Ephesus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ephesus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mart 2017 Çarşamba

Evli Barklı - Yorum



 Kendisinin yollarını 1 yıl boyunca gözledim durdum. Ephesus müjdeyi vererek resmen fuara koşmamı sağladı. Ve elime geçer geçmez 4 saatte bitirdim kitabı.

 Serinin açık ara en komik kitabı Evli Barklı'ydı. drew/ Dee Dee'nin atışmaları cidden güldürüyor insanı. Tabi ki de Dee Dee'nin yanındayım :D Mackenize'in büyüdüğü de bu kitapta çok belli oluyor. Yerim ben onu :) Favori sahnem Steven'ın limuzindeki hareketleridir. Oralarda gülme garantisini veriyorum size. Bana göre tek eksik James'i gerektiği kadar görememekti. Keşke azıcık daha sevseydik keratayı.

 Bu seri için yorumlarımı okuyanlar bilirler. Ben drew evans'ı namı diğer -31'i hiç ama hiç sevmem. Hele Sıkı Fıkı'da iyice çıldırtmıştı beni ve internetten bulduğum küfürleri bizzat sıralamıştım. O kadar bir nefret var, siz düşünün. Bu kitabın konusunu sizlerle paylaştığımda da dayanamayıp yine kendisine saydırmıştım. Kitap okundu bitti, gelelim düşüncelerime.

 drew, "Eskisinden daha iyiyim." demişti ya, ben onu "Eskisinden iyi" demeyi tercih ediyorum. Son kitapta IQ seviyesinde hafif bir artış görülüyor. Özellikle kendi çocuğuna davranışları çok hoştu ve kız çocukları hakkındaki düşüncesine %100 katılıyorum.

 Şimdi, kendisinden ve sizden özür dilemek istiyorum. Biliyorum, bu kız nasıl olur da böyle cümle kurar? Kendisi zamanında o kadar şerefsizlikler yaptı ki "Beni yargılamadan ve hadım edilmemi talep etmeden önce olup bitenleri bir dinleyin." cümlesini hiç samimi bulmamıştım. Aslında bekarlığa veda gecesinde kendini baya tuttu diyebiliriz. Sadece striptiz sahnesi azıcık sinirimi bozdu ama bu sefer drew'e değil kızgınlığım, o üç arkadaşına. Zamanında bir alıntı okumuştum ve nedense onu drew yapmış gibi algılamışım :D Ne olduğunu son sözden önceki bölümü okursanız anlarsınız. O açıdan sizlere de hafiften yanlış bilgi vermişim. Yeniden sorry :D

 Tamam, bu kadar övgü yeter. Gelelim eşekliklerine. IQ arttı dediysem çok da artmadı, hala ikili rakamlarda geziyor. Allah'ın bencili! Ne istiyorsun benim Billy'mden! Bu çocukla ne alıp veremediğin var! Arkadaşlar, bu salak hala ama hala Billy'e hakaretler edip duruyor. Bu da yetmezmiş gibi bir de saflığından bolca faydalandı çocukcağızın. Billy'i seven biri olarak o -31'in saçını başını yolmak istedim kitap boyu.

 Yalnız Billy de ne yaptı en son? drew'e bu konuda da katılarak inşallah paraları uçmayacak bir süre sonra :D

 Bir de Rain olayından sana ne! Ben onun amcasıyım diyor ama hiç de onla alakan yok be zeka küpü!

 Sonuç olarak seri kendine yakışan bir finali yapmış bulunmakta. Serideki karakterleri seviyorum. drew, seni son kitapta azıcık övsem de yine de tez zamanda Tahtalıköy'ü görmeni dilerim :)

 NOT: CNR yazımda yazmıştım, bir daha hatırlatayım. Emma'nın yeni kitapları artık başka bir yayınevinden çıkacak arkadaşlar.  Keşke gitmeseydi. Ephesus'un elinde fazla yabancı yazar olmadığından çevirisi hızlı gelen bir yazar olacaktı. Kim olduğu şu an için bilinmemekle beraber inşallah ya Yabancı ya da Aspendos almıştır diyorum. Ephesus'un çevirisine en yakın çevirileri yapacağına inandığım yayınevleri bunlar. 

 PUANIM: 5/5

22 Şubat 2017 Çarşamba

Ephesus'a En Merak Ettiğim Kitabı Soracakken...



 Oh be! Kitabın çıkmasına inanın çok sevindim. Çünkü içimdeki -31'e hakaretler yağdırma arzum gerçekleşecek sonunda :D


***********
 “Evli Barklı yine alabildiğine keyifli ve komik. Bu hepimizin istediği son.” –Christina Lauren (Benim istediğim sonla hiç alakası yok :D)


 New York Times çoksatan yazarı Emma Chase’in kaleminden çıkan ve seriyi finale bağlayan bu romanda, Drew ile Kate yaklaşan düğünlerini sabırsızlıkla bekliyorlar fakat önlerinde atlatmaları gereken bir bekârlığa veda partisi var!


 Hayatım boyunca hiçbir zaman evlilik hayalleri kurmadım. Ama Kate imkânsızı başardı ve beni değiştirdi. (Sanırım hayal görüyorsun. Kime sorsak senin hala -31 olduğunu söyleyecek çok insan var.) Sanırım daha önce de tek kelimeyle harika olduğum konusunda siz de benim gibi düşünüyorsunuz, biliyorum… (Yoo, ilk gördüğüm andan beri senin bir hıyar olduğunu düşünüyorum.) ama itiraf etmeliyim ki şimdi eskisinden bile iyiyim! (Sakın inanamayın, hala hıyarlıkta sınır tanımıyor!) Bugüne uzanan yolculukta ne badireler atlattık gerçi. Ancak Yunan trajedilerinde görülebilecek pek çok engelle, türlü hatayla ve yanlış anlaşılmalarla uğraştık durduk. (Acaba neden?) Fakat birbirimize duyduğumuz sonu gelmez arzu, sınır tanımaz hayranlık ve bitmek tükenmek bilmeyen aşkla bu zorlukları geride bırakmayı başardık. (Diyorsun?)


