Keşke gerçekten de öyle olsaydı. Aslında ben bunu Jesse ile ilk karşılaşmalarında anlamalıydım. Tamam, hadi ilk karşılaşma diye bunu azıcık mazur görelim; kızımız çalışamayacağını anladığında işi arkadaşlarından birine devrediyor, Jesse de kızı aşırı derecede rahatsız ederek bir şans daha ver şu projeye, yanına yaklaşmayacağım diyor. Tabi bunun yalan olduğunu okuyan herkes anladı. Kız ne yaptı peki, bir öpücükle hemen adamın kollarında eridi. Sonra yok yapamam seninle diye işin içinden çıktı. İç tasarımını yaptığı terası da şansa bakın ki Jesse almış. Ava, Jesse'nin zorlamalarına dayanamayıp onunla beraber oluyor fakat ertesi sabah nedenini bilmediğimiz şekilde görüşmüyor adamla. Ve Ava bunu kitap boyunca 2-3 kez daha yaptı. Yani Ava başarılı biri ama fazla tripli, ne istediğini hiç bilmeyen biri aslında. Bir de Ana Stelle karakterine ben ergen diyordum, Ava, Ana'yı da aştı.

 Jesse, Jesse, Jesse... Bu adam için söyleyebileceğim cümle şu olur: Christian Grey'in huy bakımından tıpatıp aynısı. Gerçi Grey de Ana'ya baya baskı uyguladı ama yeri geldi mi kıza biraz alan tanıdı. Jesse, Ava'nın ne istediğini bir an olsun önemsemedi. Her gün telefon,mesaj, ev tacizi yaptı. Anla işte kız istemiyor seni. Yok beyfendi durur mu? Adam baskıcılıkta dünya markası. Yeminle illallah getirtti bana şu herif.

 Yazarın diline gelirsem akıcı olduğu doğru, ki bun sayede kitabı birkaç saatte bitirdim. Genel anlamda konu toparlaması da iyi. Fakat cümleleri aşırı aşırı basit yapıdaydı. Yani Türkçe'sini beklemeye hiç gerek yokmuş kitabın aslında. Ayrıca o kitaba 528 sayfa fazlaymış. Kitap erotik olsa da fazla mı +18'lik sahne vardı acaba? Kitabın son 20-30 sayfasında asıl konuya gelmiş yazar. O +18 sahnelerin bir kısmını çıkar, asıl konuyu son 100 sayfaya aktar, böylece kitap pek boşa gitmemiş olurdu.

 Aspendos'un yine çeviri hataları olsa da önceden çıkardığı kitaplara göre çeviride büyük gelişme var. Gözüme fazla çarpan hatası yoktu. Ama kitap sanırım bugüne kadar okuduğum en açık saçık çeviriden meydana gelmiş. Aslında orijinal dillerdeki erotik romanlar gerçekte Aspendos'un çevirisi gibi ama bizde bu çeviriler genelde biraz daha yumuşatılıyor. Yayın evi bodoslama dalmış resmen. Bu durum rahatsız etti mi beni, aslında hayır. Dürüst olan çeviri daha hoşuma gitti. Yalnız bu kitap Can Yayınları'nın bazı kitapları gibi bir folyo ile kaplanıp satılmalı çünkü dil baya baya...

 Serinin 2. kitabını okumayacağım dersem yalan olur. Umuyorum ki kitap Elli Ton serisinden kopar, ertotizm kadar Jesse'nin sorunlarına da değinir, Ava da artık kendine çeki düzen verir.

 Puanım:3/5



26 Ocak 2016 Salı

Cazibenin Efendisi-Yorum



 Daha çok paranormal aşk türünde tanınan yazarlardan biri olan Sherrilyn Kenyon, Kinley Macgregor mahlasıyla zamanında tarihi aşk romanlarına da imza atmış biridir. Paranormal serilerden fazla hoşlanmadığım için o tarz kitaplarını okumadım, okumayı da düşünmüyorum. Bu yazar hakkında bildiğim bir şey varsa o da hem Pegasus Yayınları (paranormal kitaplar) hem de Epsilon Yayınları (tarihi aşk) tarafından okuyucuyu perişan etmesidir. Şöyle diyeyim, gördüğüm kadarıyla bu yazarın paranormal kitapları baya seviliyor ama Pegasus genç-yetişkinden başını kaldıramadığı için ( bu arada yine gitmişler nerede çok satan saçma ergen kitapları var kendi bünyesinde toplamış, desenize bu sene de tarihi aşksız kaldık historical severler :( ) yazarın tek kitabının çıkması 1-2 seneyi buluyor. Epsilon bu işi yıl bakımından daha da uzatır. Yazarın çevrilen ilk kitabı Nisan 2012'de çıkar. Sonraki kitap için birkaç ay önce Ağustos 2015 denmişti, çıkışı ise Aralık 2015'i bulmuştur. Yani yazar sevilen biri olsa da yayınevlerinin saçma doğrultuları üzerinde harcanmış biridir.

 Neyse gelelim kitap yorumuna. Kitap MacAllisters serisine ait olsa da seri sıralaması biraz karmaşık. Fantastic Fiction sitesine göre bu kitap serinin 2. kitabı, ama Goodreads'a göre de 1. kitaptır. Ondan önce çıkan Arzunun Efendisi FF'ye göre serinin ilk, Goodreads'a göre de diğer bir seri olan Brotherhood of the Swords serisinin ilk kitabı olarak görülüyor. Fakat yazar bu 2 seriyi bir araya toplamış. Dediğim gibi karmaşık bir yapı oluşmuş.