 Bunlardan bahsetmişken, geçen hafta sonu yaşanan bazı beklenmedik gelişmeler bir sorun teşkil edebilirdi tabii. Bu… nasıl desem… geçmem gereken son sınav gibi bir şeydi. (Az önce her şey normal diyordun?) Aklınızdan ne geçtiğini biliyorum: Bu sefer ne yaptın Tanrı aşkına! (Ben biliyorum senin ne haltlar karıştırdığını. Ve benim gözümde geçemedin o "son sınavı"da!)  Ama hemen köpürmeyin. Beni yargılamadan ve hadım edilmemi talep etmeden önce olup bitenleri bir dinleyin. (Aşk olsun, ben bile o kadar kötü olamam. Konuşman bittiği an tez zamanda ölmeni dileyeceğim :) )

 Şimdi hazırsanız çılgın bir yolculuğa çıkıyoruz. Zaten başka ne bekliyordunuz ki? (Beni şaşırtıp olgunlaşmanı ama neredeeee? Aynı gerizekalılığa kaldığı yerden devam!)


 ***********
 Şu an bile laf atmak çok iyi geldi :D Devamı serinin her kitabında olduğu gibi bitince misliyle gelecek (Gerçi ben neler olduğunu az da olsa biliyorum ama spoiler dolayısıyla susuyorum.) 

 Ve Ephesus'un seçtiği ismi daha çok beğendim. Lütfen J.A Redmeski'nin Hiçliğin Kıyısında serisinden sonra bir an önce Katiller Çetesi'ni çıkarması gibi Emma'nın da  Legal Briefs serisini bir an önce çıkarsınlar 😍

17 Kasım 2016 Perşembe

Mekanik Aşk-Yorum



Bilişim İstihbarat Servisi'nde macera hız kesmeden devam ediyor! Kemerlerinizi çıkarmadınız, değil mi?

Gördüğü her güzele kur yapabilme yeteneği olan, Bilişim İstihbarat Servisi'nin cesur ve yakışıklı ajanı Alex Cavendish, dünya kadın popülasyonu içinde asla öpmemesi gereken tek kadının dudaklarına dokunurken, geri dönüşü olmayan bir yola girdiğinin farkında değildi.

Julie Thompson, robotlarıyla mutlu mesut yaşayan, onlara nesli tükenmekte olan son panda yavrusu muamelesi yapan bir bilim insanıydı. Fakat evrenin onunla ilgili farklı planları vardı. Hayatı boyunca nefret ettiği adamın çekimine kapılıp bir yanardağa dönüşmüş, bu da yetmezmiş gibi bir anda ajan olup göreve gönderilmişti. Üstelik de onunla…

Alex, aristokrasinin beşiği olan İngiltere'de skandal haberler, renkli alışveriş poşetleri, işkence aletine dönüştürülmüş rujlar ve katil olma potansiyelini ortaya çıkaran futbolcuların arasında akıl sağlığını korumaya çalışırken, bir yandan da kendi de dâhil olmak üzere- dünya çapında birçok ajanın hayatını kurtarmayı amaçlayan görevde başarılı olmak için, geçmişinden gelen şeytanlarıyla savaşmak zorunda kalır.

İki inatçı yüreğin baştan çıkarma oyunlarıyla süslenen doludizgin aşkına kahkahalarla eşlik ederken, tehlikeli maceralarla kalp atışlarınız yükselecek.

Tavsiye: Kesinlikle sakin olmadan okuyun!

Öfke hiç bu kadar ateşli olmamıştı. Tutku hiç bu kadar alev almamıştı. Ve aşk… Belki de hiç bu kadar eğlenmemişti bu iki delinin kalbine düşene dek.

**********************


 BİS serisinin ilk kitabı olan Kuzey Masalı'nı bazı klişe kısımlarına rağmen gayet beğenmiştim. Yorumu için tık tık. Mekanik Aşk çıkınca hiç düşünmeden elime aldım.

 2. kitapta yazarın kalemi daha iyi oturmuş. Karakterler arasındaki laf dalaşı ve hikayeyi anlatım tarzı akıcı ve eğlenceliydi. Jane'i ilk kitapta oldukça sevmiştim, bu kitapta daha da kanım ısındı. Ephesus'un kapaklarında seri uyumunu yakalamasını seviyorum. Bu seride Mekanik Aşk, Kuzey Masalı'na göre 2 tık daha önde. Hem mavi rengi sevdiğimden hem de kapak kızının seriye daha uygun olmasından. Kuzey Masalı'ndaki kapak kızı ağır makyajı sebebiyle yaşı 40-45 arası gösteriyor bana göre.

 Ne yazık ki kitabın iyi yönleri bu kadar. İlk kitabı sevsem de 2. kitap tahmin ettiğimden daha da çuvallamış.

  Spoiler içerir!!!

 Okuyucuların Alex'e hayran olmasını anlamadım ben. Kitapta tek gördüğüm sürekli bel altı düşünen ve kadınlara karşı sadece bel altı sohbetler yapmayı bilen bir mahlukattı. Alex'i sevmek bana göre sözlü ve fiziksel tacizi meşrulaştırmaktır. Sakın bana ailesi yüzünden böyle demeyin, ailesi normal olsa da bu şahıs yine aynı karakterde olurdu bence. Ha,ailesi mide bulandırıyor, o kısma %100 katılıyorum. Özellikle babasının yaptıkları affedilmezdi. Zaten BİS ekibinin başlarındaki en büyük belayı açanlar bizzat Cavendish ailesi.

 İlk kitap için olayları bağlamada ailevi bağlar içeriyor diye bir yorumda bulunmuştum. Bu kitapla beraber o sınırı da aşmış. Yazar, bağlantıyı başarıyla kurmuş ama Cavendish ile Karaarslan ailesini dolaylı da olsa ailevi bağla bağlaması hiç hoşuma gitmedi. Şu an merak ettiğim Zack'ı ve/veya Mert'i bu ailevi bağa katacak mı? Bana katacakmış gibi göründü.

 Benim 2. kitaptan en çok istediğim şey daha fazla aksiyon, daha yerinde romantizmdi. Aksiyon ilkine göre çok düşmüş. Gerçek anlamda aksiyon sadece Alex ve Jane'in tutsak edilmesiydi. Geri kalan fasa fiso. Romantizm ise üstte yazdığım gibi taciz çizgisini aşan bir seviyede olmuş. Alex-Jane de maalesef sevgili oldukları andan itibaren Kuzey-Masal gibi vıcıklaştı sonradan.

 Diğer konu kıskançlık. Maalesef yazar her romantik kitap yazan Türk yazarın hatasına düşüyor. Hatta bu konuyu iyice abarttığını düşünüyorum. Karakterler, kadınlarını en sevdikleri yemeklerden bile kıskanıyorlar. 

 Hele kitapta bir sahne var ki iyice soğuttu beni: Kız isteme sahnesi. Bu durum Kuzey'in Masal'ı istemesinde komikti. Jane'de ise aşırı eğreti durmuş. 