************************************************

Baş karakterimiz önceki kitaptan tanıdığımız Branden MacAllister'ı konu almaktadır. Bu arkadaş kadınlara bayılan biri fakat okuduğumuz diğer erkeklerden çok farklı yaklaşmaktadır onlara. Evet, Branden tek gecelik ilişki adamı fakat kadınları sadece "kullan at" olarak görmez. Onlara fazlasıyla saygı duyar, kadınların dünyayı güzelleştirdiğine ve genci yaşlısı olsun onlar olmadan hayatın renksiz olduğuna doğduğu günden beri inanmaktadır.

 Uzun bir aradan sonra doğduğu topraklara geri döner ama bir sorun vardır: hiçbir kadın ortalarda yoktur. Bu soruna sebep olan kişi Maggie isminde hanım kızımızdır. Branden bu sefer ben şansımı deneyim diyerek Maggie ie konuşmaya gider.

 Maggie, MacAllister'lara düşman olan bir kabile ile aralarındaki savaşı durdurmak için kadınları bir araya toplayarak bir yere yerleşmiştir. Branden'ın gelişi onun için sürpriz olur, çocukluğundan beri ona aşık olsa da bir kez bile Branden'ın ilgisini çekmemiştir. Ve şu anda elinden geldiğince ona karşı koymak zorundadır.

*************************************************

 İlk kitapla arasında 3.5 senelik bir fark olduğu için acaba ilk kitabı yeniden okusam mı sorusunu baya sormuştum kendime ama okumadım. İyi ki de okumamışım çünkü kitapta, önceki kitapla bağlantılı hiçbir şey yoktu.

 Branden'in klasik tarihi aşk erkeğinden farklı bir yapıda olması okumayı daha zevkli kılıyor.

 Maggie isimli kızlar bir başka tatlı oluyor, bunu anladım ben. Kitaptaki Maggie'yi çok sevdim ben çok narin ama lafı yeri geldi mi gediğine oturtan biri. Sevmemdeki bir sebep de Vikitap'taki kullanıcı adım olması. Onu da en meşhur Maggie'den almıştım: Simpsons ailesinin şeker üyesi, her bölüm beni kendine daha bağlayan, canımın için Maggie Simpson. Bu da resmi:


 Çok tatlısın sen *-*  *-*  *-*

 Kitap diğer tarihi aşk romanlarına oranla daha çerezlik bir kitap. Okunması gayet rahattı.

 Sırada sürgün kardeş Sin var ama o da bir 3.5 yıl sonra çıkar, ben de bu kitabı çoktan unuturum.

 Puanım:4,5/5

18 Ocak 2016 Pazartesi

Ruhumdaki Canavar-Yorum




 Ben iyi bir adam değilim. Değilim işte. Biliyorum. İçimde, dünyada en ufak ışık zerresi bile bırakmayacak kadar karanlık var. Ama zarar veremeyeceğim biri var, söndürmeye cesaret edemediğim tek bir ışık… Karissa. Benim bir canavar olduğumu düşünüyor ve belki de öyleyim. Onu her dokunuşumla ürkütüyor, ruhuna işkence ediyorum. Ama ben tek değilim. Dünya canavarlarla dolu ve en tehlikelileri ben değilim. Onların yanına bile yaklaşmıyorum. Tanrı bana yardım etsin ki onu seviyorum. Seviyorum işte. Ve Tanrı, onu benden almaya çalışan herkese de yardım etsin.

******************************************************************

 Kaldığı yerden devam eden serimizi bu sefer Naz'ın gözünden dinliyoruz. Sonu merakta bıraktığı için ve erkek gözüyle analatılan kitap tarzını daha sevdiğimden elime büyük bir hevesle aldım.

 Bana göre kitabın yarısı benim için olumsuzdu. Fazla iç ses, az hareketlilik ve Karissa-Naz arasındaki sorunlarda herhangi bir ilerleme görmedim kitabın ilk yarısında. Kitabın 2. yarısını ise okumaktan oldukça zevk aldım.  

 Kitapta hoşlanmadığım diğer bir kısımsa Naz'ın çok fazla "Haa" demesiydi. Bir iki kelime daha gözüme çarpmıştı ama şu an hatırlayamıyorum.

 Aslında bir kitapta iç ses gereğinden fazla ise, o kitabı okumak benim için işkenceye dönüşür ve o kısımları çabucak geçerim. Denildiği gibi, bu kitapta da fazla iç ses var ama o içi ses olmasaydı kitap baya boş bir şey olurdu. Ben o iç ses sayesinde Naz'ın kişiliğini ve psikolojisini daha iyi kavradım. 

 Karissa aynen bıraktığımız gibi, yine her şeyi oluruna bırakmış bir vaziyette, dünyadan bir haber dolaşıyor. Fakat Naz'ın gözüyle bakılınca Karissa'ya o kadar da gıcık kapmadım kitapta. Yani eh'lik bir karakter şu anda Karissa benim gözümde. 

 2. kitabın dili benim için daha güzeldi. Beğendiğim bir sürü cümleler vardı. Belki bir ara burada paylaşabilirim. Ama şu bölümü yazmazsam olmaz. Aslında kitap psikolojik ve dram ağırlıklı olmasına rağmen şurada ciddi kahkaha attım.

 "Konu açılmışken, tarihe karar verdin mi? Düğün konusunu hiç düşündün mü?"
 "Hayır."
 "Hayır," diye tekrarladım.
 "İstemediğimden değil," dedi. "Sanırım istiyorum." 
 "Sanırım istiyorsun."
 Yüksek sesle homurdandı. "Şunu yapmaktan vazgeçer misin?"
 "Neyi yapmaktan vazgeçer miyim?"
 "İşte bunu! Söylediğim her şeyi bu tonla tekrar etmekten."
 "Bu tonla söylediğin her şeyi tekrar etmekten mi?" (Benim için kayışın koptuğu yer :D :D) 
 "Naz!"
*************
 "Sanırım istiyorum. Bana evlenme teklif ettiğin günkü hislerim değişmedi. Aslında teklif etmemiş olsan da."
 "Teklif etmedim mi?"