 Yazar için kalemi güzel dedim ama "Jane öyle sinirlendi ki Alex'in gözleri büyüdü." "Masal'ın söylediği cümleye herkes şaşırdı." "Alex'in bağırışıyla Jane hariç herkesin kulakları sağır oldu." gibi cümlelerde de azaltmaya gitmeli bence.

 Zeliha kalemin gerçekten iyi, kurgu yaratmada da gayet başarılısın. Okuyucularınla olan bağını da çok beğeniyorum. Ama okuyucuya kitabı sevdireceğim diye biraz abartıya kaçıyorsun bence. Ben 21 yaşındayım ve senin kitaplarını okuyan benden küçükler de var. En azından onlar için Alex gibi bir karakter oluşturmaktan kaçınmanı tavsiye ederim. Bir de erkekler yerinde kıskanç olursa tadından yenmez kitapların 😉 

 Puanım: 2,5/5 (Aslında 2 ama yazarın güzel hatırına 2,5)


9 Ağustos 2016 Salı

Kuzey Masalı-Yorum



 Kuzey Masalı, okumak istediğim kitaplar arasında değildi. Sanırım ilgimi çekmeye başlaması yapılan olumlu yorumlar ve alıntıların bazılarının hoşuma gitmesiyle gerçekleşti. Hazır serinin yeni kitabının çıkmasına da az kalmışken elime alıp okumaya başladım.

 Bana göre yapılan yorumların hakkını veren bir kitaptı. Nadir olarak beğendiğim Wattpad kitaplarından biri oldu.

 Yer alan bütün karakterleri sevmeme rağmen favorilerim Zack ve Jane oldu. Zack, diğer BİS ajanlarına göre daha neşeli ve sakin mizaçlıydı. Jane ise düşündüğümden daha çılgın bir yapıya sahipti.

 Kitap gayet akıcıydı. Komedi-aksiyon güzel harmanlanmıştı. Özellikle kız isteme sahnesi ilk üçümde :D

 Bundan sonrası hafif spoilerlı ve yorumlar bazı maddelerin hem olumlu hem olumsuz yönlerini alacaktır.

 Bence Jane-Alex arasında olacaklar 2. kitaba saklanmalıydı. Şöyle söyleyim, 2. kitap için bir temel atılmış ama biraz fazladan bilgi verilmiş geldi bana. Mesela Jane ve Alex'in aslında 14 sene önce tanıştıklarını 2. kitapta öğrenmek isterdim. Bildiğimiz Alex'in gözü Jane'i bir yerden ısırması. Bu bize 2. kitapta Alex'in bir anda kafasına dank etmesiyle gösterilip bizleri şaşırtabilirdi.

 Eğer Masal ile aynı yıl doğsaymışız, ben ondan 1 gün büyük olurmuşum. Bilmiyorum, doğum günü bana fazla yakın olan karakterlerde hafif bir heyecan yapıyorum :D

 Kitabın sonuna doğru şaşırdığım kısım Claire-Jamie çiftinin ortaya çıkması oldu. Ben Yabancı serisini okumadım ve izlemedim fakat baş karakterleri biliyorum. Sonda Jamie denince "Nasıl yani?" oldum. Sanırım yazar bir şekil karakterleri kullanmak için anlaşmıştır diye düşünüyorum.

 Yazarın kitabı dikkatlice hazırladığı çok belli. Olayları birbirine bağlama çabasını başarılı buldum. Yalnız bağlantıların biraz fazla ailevi bağlar içerdiğini düşünmeden de edemiyorum. Çalıştıkları yer ajanlık şirketi değil de aile holdingi gibi geldi bana :D

 Bildiğim seri 3 kitap olacak ama uzatılabilirmiş gibi de geldi. Bir kere Mert-Azra arasında sadece başlangıç olarak denilebilecek bir gelişme yaşandı. İnşallah yazar bu çifti 2. veya 3. kitabın arasına sığdırmamıştır. Benim bir aşk kitabında aynı anda 2 çift okumayı sevmeme gibi bir özelliğim var :D 

 Ayrıca ilk kitapta çok çok az gördüğümüz, grupta bulunan Japon ve Rus ajanlarımız hakkında kitapları da görmeyi çok isterim. Yani nereye kadar Türk, İngiliz ve Amerikan değil mi? Değişiklik her zaman iyidir böyle kitaplarda. Ayrıca ben yazarın Japonlar ve Ruslar hakkında güzel araştırmalar yapacağına da inanıyorum. Bir şansını denemeli bence.

 Pekala, ben de Kuzey-Masal çiftini çok sevdim. İkili gayet eğlenceli ve romantikti. Ve okuyucuyu fazla süründürmeden kitabın ortalarına doğru aşklarını itiraf etmeleri benden artı puan aldı. Gelgelelim klişe Türk aşk romanı çifti olmaktan da kurtulamadılar. Kuzey, Masal'ı o kadar arzulasın, tam sevişme moduna girsinler, demez mi Kuzey, "Seni sevdiğim için evlendikten sonra tamamen benim yapacağım, o zamana kadar sadece öpmek ve dokunmakla yetineceğim" diye? O anda ben aynı alttaki caps ifadesine büründüm.



 Ayrıca Kuzey''in o kadar baştan çıkarıcı konuşması ve Masal ile sürekli öpüşmeleri, birbirlerine dokunmaları sayfalarca anlatılsın, yatak sahnesine gelince 2 paragrafla bitir işi? Yok, ben anlamıyorum Türk yazarları. Konu yatağa gelince hemen kendilerini bir geri çekiyorlar. 

 Diğer bir klişe "Kıskanç erkekler" Elbette ki bu kitap da bundan payını alıyor fakat abartı bir biçimde. Şimdilik Zack ve Mert'te bunu görmedik fakat kitapları bir çıksın, onlarla alakası olmayan bu durum nasıl da eklenecek kitaba.

 Kitap Kuzey ile Masal'ın aşk itirafına kadar gayet güzel gidiyordu. Sonra bunlar ilan-ı aşk yapınca başka bir Türk yazar klişesi olan bolca mıç mıç sahneler başlamasın mı? Tamam, birine aşık olan herkeste bir yumuşama, sevgi pıtırcıklığı oluşur. Ama Türk yazarları işin cıvığını çıkarıyorlar. O kadar sert, amansız erkekler bir anda sevgi göstermede kadın karakterden beter durumlara düşüyorlar. Sebep, okuyucu erkek karaktere bağlansın, aşkına imrensin. Bir kez daha:



 Sonra Masal'ın kaçırılmasıyla yeniden düzelse de hikaye düğünden sonra bozdu demeyim de ilerleyen kitaplarda görmek daha güzel olurdu. Kitabın sonlarında Kuzey ve Masal'ın evliliklerinin durumunu zaman atlamalarıyla öğreniyoruz. Sanırım yaklaşık 5 sene vardır. 