 Şu sahne aklıma Kur'an satan Adanalı genci getirdi ister istemez :D

 Bu kitabın puanı Goodreads'ta baya yüksek. Yaklaşık 4.30 civarlarında. Bizdeki yorumlarla Goodreads'taki yorumların fazla uç noktalarda olması baya şaşırtmıştı beni başta. Sonra bunun kültür farkından kaynaklı olduğunu düşündüm. Bize göre, ortada bir sorun varsa tamamen olmasa da onu çözecek bir yöntem vardır. Ve romantik kitaplardaki problemli erkek karakterler bir şekil bunun üstesinden gelir. Bu kitapta ise Naz'ın sorununa çözüm yok gibiydi. Daha doğrusu kitabın sonuna kadar bize yansıtılan bu oldu, Naz sonlara doğru kendimi düzeltmeye çalışacağım diye Karissa'ya sadece söz veriyor. Emin değilim ama 3. kitap çıkabilirmiş gibi geliyor bana bu durumdan dolayı.

 Seriyi okumak isteyenler için söylüyorum. Bu seri kesinlikle bir aşk romanı değildir. Psikolojik ve gerilim tarafı daha ağır basan bir seri. Eğer romantizm okumak istiyorsanız istediğinizi verecek bir roman değil, haliyle sizleri de fazlasıyla hayal kırıklığına uğratacaktır. Eğer dediğim yönlerden bakarsanız hoşunuza gidebileceğini söyleyebilirim.

 Puanım:4/5

Gözlerindeki Canavar-Yorum



 Kırmızı Başlıklı Kız, Koca Kötü Kurt'a âşık olursa… Ignazio Vitale iyi bir adam değildi. Onu ilk gördüğümde tehlikeyi sezmiştim. Karanlık ve öldürücü… Büyüleyici ve ürkütücü... İstediğim her şey ve ihtiyacım olan son şey... Saplantı…

 Beni ağına düşürmesi, yatağa atması ve hayatına dahil etmesi çok uzun sürmedi. Onun sırları vardı, hayal bile edemeyeceğim sırlar… Gözlerindeki karanlık, ürkütücü ve heyecan vericiydi. O, yakışıklı prens maskesi ardına gizlenmiş bir canavardı ve maskesini çıkardığında her şey değişmişti. Ondan nefret etmek istiyordum. Bazen ediyordum da... Ama bu onu sevmeme engel olmuyordu. 

********************************************************************

 Serinin ilk kitabını yaklaşık 6 ay önce okumuştum. Şu an fark ettim ki daha önceleri yapmadığım şeyi geçen sene çok yapmışım. En başta konusu hoşuma gitmemiş veya sevdiğim tür olmadığı için okumayı düşünmediğim kitapları, gördüğüm yorumlar sonucu ve beğeni oranına göre okumaya başlamışım. Gözlerindeki Canavar da bu kitaplardan biridir benim için.

 Kitap genel olarak 1-2 fark haricinde herhangi bir erotik roman veya romantik kitap olarak ilerledi. Hatırlayabildiğim farklardan biri Naz'ın kendi içinde duygularını inkar etmeden kıza olan aşkını kabullenmesiydi.

 Aslında kitap fazla sıkıcıydı benim için, elimden bırakmak istediğim zamanları dün gibi hatırlıyorum. Ne olduysa sonlara doğru kitap akıcı hale gelmeye başladı.

 Yalnız, Karissa'nın kitabın sonlarına kadar Naz'ın ne yaptığıyla ilgilenmemesi beni de şaşırttı. Yani bu kadar vurdumduymazlık olmaz sanırım. 

 Kitabı okuyan bazı okuyucular tecavüzden rahatsız olmuşlar ama ben o tarz bir sahne göremedim. Kelime olarak geçiyordu kitapta ama kızımız bu durumdan pek rahatsız olmuşa benzemiyordu, en azından Karissa'nın cümlelerinden anladığım bu. 

 Puanım: 3,5/5  (Sondan dolayı)

13 Ocak 2016 Çarşamba

Sen Benimsin Yorum





 Öncelikle herkese merhabalar. Bir kitap daha tarafımdan okundu bitti. Sıcak sıcak bitirdiğim sırada Berfin'in de kitaba yeni başladığını öğrendim. Hazır okuyorken kitabı bitirince onun düşüncelerini almak istedim. Nasıl yapalım edelim derken aklımıza Berfin'in de üstte anlatmış olduğu bu şahane fikir aklımıza geldi ve kafamıza yattı. Bundan sonra okumak istediğimiz ortak kitaplarda mümkün olduğunca ortak yorumlar yapmaya çalışacağız :) Bu benim için de bir ilk olacağı için baya heyecanlanmış bir vaziyetteyim. Ve bu fikri benimle hayata geçiren Berfin'e çok teşekkür ederim. :) Hazırsanız gelelim benim yorumuma.


    Özlem Diyor ki:

 Günümüz aşk romanları pek tarzım olmasa da historical eksikliğinden ve boş vaktimi doldursun diye bunlara baya sarmış durumdayım bugünlerde. Ve ne yazık ki çoğu tam tahmin ettiğim gibi çıkıyor. "Keşke okumasaydım, zamanım çalındı resmen!" cümlelerini baya kullanmışımdır bu tür için. Sanırım bu döngüyü kıran şimdilik 2 kitapla karşılaştım. Biri blogumda da yorumu olan Jennifer Probst'un Sonuna Kadar kitabı, ikincisi de şimdi yorumunu yapacağım Sen Benimsin kitabı. 

 Konuyu Berfin gayet güzel bir şekilde anlattığı için o kısımlara girmiyorum. Ben öncelikle kapaktan başlamak istiyorum yoruma. Şu kapak Nemesis Kitap'ın en güzel kapakları sıralamamda ilk 10'a girer. Yalnız Nemesis'in hangi kapağı güzel değil ki? Gerçekten, kapak işini ciddiye almalarını seviyorum, beni çıkardıkları kitaplara daha bir istekli başlamamı sağlıyorlar.   

 İtiraf ediyorum ki kitabın başları benim için facia idi. İlk sayfaları okurken baya sıkılmıştım ve bırakmak istedim. Sanırım Ginger ve Derek'in tanışma faslından sonra kitap benim için açılmaya başladı. Yazarın kullandığı dil oldukça eğlenceliydi, kitabı gayet rahat bir şekilde okutturdu. 

 Karakterlere gelince; Berfin'in de dediği gibi Willa'ya ben de yazarın kalemi sayesinde ısındım. Fakat Willa bazı yönlerden eksik geldi bana. Örneğin kız kardeşiyle olan ilişkisi çok yüzeysel anlatılmış. Ayrıca karakterin yaşadığı 180 derecelik değişimi bizler Ginger ile beraber öğreniyoruz. Bilmiyorum, kardeşiyle fazla ilgili denilse de bu kadar da olup bitenden habersiz olmamalı diye düşünüyorum Ginger hakkında. 

 Gelelim o anne diye hitap edilen, ben deyim haspa (daha ağır laf ederim de Berfin'e ayıp olmasın diye bulabildiğim en nazik sıfatı kullanayım)  siz ne dersiniz bilemeyeceğim şahsa. Yeminle o kadını bulup ben öldürmek isterdim. Madem çocuk doğurmaya hiçbir zaman hazır olmadın, ne diye bunu yaptın o zaman? Kitapta Ginger'ın yaşamak ve kardeşi için verdiği mücadeleleri okudukça boğazım düğümlendi ve o kadına lanet ettim. Günümüz veya kitapta geçmiş hiç fark etmez, sadece kendini düşünen, çocuğuna herhangi bir sevgi ve ilgi göstermeyen bu yaratıkları gördükçe ve okudukça onlardan tiksinmemem mümkün değil.  

 Neyse, şimdilik geçelim bu iğrençliği, daha güzel şeylere odaklanayım. Benim için kitabı okutturan en büyük etken Derek'ti desem yalan olmaz. Çoğunlukla alfa erkeği şekilde takılsa da (ki kendisi alfa bir erkek gerçekten de) Ginger'a karşı gösterdiği ilgi ve nazik olma çabaları kendisini çok sevdirdi bana. Aşırı alfa erkekler beni cidden kendinden soğutur, fazla işlevi olmayan erkeklerse kitapta sıkar beni. Derek tam bu ikisinin ortasıydı yani benim için tam kıvamında bir erkek. Ha unutmadan bir de kirli dil dediğimiz olayı cidden başarılı kullanan biri.

 Bir de şöyle bir şey var. Bu kitabın bulunduğu Line of Duty serisi 6 kitaptan oluşuyor ve sadece son kitabın ana karakterleri yine Ginger ve Derek. Bu kitap kaç sene sonra çevrilir muallak, ama başıma bir şey gelmezse bu karakterleri yeniden okumak zevkli olacak bence.

 Ben tabi yine tutamadım kendimi, baya uzun bir yorum yaptığımın farkındayım ama son bir şey söyleyerek bitiriyorum. Bu kitaptan çok Nemesis'le ilgili diyeyim. Şimdi Nemesis'in çıkardığı tür belli, günümüz aşk. Fakat bazı yazarları, erotik roman kategorisinde kitaplar yazıyor. Tessa da onlardan biri. Tamam bu kitaplar Grinin Elli Tonu veya Günahkarlar serisi gibi ağır erotizm içeren şeyler değil ama bu konuda biraz daha dikkat etmelerini isterim. Zira bunu okuyan bizden küçükler de var,  bu kitaplar için en fazla +15 ibaresi belirtse iyi olur sanki.

 Puanım:4/5


    Berfin Diyor ki:

 İlk sayfadan son sayfaya kadar sıkılmamı engellediği ve karakterler arasındaki konuşmalar sürekli kahkaha atmama neden olduğu için, birçok kitapta rastladığım bazı şeyleri yok sayacağım. Tamam, çerezlik bir kitaptı ama beni içinde tutmayı başardı. Ve karakterler samimiydi. Bu açıdan başarılı buldum. Ginger ve Derek gibi karakterlere pek rastlayamıyorum bu aralar. Sert aynı zamanda komik olmayı başaran, her sıfatı da üstlerine yakıştıran; komik, duygusal, özenilesi bir çiftti bana göre.

Ginger’ın kız kardeşi için yapamayacağı şey yok. Ve bu yüzden annelik görevini bir türlü beceremeyen annesinden kimden aldığı belli olmayan parayı “ödünç” alıyor. Ve kardeşini de alıp ortadan kayboluyor. Yeni bir hayata başlamak için eline geçen fırsatı değerlendiren Ginger bir polisin tam dibinde daire tutuyor. Sonrası ise beklenecek türden olaylarla çevrili. Polisimiz; Derek adın da fiziksel ve duygusal anlamda benden tam puanı kapmış birisi. Pardon “başkomiser” JKarşılaşmalarındaki konuşmalar ise sırıtmama neden oldu.

 Birde Willa var. Ginger’ın kız kardeşi. Biraz garip ama ablasına düşkün birisi. Yazarın dili sayesinde karakterlere ısındım. Eminim dili, anlatımı daha farklı olsaydı şuan ki duyguları alamazdım. 4/5

-Willa-Ginger eve taşınırken:)-

“Ucunu kaldır. Bu koca şeyi kendi başıma taşıyamam seni şırfıntı!”
“Hadi oradan. Sadece tek elinle tutuyorsun.”
“Çünkü diğer elimi sana el hareketi çekmek için kullanıyorum.”
“Aynı anda birden fazla şey yapmana karşı çıkamam tabii.”
“Sen papanın annesine bile karşı çıkarsın.”