 Peki, okuduğuma pişman mıyım? Kesinlikle hayır. Klişelerine rağmen güzel bir romantik ve birazcık maceralı bir kitaptı. Zaten kitabı okumamdaki etken o maceralı kısımlardı. 2. kitabı okur muyum? Elbette. İnşallah 2. kitapta romantizm daha seviyeli bir hale gelmiştir. :)

 Puanım: 3.95/5 (Evet, küsüratlı bir rakam çok saçma oldu ve normalde vereceğim puan 4'ün biraz üstü olurdu fakat o mıç mıç sahneler yüzünden düşürdüm. Yukarıda da dediğim gibi lütfen yerinde romantizm.)

10 Nisan 2016 Pazar

Erken Rüya Zamanlar-Yorum


 Elimde bulunan son Fatma Erdek kitabını da bitirmiş bulunmaktayım. Kitap bazı yönlerden gayet iyiydi fakat beğenmedim kısımları da yok değildi.

 Bana göre Fatma Erdek aşkı hem güzel anlatıyor hem de anlatırken biraz bocalıyor. Yazar, bence romantik kitap yazma konusunda diğer Türk yazarlardan daha başarılı. Okumuş olduğum 3 kitabında da (Erken Rüya Zamanlar, Gece ile Şafak, Ben O Değilim) çiftlerimiz arasında ne gereksiz atarlanmalar var ne de fazla inatlaşma ve kendini naza çekme durumu. Her şey olması gerektiği gibi ilerler. Ayrıca çiftlerimiz kitabın ortasında sevgili olmuşlardır ve kitap boyunca onların sorunlarla beraber mücadele etmelerine ve mutlu anlarına şahit oluruz. Ki böyle bir şeyi herhangi bir romantizm içeren kitapta bulmak oldukça zor. Çiftler anca kitap sonunda sevgili olur ve ondan sonra mutluluğa adım atmış olurlar. Bu yönden Fatma Erdek'i gerçekten takdir ediyorum. Gelelim bocaladığı yere. Yazar aşk işini çok aceleye getiriyor. ERZ'de birbirlerini 15 sene sonra ilk kez gören çiftimiz hemen birbirlerine kavuşmak için birinden bir işaret bekliyor. Tamam, 15 sene boyunca birbirlerini unutmadıklarını okuyoruz iki ağızdan da ama daha saniyesinde "Biz yeniden sevgili olmalıyız." demek de acelecilik demek. Bunun bir benzeri Ben O Değilim kitabında da vardı. Tuna'yı gören Arın, 2. karşılaşmada kıza aşık oldu ve onunla evlenme fikrini kafaya koydu hemen. Sonraki kitapta buna biraz daha dikkat etmeli yazar. 

 Üstte de yazdığım gibi neyse ki kitabın ortasında çiftimiz bir nevi eski günlerine dönüyorlar.

 Kitapta hoşuma giden diğer kısım Eser'in, Nehir için yazmış olduğu mektuplardı. Bir Türk yazardan okuduğum en romantik yazılar olabilir o kısımlar. 

 Olumsuz gördüğüm kısımlardan biri yazarın kitabı çok duygusala bağlamasıydı. İki karakterin iç sesleri beni baya boğdu. Sürekli birbirleri için verdikleri acılı söylemler bir süre sonra "Eh be kardeşim, aşk için bir ölmediğin kaldı." dedirtti bana sonunda.

 Ayrıca Kaan kötü bir karakter olmamasına rağmen herkes tarafından -nişanlısı Nehir de dahil- kötülendi. Neymiş sinsi olduğu için kötü biriymiş. Eğer canından çok sevdiği nişanlısını başkasına kaptırmamak için gösterdiği çabaları sinsilik olarak adlandırılıyorsa ben o sinsiliğe "Helal olsun, yürü koçum." derim. Böyle bir şeyi Eser, Nehir için yapsa herkes tarafından kahraman ilan edilir; Kaan yapınca pislik olur. 

 Puanım: 3,5/5

18 Şubat 2016 Perşembe

Sıkı-Fıkı-Yorum




"Son derece sevimli, kahkahalarla okuyacağınız bir hikâye. Eğer Drew'u sevdiyseniz, Matthew'a bayılacaksınız." 
-K. Bromberg 

 Sıkı Fıkı, Karmakarışık günlerine geri dönüyor. Fakat bu sefer tavsiyelerde bulunan ve Dee Dee'yle uğraşmak durumunda kalan tabii ki Drew değil, onun en yakın arkadaşı olan Matthew!

 Eğer bu hikâyeyi daha önce duyduysanız beni durdurun. Çapkın erkek bir kızla tanışır, ona âşık olur ve tepeden tırnağa değişir. 

 Epey güzel bir hikâye, değil mi? Ama bizim hikâyemiz değil. Bizimki çok daha renkli. 
Dee'yle tanıştığım an Dee'nin özel biri olduğunu biliyordum. O ise benim kendisiyle birlikte olup, sonra da onu hayal kırıklığına uğratacak bir erkek olduğumu düşündü. Aksini ispatlamamsa epey vakit aldı. Ama konu sevişme olduğunda epey ikna edici olduğum söylenebilir.  

 Bu hikâyenin en güzel yanı sonu değil, o sona nasıl geldiğimiz...

***********************************************************************

 UYARI: AŞIRI SPOİLER VE AŞIRI KÜFÜR İÇERİR!!!!!!!!!!!!!!!!!! MALUM KİŞİYE SÖVMEZSE ŞU BLOGGER KAFAYI YER!!!!!!

 Allahım, sen nasıl bir kitaptın öyle!

 Bu kitaba AŞIK OLDUM, AŞIK OLDUM, AŞIK OLDUM!!!!

 Bu kitaba BAYILDIM, BAYILDIM, BAYILDIM!!!!

 Evet, böyle damdan düşer gibi bir yorum oldu ama ne yapayım ÇOOOOOK SEVDİM KİTABI!!