Dolly Parton’u da unutmayalım. O kim diye sormayın sorarsanız Ginger’ın size birkaç çift lafı olur. Şunun gibi;
“Sanırım 'Bu da kim?’ demek istediğiniz ve o soruya cevap olarak 'Siz kimsiniz?’ demek istiyorum.” “Ne demek istediğinizi anlamadım.” “O, komiser bey, Dumanlı Dağın Bülbülü oluyor.” Willa öfkeyle, “Taşranın Barbie'si bir kere,” diye araya girdi.
Adamın, kafası tamamen karışmış bir ifadesi vardı. O yüzden Ginger insaf etmeye karar verdi. “O, Dolly Parton."
“Anasını sattığımın Dolly Parton'ı.”


Ginger barda ona asılan Matt için methiyeler diziyor J
‘Matt
Ters şapkalı, Malt. Yok, sende bir meymenet. Biz konuşurken asidi kaçan biran oldu tam bir illet.’  

Berfin'in Bloğu İçin Tık Tık



10 Ocak 2016 Pazar

Sonuna Kadar-Yorum




 Kitabı okuyalı bir ayı geçmiş olsa da şimdi yorumunu yapıyorum. Çünkü yorumunu yapmaya baya üşenmiştim :D. Aslında birkaç kitap daha var yorumunu yazmak istediğim ama bir türlü elimin gitmediği, umarım kısa zamanda onların da yorumunu burada sizlerle paylaşacağım.

 Neyse gelelim yorumu geç gelen kitaba. Gavin Luciano, Miranda Storme ile tutkulu bir ilişki yaşamaktadır. Bir gün Gavin'e cazip bir iş teklifi gelir. Gavin bu fırsatı kaçırmak istemez, Miranda'ya mesaj atarak ondan ayrıldığını söyler. İşinde belli bir başarı yakalayan Gavin, Hindistan'a tatile gider ve orada karma felsefesinin inceliklerini öğrenir.  

 Bir gün iş yerindeyken bir telefon alır. Ailesinin işlettiği restoran eskisi kadar müşteri çekemediği için iflasın eşiğine gelir ve babası Gavin'den yardım ister. Gavin de bunu fazla isteksiz bir şekilde kabul ederek geçici süreliğine işin başına geçer. Ancak durum gerçekte ümitsizdir. Yapmak istediği değişikliklere ailesi hep karşı çıkar. Ahçıları karısının onu aldattığı düşüncesi ile yemeklerin baharat oranını fazla kaçırır. Kardeşi de sürekli kız arkadaşıyla ilgilenmektedir.

 Yine böyle geçen bir günde restoranına iki kişi gelir ve Gavin şoka uğrar. Gelenlerden biri eski kız arkadaşı Miranda'dır. Miranda, şu anda bir dergide başarılı yemek eleştirileri yapmaktadır. Yemekleri beğenmese de aslında Miranda oraya sadece yemek için gelmiştir. Fakat Gavin'in sanki hiçbir şey olmamış gibi ona davranması ve intikam isteğiyle restoran hakkında kötü bir eleştiri yazısı yazar. 

 Bunu öğrenen Gavin'in artık 3 amacı vardır: Restorana müşteri çekmek, Miranda'nın gönlünü almak ve o eleştiri yazısını düzeltmek. Ama işi hiç kola değildir çünkü Miranda bir restoran için asla 2. eleştiri yazmaz ve Gavin'i affetmesi çok zordur.

***********************************************************

 Bu seneye kadar günümüz aşk romanları okumazdım ben. Tabi tarihi aşk romanların çıkışında fazla azalma olunca mecbur bunlara yöneldim ve şu ana kadar okuduklarım da tam tahmin ettiğim gibiydi. Çoğu fazla sıkıcı, her şey oldu bittiye getirilmiş, karakterler arasındaki romantizm sıfır.

 Bu kitaptan da beklentim aynen bu yöndeydi. Fakat beni ters köşe yaptı çoğu yerde. 

 Yazar karakterleri gerçekten başarılı bir şekilde bizlere tasvir etmiş ana karakterinden yan karakterlerine kadar. Ayrıca yan karakterlerin bulunma sıklığı tam kıvamındaydı. Ne gereğinden az görünerek o zaman niye bunlar konulmuş dedirtti, ne de ana karakterlerden daha fazla görünerek kitabı bir tarafa fırlatma isteği oluşturdu. 

 Gavin-Miranda arasındaki tutku ve aralarını düzeltme çabalarını okumak çok güzeldi. Gavin biraz eşek olsa da ikisi de ne istediğini bilen ve olgun kişilerdi. Günümüz aşkın da böyle bir sorunu var. Bir çift anlatılıyor ve bu çift çoğunlukla saçma davranışlarda bulunuyor veya yazarın aralarında geçenleri aktarması çok yüzeysel kalıyor. Bu kitapta bunu bir an bile görmedim. Yazar ikisini de gayet başarılı anlatmıştı.

 Kitapta hakikaten kötü biri vardı. Kim olduğunu söylemeyim ama o sahneleri okurken cidden ben de Miranda gibi sinirden deliye döndüm. 

 Kitapta beklenmedik gelişmeler de yaşandı ve bunları karakterlerle beraber öğrendim ben de. Ve ben bunu çok sevdim. Çoğu aşk yazarının yaptığı hatalardan biri de bu. Okuyucuyu şaşırtma hakkı vermeden olanları önceden yazıyor ve bunu karakterin öğrenmesi anca kitabın sonlarına doğru gerçekleşiyor  ve okuyucu da o sahneleri okurken işkence çekiyor, şahsen onlardan bir de benim :( 

 Kitap erotik kategorisinde olsa da cinsellik tam dozundaydı. Ve Gavin, nasıl desem kirli konuşmada gayet iyi diyebilirim. 

 Kitabı gayet beğendim, yazarın bizde çevrilen başka kitapları da var, belki bir gün okurum.

 Puanım: 4,5/5

Lordum-Yorum




Savaş meydanlarındaki zaferleriyle tanınan, güçlü bir İskoç savaşçı…

Eider McDuck, çıktığı son görevde, ummadığı bir şekilde oyuna getirildi. Kardeşini kurtarmak için, düşmanıyla el sıkıştı ve bir yabancıyla evlendi. Evlendiği kadın dünyanın en güzel, en ateşli ve en ürkütücü kızılı olsa da, ondan etkilenmemek zorundaydı.


İngiltere'nin gülü olarak tanınan, tehlikeli, güzel bir İngiliz savaşçı…

Leydi Rose Crowfeld, kralın emriyle büyük bir göreve çıktığını sanırken, aslında büyük bir tuzağın içine düşmüştü. Kazandığı başarının sonucunda ödül beklerken, kendisini düşmanıyla evlenirken buldu. Evlendiği adam dünyanın en yakışıklı, en güçlü ve en dayanılmaz erkeği olsa da, ona karşı bir şey hissetmemek için elinden geleni yapacaktı.


Ve ikisi de istedikleri hiçbir şeyi yapamadı…

Aşk, beklenmedik bir ateşti onlar için. Yanmak istememiş ama yine de ateşe doğru yürümüşlerdi. Ne intikam düşüncesi onları durdurdu, ne de krallarının verdiği emirler… Fakat en yakınları tarafından ihanete uğradıklarında, mutlu olmak onlar için bir hayale dönüşmüştü. Girdikleri savaştan yara almadan çıkabilecekler miydi? Yolları tamamen ayrılacak mıydı? Yoksa affedip, güvenmeyi öğrenebilecekler miydi?


*****************************************************************

 Sonunda bir kitabı da bitirip rahatlamış oldum. Lordum, gerek kapağı, gerekse konusu itibariyle "Beni okumalısın" dedirten bir kitap oldu benim için çıktığı günden beri. Ayrıca paylaşılan alıntıları da genel olarak beğenmiştim o zamanlar. Biraz da yazara ve kalemine değinmek isterim.

 Freya Mclowell, aslında bir Türk yazar ve Wattpad yazarlarından biri. Wattpad'de edindiği başarısından sonra Ephesus ile anlaşıp ilk kitabını bizlerle buluşturdu. Ephesus'un Türk yazar konusunda genelde iyi seçimler yapması ile Rita Hunter, Jennifer Royce gibi Türk yazarların tarihi aşk konusundaki başarılarından sonra bu yazarımıza da bir şans vermek istedim.

 Ben yazarın kalemini gerçekten çok beğendim. Betimlemeleri gayet sağlam ve akıcı bir kalemi var.

 Fakat zevkle aldığım kitap beni hayal kırıklığına uğratmadı dersem yalan olur. Hepsini tek tek sayacak olursam:

 Hikaye kesinlikle orijinal değildi. Aslında bana göre İskoç hikayelerinin hiçbiri orijinal değil. İskoçları anlatan romanlarda oluşturulan karakterler de hikayenin genel akışı da çoğunlukla birbirine benzer veya daha önceden başka bir yazardan okuduğum hikayenin aynısını okuyor ve karakterlerini görüyor olurum. Bu hikaye ise bugüne kadar yazılmış bütün İskoç romanlarının bir toplamıydı. Bazı yerleri Julie Garwood, bazı yerleri Monica Mccarty'den alınmış mesela.

 Rose karakteri acayip dengesiz biri. Eider'den hoşlanmayan kızımıza evlendikten sonra ne olduysa aniden adama aşık oldu. Ayrıca millete cesur görüneceğim diye salaklıkta uzmanlık seviyesine çıktı. Örneğin sevdiği birine önemsiz bir şey olsa da sanki o kişiyi öldürmüşler gibi çevresindekilere afra tafralar yapmalar. Savaş mı çıktı, ille kendisi en önde olup her şeyi çözmek zorunda. Biri kızımıza yardım edecek veya uzak durmasını söylediği zaman da daha da psikopatlaştı. 

 Hele bir salaklığı var ki off off. O da şu. Eider savaşa gider ve Rose durur mu, tabi ki hayır. Yalnız şöyle bir durum var: Rose hamile. Evet yanlış okumadınız. Kızımız hamile ve ben savaşa gidersem çocuğumu kaybedebilirim düşüncesi bir kez bile aklından geçeden Eider'i korumak istiyor o haliyle. Hem de bu salaklığı 2 kez yaptı. Ve sıfır zarala çıktı bu savaşlardan. Ağzımı bozduğum için özür dilerim ama senin yaptığına ve "Oha!" derler Rose.

 Yazar sayesinde ilk kez bıyığı ve sakalları olan bir baş erkek karakter okudum. O yön hoşuma gitmedi desem yalan olur. Çünkü benim bildiğim eski zamanlarda İskoçlar bıyık ve sakal bırakan erkeklerdi ama ne hikmetse okuduğum İskoç romanlarındaki bütün erkeklerin  bıyık sakal yok, saçlar da kısacık. 