 Kitap çıkmadan önce en korktuğum şey kapağıydı açıkçası, malum kapak biraz müstehcen gibi. Ve o kapağı ben pek sevmemiştim. Görmeyenler için işte kapak:



 Açıkçası Ephesus'un orijinal kapağı kullanacağını düşünüyordum. Face'de kendi seçtikleri kapağı gördüğüm ilk an baya afalladım. Resmen kapak beni aşık etti kendine. Yaaa şunun tatlılığına bir bakın Allah aşkına, nasıl sevilmez bu kapak *-* En iyi kapaklar listemde ilk 3'e girdi şu an.

 Kitabın konusu zaten yukarıda belli. Kitap çift olarak haklarında fazla bir şey bilmediğimiz Matthew ve Delores, nam-ı diğer Dee-Dee'yi anlatıyor. Malum, güzelim seriyi benim için katletmeyi başaran bir puşt karakter içerdiği için bu kitabı büyük bir hevesle bekledim. Çünkü göründüğü kadarıyla Matthew o geri zekalıya benzemeyen, centilmen biri olarak karşımıza çıkmıştı önceleri. Dee'nin beni hayal kırıklığına uğratmayacağından zaten emindim.

 Matthew, daha beni ilk sayfadan kendine aşık ettin be kuzum!!! Senin o centilmenliğin, takdir ettiğim dürüstlüğün, gülüşün, yakışıklılığın beni benden aldı *-* . Önceden olduğun kişilik de güzeldi ama aşık olunca daha tapılası oldun sen <3 <3 <3 Dee'yi mutlu etmek için yaptığı gösterişsiz ama her biri diğerinden muhteşem jestleri okumak gözlerimi yaşarttı kitap boyunca.

 Dee, tanrım sen nasıl bir varlıksın! İnsanlara karşı olan açık sözlülüğün, çılgınlığın... Keşke benim en iyi arkadaşım olsaydın! Ama sana biraz kızgınım. Tamam, haklısın aşkım geçmişinde birkaç pislikle takılmışsın ve güven konusunda baya sorunların var. Ama Matthew'e karşı güven konusunda bu kadar acımasız ve ürkek olmasaydın keşke. Onun dışında kesinlikle Matthew'e karşı gösterdiğin ilgi kusursuzdu.

 Kitaptaki komedi dozu tam gaz devam ediyor arkadaşlar. Özellikle Mackenize ve kitabın 323. sayfasındaki Matthew ve annesinin sohbeti gece kahkaha attırdı bama :D

 Bunun haricinde kitap benim gözlerimi baya sulandırdı. Pekala, itiraf ediyorum; 1-2 yerde gözlerimden 1-2 damla da aktı. Çoğunlukla Matthew'ın yaptığı şirinliklerden dolayı olsa da bir sahnede acayip kötü oldum. Hangi sahne derseniz:

 GELİYOR SPOİLER!!!!!!!!!!!!

 Kitabın sonlarına doğru gerçekleşen çiftimizin ayrılık sahnesi. Bilin bakalım kimin yüzünden. Evet, doğru tahmin: şerefsizin önde gideni, egoist, Allah'ın belası, bebeğim Matthew'ın sözde arkadaşı drew ewans, nam-ı diğer "-31!!!" Şimdi bana sakın ayrılmalarında doğrudan etkisi yok, sebep Dee'nin güvensizliği demeyin!! Bal gibi de doğrudan etkisi oldu ilişkilerinin bozulmasında. Dee sadece yan etki olur. Matthew'ın da dediği gibi: "Kahrolası bir intihar bombacısı gibi yaptıkları çevresindeki herkes için acı verici sonuçlar doğururdu." Ve doğuruyor da.

 Tabi Matthew'e yaptıklarını biliyor ya karşısına çıkmaya cesareti yok puştun. Neymiş efendim Kate kendisini kullanmışmış!! Böylece grip olmuşmuş, evden çıkamazmış!! Ulan pezevenk, ulan göt lalesi!! Sen ne biçim arkadaşsın. Matthew'ım o kötü durumuna rağmen, senin iki yüzlülüğüne rağmen kendi sorununu bir kenara atıp seninle ilgilenmeye geldi, sana kol kanat germek istedi. Sen ne yaptın? Değil kapı açmak, bir ses bile vermedin. Sadece eline gelen ne varsa kapıya fırlatıp çocukla "evet-hayır" şeklinde iletişim kurdun. Matthew sen de orada baya geri zekalılık yaptın. Adamın durumu belli, senin durum onunkisinden beter; ama sen kaç kez kapısına gidip iletişim kurdun onunla ve onun salakça yöntemiyle.

 Tabi Darmadağınık'ta yaptığı rezilliklerden ötürü nefretim bilinen bir şey ama Karmakarışık okunalı baya zaman geçtiği için kendisinin ne derece pislik olduğunu unutmuşum hafiften. Bu at kafası Kate'i arzulasa da başka kadınlarla yatmayı sürdürmüştü değil mi? Alın işte ne kadar karaktersiz olduğu kitap başından belli.

 GELELİM 2. SPOİLERA!!!!!!!!!!!!!!!

 Kitap 357 sayfa boyunca -31'in yaptığı şey haricinde çok güzeldi. AMAAAAAAA... 363'ten itibaren benim bütün sinirler havada uçuşmaya başladı. Siz anladınız nedenini ama söyleyim: Yazar gitmiş yine -31'in ağzından 3 bölüm yazmış. Ya Emma, sen ne yapıyorsun? Sen bu kitabın asıl çiftinden niye uzaklaşıyorsun? Niye o 3 bölüm Dee'nin ağzından yazılmadı acaba hmmmmmm???? Tabi ben şok, ben iptal moduna girdim bu durumda. Kendisi nasıllar diye sorarsanız söyleyim: Yine bencil, yine puşt, yine orospu!!!

 Gelmiş hala ve hala benim diğer aşkım Billy'e laf sokmalar, gereksiz atarlanmalar... Tabi kendisinin onun gibi mükemmel bir erkek olamayacağını kendine yediremiyor, Kate'i kaybedeceğinin de farkında bir şekilde gelmiş ona havlamaktan ve hırpalamaktan başka yeteneği yok piçin. Ama Billy çok güzel ağız payı verdi ya... "OHHHHHHHH YEAH!!!! GO BİLLY GO!!!! SIÇ ONUN AĞZINA" diye baya tezahürat yaptım içimden. Tabi onun ağzını burnunu dağıtması da acayip güzeldi *-* Amaaa bizim drew ne yaptı. Kavga sırasında gitti Kate ile ilgili bir durumu herkesin içinde anlatarak bebeğimi de utandırdı. Bir de demez mi "dediğimden bir an olsun pişman değilim." Yeminle böyle durum benim başıma gelse ben ayrılırım o kişiden.

 Normalde küfür eden biri değilim, hatta sevmem ama bu -31 resmen açtırıyor bayramlık ağzımı. Onun yüzünden internette yaratıcı küfürler aradım, o derece nefret ediyorum kendisinden.Yok ben buna saydırmazsam cidden kuduracağım,:

 KENAR MAHALLE KAŞARI, Y...K BEYİN, MİKROSKOBİK Y...KLI G.T, SİK KIRIĞI!!!! 

 Sanırım en hoşuma gideni bu oldu: Ne zaman en üst sınırı buldun sansam çıtayı daha da yükseltiyorsun.Orospu çocukluğunun Michael Jordan'ı gibisin.


 Tamam, spoiler kısmı bitti. 

 Kitapta Rosaline diye biri var. En iyisi kim olduğunu siz görün ama ben bu kızı -31'e çok yakıştırdım. 

 Arkadaşlar, gerçekten çok özür dilerim küfürler için ama elimde değil işte. -31, üç kitapta da delirtti ve final kitabında iyice keçileri kaçırmamı sağlayacak bundan %100 eminim. Bakalım kendisine yeni neler bulacağım?

 Diğer bir konuysa Ephesus'un bu seriden sonra yazarın başka kitaplarını çıkarıp çıkarmaması. Malum Olivia Cunnig, Maureen Smith gibi yazarların kitaplarını çıkarmada, daha doğrusu Ephesus'un herhangi bir yabancı yazarın kitabını çıkarmadaki yavaşlığı bilinen bir durum. 

 Puanım: 5/5 (İlk 357. sayfaya kadar olan kısım) 
 Puanım: Elbette ki ona yakışan sayıyı vereceğim kendisine: -31. (363. sayfadan itibaren)

Darmadağınık-Yorum


 New York Times çok satan yazarı Emma Chase'in Karmakarışık adlı kitabının devamı olan Darmadağınık'ta, Kate'le Drew'un başına beklenmedik olaylar geliyor ve ikili ilişkileri için yeniden pazarlığa oturma ihtiyacı hissediyor.

 İnsanlar ikiye ayrılır: Yaşananlara temkinli yaklaşanlar ve gözünü daldan budaktan sakınmayanlar… Ben hep sakin kalmaktan yana olmuşumdur. Tedbirli, planlar yapan biriyim. Ne var ki, Drew Evans'la tanıştığımda her şey değişti. Drew çok inatçıydı. Kendisine ve tabii bana çok güveniyordu.

 Ama bütün aşk hikâyeleri sonsuza dek mutlu devam etmez. Drew ile atlarımızı batan güneşe doğru süreceğimizi mi düşünmüştünüz? O zaman aramıza hoş geldiniz! Şimdi hayatımın en önemli seçimini yapmak zorundayım. Drew ise kendi seçimini çoktan yaptı. Hatta bu kararı ikimiz adına da vermeye çalıştı. Ama bildiğiniz gibi, ben öyle biri değilim. O yüzden tek başıma Greenville, Ohio'ya döndüm. Gerçi aslına bakarsanız tam olarak yalnız sayılmam… 
 Şunu öğrendim ki eski alışkanlıklar kolay kolay yok olmuyor. Ve bazen yolunuza devam edebilmek için, başladığınız yere dönmek zorunda kalıyorsunuz.  

************************************************

 Kitap bitti, ben de bittim. Uyarı: Yorumun ilerleyen kısımları küfür içerir,şimdiden özür dilerim ama etmeseydim rahat etmeyecektim.

 Serinin 2. kitabı çevrilmeden önce biraz araştırma yapmıştım. Bu kitabın anlatıcısının Kate olduğunu ve ilk kitabın 2 sene sonrasının anlatılacağını bilerek okumaya başladım. Normalde ben 1. tekil anlatımlı kitaplardan hoşlanmam. Emma bu konudaki tek istisnam sanırım. 

 Çoğu kişi Kate'li anlatımı pek beğenmemiş, bence sebep ilk kitabın daha eğlenceli bir üslupla, 2. kitabınsa duygusal üslupla anlatılmasıdır. Şahsen ben Kate'li olanı daha çok sevdim. Onu daha yakından tanımak daha hoştu. Çoğu kadının aksine her zaman güçlü biri olmadığını kabul eden biri. Ayrıca gençliğinde baya çılgın, zamanla karakteri tam oturmuş bir kadın var karşımızda. 

Yaşadıklarını okudukça boğazım düğümlendi durdu. Onun tek isteği hayatının en güzel haberini sevdiceğiyle paylaşmaktı. Nereden bilsin herifin bu kadar ikiyüzlü bir zampara olacağını. 

 Şimdi gelelim Drew'e. Öncelikle tebrikler Drew, en nefret ettiğim erkek karakterler listemde ilk 5 içindesin. Ulan pezevengin bayrak tutanı! Niye hep böyle kaypaklık yapıyorsun? Nedir Kate'in senden çektiği? Bu arkadaş gene kızı anlayıp dinlemeden kafasında bir senaryo kurup kendince intikam almaya çalıştı sevgili okuyucular. Yani yaptığını değil bir sevgili, düşmanın bile bunu yapmaz sana. Kızın ömründen ömür götürdü hayatını karattı. Çok çabuk affedildi ama sen kızın durumuna ve hormonlarına dua et.

 Şu ana kadar yaptığım yorumlarda bir tek Pabucumun Ajanı 2'de Deniz'e küfür etmiştim. Drew 2 oldu. Ki ondan daha da nefret ettiğim erkek karakterler var olmasına rağmen içimden bu kadar ağır küfür etmemişimdir. Yeminle sinirimi bozdu bu piç. Allah evine ateşler salsın senin! 

 Keşke kitap hep Kate'in ağzından gitseymiş. 337. sayfadan itibaren sinir kat sayım baya çıktı. Gelmiş hala Billy şöyle Billy böyle. Billy yerine asıl sen siktir ol git pis domuz!

 3. kitap en azından neşemi yerine getirecek. Delores-Matthew çiftini baya merak etmekteyim. 4. kitap için bana sabır dileyin lütfen çünkü anlatıcısı yine ismi lazım değil puşt olacak. 

Karmakarışık-Yorum




 Zengin, yakışıklı ve kendini beğenmiş Drew Evans ile güzel, zeki ve hırslı Katherine Brooks buluştuğunda işlerin karmakarışık hale gelmesi şaşılacak bir şey değildir.