 Yazarın kalemini beğensem de hikayeyi anlatmada sorunlar da yok değildi. Örneğin karakterlerimiz arasında konuşma geçecek. Rose cümlesini söylüyor, ardından yazar cümledeki anlamı karakterin durumu ile beraber 2-3 paragrafla anlatıyor. Sonra Eider kuruyor cümle aynı şey onda da yaşanıyor. 470 sayfa boyunca da sürdü bu durum. Veya bu karakterlerimiz kendi arasında aşk yapacak gel gör ki o durumdan aslında çok uzaktalar, o durumda bile birbirlerini lafla ezme çabalarını okudum.

  Ayrıca karakterlerin Tanrı ile konuşması ne allasen? Rose ve Eider iç sesleriyle Tanrı ile konuşuyor ve Tanrı da onlara cevap veriyor. Yani olmamış, hem de hiç.

 Eider, Rose'a "Senin sevemem çünkü kimi sevdiysem onlara zarar geldi." diyor. Gel gör ki yazar bu cümleyi 3-4 yerde kullandı ve hepsinde ya Rose bunu ilk kez duydu veya dinlemedi onu.  

 Kitabın eksikleri ve kötü yönleri çok fazla ama okutturdu mu kendini? Evet, okutturdu. Yazarın üslubunun değişeceğini sanmıyorum ama 2. kitaba düzelteceğini düşünüyorum kendisinin. 

 Puanım: 2,5/5

8 Ocak 2016 Cuma

Anetakis Tycoons Serisi-Yorum


Söz verdiğim gibi Maya'nın Harlequin için yazmış olduğu diğer seri de bitti ve buraya yorumlarımı ekliyorum :) Yalnız Vikitap'a ne zaman eklerim hiçbir fikrim yok. Kullanıcılar bilir ki Vikitap'ta yaklaşık 1 haftadır erişim sorunu var. Sayfanın açılmasını beklemek bir dert, bir kitap için yazılan yorumu göndermek veya birinin yorumunu beğenmek ayrı bir dert.

 Gelelim sıradaki kitaplara. Anetakis Tycoons serisinde, Tycoons soy adını taşıyan 3 erkek kardeşin aşkı bulmasını ele alıyor.


                                                   Hatırla Sevgili


 Serimizin ilk kitabı büyük kardeş Chrysander'ı ele alıyor. Hamile olduğunu öğrenen Marley, sevincini çocuğunun babasıyla yani Chrysander ile paylaşacaktır. Ancak Chrysander'ın o iş projeleri bir şekil kaybolup rakip firmalara satılmaktadır ve o projelerden biri de Marley'in çantasından çıkmıştır. Bu olay sonucu Chrysander, Marley'i terk eder. Ayrıldıklarından 5 ay sonra Chrysander haberlerde Marley'in kaçırıldığını ve hamile olduğunu öğrenir. Bir saniye bile düşünmeden hastaneye varması sonucu yeni bir şokla karşılaşacaktır. Marley bunların yanında hafıza kaybı yaşamıştır. 

 Seri için güzel başlangıcı olan bir kitaptı. Bir de Maya'nın erkekleri kasıntı tipler olmasa daha çekilir olacak bu kitaplar :D 

 Puanım:4/5


Sana Değer



Isabella, üniversitesi bitince bir süre Avrupa'da hayatını sürdürecektir ancak planlarında ufak bir değişim olur. Isabella, çocukluğundan beri Theron'a aşıktır ve Theron İngiltere'de çalışmaktadır ya da çalışmaktaydı. Zira abisi Chrysander evlenip Yunanistan'da yaşamaya başlayınca şirketin ana merkezine bu sefer Theron geçmiştir. Hal böyle olunca Isabella onu kendine aşık etmek için elinde geleni ardına koymamaya kararlı bir şekilde New York'a gelir.

 İkinci kitapta yaşanan gelişmeleri daha sevmemle beraber ilk kez Maya'nın bayan karakterlerinden birine fazla gıcık kaptım. Isabella fazla şımarıktı ve bazı çocuksu davranışlarıyla beni çileden çıkarttı. 

Puanım:4/5


Yuva Özlemi



Tatile çıkmasına rağmen kendine geçici bir iş bulan Jewel, kaldığı otelde bir yabancıyla bir gece geçirir. Bundan 2 gün sonra çalışacağı yerdeki patronunun otelde karşılaştığı yabancı olduğunu öğrenir. Yabancı yani Piers, yardımcısını arayarak Jewel'e başka bir alanda iş bulmasını ister ancak ilk cümlesi "kurtul ondan" olup o sırada hat kesilmiştir ve yardımcısı da Jewel'i kovmuştur. Yanında da bir çek verilmiştir Jewel'a. Aradan geçen 5 ayda Jewel, Piers'in kızına hamile kalmıştır ve hamileliği de çok sağlıklı ilerlememektedir. Çeki bozdurmadığı için fazla parası da olmayınca son çare olarak Piers'i aramıştır.

 Serinin en iyi kitabıydı. Verilmek istenen duygusallık ve romantizm çok dokunaklı. İlk 2 kitapta sinir olduğum Piers, baya sevdirdi kendini son kitapta. Jewel'in küçüklüğünden beri çektiği zorluklar ve bir yere ait olma hissine duyduğu özlem boğazımı düğümledi kitap boyunca. Puanım:5/5

 Bu seriyi daha fazla sevmemle beraber okuyacağım son bir kitabı kaldı Maya'nın Harlequin dizisinde ama bulamamak üzdü beni. 



2 Ocak 2016 Cumartesi

Pregnancy & Passion Serisi-Yorum


Öncelikle herkese iyi yıllar. Bir yılı daha acısıyla tatlısıyla geride bıraktık. Kimimiz bu sene doya doya kitap okudu, kimimiz hayatımızın meşguliyetlerinden dolayı kitap okumak istesek de bir süreliğine ara vermek zorunda kaldık. Sanırım ben bu ikisi arası bir yerlerdeyim. Son 2-3 ay boyunca kitap okumak için zaman yaratmada sıkıntılar çektiğim doğrudur; okul, sınavlar derken.  