 Drew Evans'ın işi, milyon dolarlık anlaşmalar yapmak ve New York'un en güzel kadınlarını tek bir gülümsemeyle baştan çıkartmaktır. Peki, öyleyse neden yedi gündür evden dışarı çıkmıyor? Neden mahvolmuş, sefil bir halde ve depresyonda? Ona sorduğunuzda size sebebinin grip olduğunu söyleyecektir fakat hepimiz bunun doğru olmadığını biliyoruz.

 Katherine Brooks, Drew'un babasının yatırım bankacılığı firmasında işe başladığı anda gösterişli playboyun hayatındaki her alanın bir karmaşaya sürüklenmesine sebep olmuştur. Profesyonel alandaki yarışları Drew'un cesaretini kırıyor, Katherine'e karşı hissettiği çekim dikkatini dağıtıyor ve onu yatağa atma girişimlerindeki başarısızlığı ise tamamen sinirlerini bozuyordur.

 Nasıl oluyordu da kadının biri çıkıyor ve ağzı iyi laf yapan çapkın bir adamı mahvolmuş, umutsuz biri haline getirebiliyordu? Hayatta asla sahip olmak istemediği tek şeyi gerçekleştirerek.

 'Karmakarışık' dünyada en çok kullanılan kitap sitesi Goodreads'de yapılan oylamalar sonucu 2014'ün en iyi çıkış yapan kitabı seçilmiştir.

**************************************************************** 

 Yazarın ilk kitabı olan Karmakarışık Goodreads'ta da çokça beğenilen bir kitap. Geçen sene Ephesus'tan çıkan Karmakarışık'ı okuyalı 6 ay kadar oldu benim için. Sanırım tavsiyeler sonucu almış olduğum en güzel kitaplardan oldu benim için.

 Kitap için klişe dolu deniliyor. Söylenilen şey yanlış demeyeceğim ama bazı yerleri de cidden güzeldi. Örneğin Kate için yapılan jestler bana orijinal geldi.

 Kitabı okutturan temel etmen yazarın kendisi. Ben 1. şahıs ağzından anlatılan kitapları sevmem, baya sıkar beni. Ama bu kitabın sizinle konuşuyormuş gibi anlatımı ve esprileri diğer 1. şahıslardan fazlasıyla ayrılıyor.

 Okuyucular drew için ölse de ben kendisini sevemedim. Yok, bu yanlış bir terim oldu, demek istediğim kendisini HİÇ AMA HİÇ SEVMEDİM! Fark ettiyseniz isminin baş harfini küçük yazdım. O derece nefret ettim yani. Çok ukala, çok aklı beş karış havada bir karakter. Her şeyden nem kapması da ayrı sinir bozucu.

 Kate dünyalar tatlısı biri. *-* Fakat kendisine büyük geçmişler olsun diyorum çünkü böyle bir salakla sevgili olmakla çok büyük hata yaptı. Ki bu hatanın ne derece büyük olduğunu 2. kitapta anlaşılıyor. 2. kitap yorumumu üstte görebilirsiniz.

 Ben Kate'in eski sevgilisi Billy'i daha çok sevdim. En azından şu şizofren gibi salakça şeyler yapmadı. Her şeyi büyük bir anlayışla karşıladı.

 Puanım:4/5 ( drew içinse -31/5. Buradaki -31 bir şeye gönderme: drew sen bir "..." sın deyim, anlayın siz ;)  )

17 Şubat 2016 Çarşamba

Zincirlenmiş Kalpler-Yorum

 Cinayetler, yalanların ve hırsların arkasına saklanmıştır. Tıpkı bazen aşkta olduğu gibi. O yalanı yaşamak mı isterdiniz, yoksa kaybedeceğinizi bile bile gerçeği haykırmak mı?

 FBI Ajanı Gregg Reese sekiz yıl sonra, acı bir şekilde ayrıldığı evine geri dönüyordu. Blacksburg'deki Virginia Tech Üniversitesi'nde seri cinayetler işleniyordu. Dört erkek öğrenci öldürülmüştü ve katilin durmaya niyeti yoktu. Ortağı Kyle'la beraber Blacksburg'deki cinayetleri çözmeye gönderilmiş olan Gregg'in ilk görevi, üniversitede öğretmen rolüne bürünmekti. 

 Ve bir kadın Gregg'e yardım etmeye gelir. Gizemli, yabani ve ilgi çekici bir kadın... Belanın kaçınılmaz olduğu bir kovalamaca ve bulmacanın içine düşen Gregg, doğruyu bulmak için gizemli kadının yardımını kabul etmeye karar verir. Yalanlarla örülmüş olan olayların arasında en az yalan olanı bulmaya çalışan Ajan Reese, çok geçmeden elinde olan doğruları da kaybetmeye başlar. 

 Tüm bu yalanların içinde gerçek aşkı bulmak ve onu bulduğuna inanmak o kadar kolay mıydı sahiden? Peki ya amazonlara ve daha birçok doğaüstü yaratığa?

 Her AŞK kendi hapishanesini yaratır. Ya MAHKÛMU olursunuz, ya gardiyanı…

****************************************************************************************

 Normalde fantastik kitap okumayı seven biri değilimdir. Çünkü çıkan fantastik kitapların çoğu ya young adult türünde ya da adult türü olsa da çok fazla fantastik tür giriyor elf, tanrıça, kurt adam, melek, peri... Ve daha sayamayacağım, daha önce hiç duymadığım türler. Gerçi bu saydıklarım paranormal romana girdi ama paranormal de fantastik türün bir alt dalı sonuçta.

 O zaman niye bu kitabı okudum ben? Kitapçılarda çok gözüme çarpıyordu ve gördüğüm alıntılar da beni cezbetmişti.

 Çevrilen bir kitaba orijinal kapak harici bir kapak seçilecek veya bir Türk yazarın kitabına kapak uygulanılacak diyelim. Bu konuda başarılı 2 yayın evi - hadi 3 olsun- bilirim. Biri Nemesis, diğeri de Ephesus, -3. için Epsilon diyebilirim, bazı kapaklarını gerçekten beğeniyorum, konuya uysun uymasın- . Özellikle Ephesus'un ellerine geçen hikayeleri dikkatle okudukları çok belli. Bir hikayede geçen durumu ve/veya eşyayı bir şekilde çıkardıkları kapaklarda görebilirsiniz. Kısacası hikaye-kapak olayını çok başarılı bir şekilde gerçekleştiriyor. Bu kapak da o istisnayı bozmuyor ve +1 puanı kapıyor kitap ve yayın evi.