 Ayrıca okumak istediğim o kadar çok kitap var ki hangisini okuyacağım diye resmen şaşkınlık içinde geçirdim son günlerimi. Böyle olunca kitaplardan da biraz uzaklaşma gibi kötü bir huyum var ne yazık ki :( . Hem normal hem de pdf şeklinde okumak istediğim çok kitap bulunuyor hala. Biraz düşündükten sonra sevdiğim yazarlardan birinin kısa kitaplarından birini okumaya karar verdim. Aklıma da ilk olarak Maya Banks'in, Harlequin için yazdığı kısa öyküler geldi. 

 Maya, Harlequin için 2 seri + bunlardan bağımsız 1 kısa hikaye yazmış araştırdığım kadarıyla. Bunların tek ortak noktası hepsinin Harlequin'in "Desire" adlı bölümünde yayınlanmış olmasıdır. Ve ülkemizde yayınladığı bütün hikayeleri çevrilmiştir. Eğer eksik araştırmış isem kusura bakmayın :) .

 Benim ele alacağım kısım yazdığı serilerden biri olacak. Serimizin adı da "Pregnancy & Passion". Bu seriyi kısaca anlatacak olursam: Bir şirkette ortak olan, üniversite yıllarından beri arkadaş olan 4 erkek kahramanımızın, hayatlarına giren kadın kahramanları hamile bırakması sonucu yaşadıkları durumlar ve gelişen aşkları diyebiliriz. Seri 4 kitaptan oluşuyor.

 Sevdiğim herhangi bir yazarın bugüne kadar yazmış olduğu bütün kitaplarını okumak isterim. Her ne kadar Harlequin kitapları okumaktan pek haz etmesem de az önce belirttiğim sebepten dolayı + kısa olmasını istediğim için Maya'nın bu serisine başladım.  Ben bu seriyi pdf şeklinde okudum. Ve şunu söyleyeyim, Maya'nın, Harlequin kitaplarının bir kısmını bulmak gerçekten çok zor. Bunu ilk 2 kitap için söylemek mümkün.

 Kitaplar hakkında kısaca yorum yaparsam:


                                           UNUTULMAYAN KADIN



 Bana göre serinin en kötü kitabıydı. Tabi ki Harlequin okuyorsam karakterlerde derinlik aramam ama bu kitapta karakterler aşırı sığdı. Çok çok az Rafael'in kişiliğini anladım ancak Byrony'de o durum hiç yoktu. Kendini sevdirecek bir şey göstermemiş yazar. Kitapta "yazılmak için yazdım" havası vardı. Yani yazar bir iki şey karalamış sadece. Her yönden derinliği sıfır olan bir kitap.

 Puanım: 1,5/5


GEÇMİŞİN AYAK İZLERİ



Aradığım Maya'yı bulduğum bir kitap oldu. Olay örgüsü güzel işlenmişti. Kelly'i çok sevdim. Ancak Rafe, gözüm seni hiç tutmadı. Kitap boyunca kızı sevdiğine sadece son 2-3 sayfada inandım. O da baya zorlamayla oldu. Kız ölümden dönmese kim bilir daha ne salaklıklar yapacaktı hala. O sayfalar harici abimizin kızı bir zorunluluk olarak gördüğü basbayağı belliydi. İlişkiyi kurtarmak için hiçbir çaba göstermedi. Yeniden beraber olmaları tamamıyla Kelly sayesinde oldu. Kelly'nin bir açıklama yapmasına asla müsaade etmedi. Sadece kardeşinin bir sözüne baktı ve kendisince bunu doğru kabul etti. Ki bu er şahıs bu durumu gözleriyle bile görmemiş. Cidden bu beyinsiz nasıl oluyor da şirket yönetiyor anlamadım ben. 

 Puanım: 3,5/5


DÜŞLER VE HAYALLER



 Seride en sevdiğim ve çoğu kişinin neden sevmediğini hala anlayamadığım hikayedir. Devon, diğer arkadaşlarına oranla daha sempatik ve sıcakkanlı biriydi. Ve Ashley ile harika bir ikili oldular. Ashley, iyimserliği ve hareketli yapısıyla kendisini bana baya sevdirdi. Yani Devon bulmuş böyle birini ve fazla çocuksu diye kıza yanaşmak istemiyor bir türlü. O sayfalarda beni çokça delirtti ama sonra gördü nasıl bir hata yaptığını. 

Puanım: 4,5/5

TENDEKİ KIVILCIM



Ben Maya'nın kadın karakterlerini gerçekten seviyorum. Pippa da bu zinciri kırmadı şükürler olsun. Serinin en dişli kadınıydı Pippa. Byrony hariç diğerlerini çok seviyorum. Byrony'i sevmemek değil de nasıl bir olduğu hakkında yazar bir şeyler aktarmadığı için yabancı kaldı bana diyelim. Yalnız, Cameron baya sopalıktı. 4 kitap boyunca sevmedim kendisini. Ama en kötüsü kimdi derseniz Rafe açık ara zirve derim. Cam biraz saçma da olsa katı olması için bir sebebi vardı. Yine de Cam, resmen öküzün önde gidenisin! Duygu bakımından istediğimi alsam da zaman ve mekan kavramları hemen değişiyordu ve bazı mekanlarda nerede olduklarını bilmedim.

 Puanım:3/5






 Aslında bu seriyi 4-3-1-2 şeklinde okudum, hatta 3 ve 4'ü okuyalı baya oldu. Seride sevdiğim hikaye sıralamasına girersem: 3-2-4-1 olur.

 Şimdi Maya'nın sıradaki serisine geçiyorum. Yorumumu yakında sizlerle paylaşacağım o zamana kadar şimdilik hoşçakalın :)