 Kitap, bugüne kadar çıkan fantastik kitaplardan biraz daha farklı. Çünkü bu seferki türümüz amazonlarla ilgili. Ve bu güçlerle donatılmış kişi bir kadın. E iyi de amazon dediğin zaten kadın olur dediğinizi duyar gibiyim. Şöyle açıklamam gerekirse, fantastiklerin çoğunda insan üstü güçlerle donatılmış kişi erkektir. Kızlarımız da sadece insan. Ha bu tarz güçlere sahip kızlar da var tabi ki bazı kitaplarda ama erkekler her zaman onlardan daha güçlü bir şekilde karşımıza çıkıyor. Bu kitabın bu istisnayı kırmasını çok beğendim. Oldu sana +1 puan daha.

 Yazar cidden zor bir tür hakkında kitap yazmaya kalkışmış, çünkü amazonlar hakkında yazılan romanlar yok denecek kadar az. Fakat nasıl başarmışsa yazar, amazonların altından girip üstünden çıkmış. Kitabı yazarken araştırma yaptığı çok belli, baya incelemiş amazonları yazar. Sonuç olarak da kitap tamamen okunabilir olmuş; abuk sabuk durumlar hiç yoktu. Ayrıca yazarın kitabı 21 yaşında yazdığı göz önünde bulundurulursa koca bir alkışı hak ediyor bence.

 Karakter kurgusu da çok başarılı idi. Özellikle Aleka'nınki. Kadın "Ben bir amazonum." ifadesini çok güzel aktardı bize. Kendi dünyasına ne kadar hakim olsa da insanların dünyasında bir o kadar acemi. En basit örnek yemek zamanlarındaki tepkileri diyeyim size. Gregg'e ise çarpıldım ben *-* . Sert ama alfalığa kaçmayan, kasıntılı olmayan bir erkek. Kitap boyunca durumlar karşısında verdiği tepkiler verebileceği en güzel şeylerdi.

 Kitapta sevdiğim diğer bir yönde romantizm kısmı oldu. Bu tarz kitaplarda yazar bir kadınsa işin fantastik kısmı çooooook geride kalıyor, hatta unutuluyor; karakterler arası aşk daha ön planda oluyor. Ben de "O zaman bu yazar niye böyle bir şey yazmış ki?" demekten kendimi alamıyorum. Büşra'nın buna dikkat etmesi çok güzel. Ayrıca karakterler birbirini ilk kez görünce hemen bir çekim oluşmuyor, zamanla farkında olmadan hoşlanmaya dönüşmeye başlıyor. Şu an için Aleka-Greeg için sadece tohumlar atıldı, tam anlamıyla romantizmi belki 2. kitabın sonunda ama daha çok serinin 3. kitabında bekliyorum.

 Yazarın dili gayet akıcı. Yazım yanlışları yok. Kitabı okurken sanki film izliyormuşum gibi hissettim.

 Büşra Toraman da Wattpad'den gelen bir yazar. Wattpad kitaplarını okuyanlar bilir, maalesef çoğu çıkan hikayelerin konusu birbirine benzer, olay kurgusu ya sıkıcı ya aşırı ergen şekilde karşımıza çıkıyor. Büşra, bu konuda diğerlerinden rahatlıkla ayrılıyor.

 Bence şans verilmesi gereken yazarlardan biri. 2. kitabı çıktığı zaman kesinlikle alacağım.

 Puanım: 5/5

7 Şubat 2016 Pazar

Ben O Değilim-Yorum




 Siz hiç, birbirine tıpatıp benzeyen ikizler gördünüz mü? İşte ben onlardan biriyim... Adım, Arın Soylu.


 Genç, yakışıklı, güçlü ve mutlu bir erkeğin hayatı, bir anda nasıl altüst olur? Kolay… Bunun için, serseri ikizinizle, akıl almaz bir oyunun içine girmeniz yeterli. Sadece üç haftalığına, başka birinin hayatını yaşamaya cesaret ederseniz, beraberinde gelecek bütün sürprizlere de hazırlıklı olmalısınız. 

 Ben de hazırlıklıydım. Ta ki onu görene kadar... Tuna'mı… Bal rengi saçları ve güneş gibi parlayan yüzüyle, birdenbire hayatımı kökünden değiştirmişti. O benim beklediğimdi, o benim geleceğimdi. Onu elde etmeme kimse engel olamazdı. Hiçbir şey beni durduramazdı. Durduramadı da… 

 Başardım mı? Evet! Onu aşkıma inandırdım. Onu kendime âşık ettim. Peki ya sonra? Hiçbir yalan sonsuza dek sürmez, öyle değil mi? Bir gün, hiç ummadığım bir anda, yalanımla yüzleşmek zorunda kaldım. Artık 'Ben o değilim' desem de bir faydası yoktu. Tuna bana inanmıyordu. Ne yapacaktım şimdi? Vaz mı geçecektim hayatımın kadınından? Elbette hayır! Bedelini ödeyip, seni kazanacağım, Tuna cadısı! Her ne olursa olsun… 


-----------------------------------------------------------------

Fatma Erdek, adını sıklıkla duyduğum ve okurlar tarafından çoğunlukla beğenilen bir yazar. Bu seneki Tüyap'tan 2 kitabını aldım, biri Gece ile Şafak, diğeri de şimdi yorumunu yapacağım Ben O Değilim.

 Kitaplarda görünen en büyük sorun nedir? Çok fazla Türk yazar okumadım ama gördüklerim kadarıyla kitap yazarken kelimeleri nasıl yazdıklarına fazla dikkat etmiyorlar. Aynı şekilde çeviriler de öyle. Bu konuda Fatma Erdek beni resmen ters köşe yaptı. Cümle kurmakta gerçekten çok iyi kendisi. Ve yazım yanlışları da yoktu. Aslında tek bir yer gözüme çarptı ama o kadar sayfa yazmış. Asıl şoka girdiğim yerse şurası: Hayatımda ilk kez bir kitapta imla kurallarına çok dikkat edilmiş. Aklınıza gelebilecek bütün noktalama işaretleri kusursuz kullanılmış. Bu yönden kendisini tebrik ediyorum. Keşke bütün yazarlar ve çevirmenler senin verdiğin bu dikkati verseler.

 Kitap bir aşk romanı olarak fazla kafa şişiren bir kitap değil. Olaylar çok fazla uzatılmamış , yazar nerelerde durması gerektiğini iyi bilmiş.

 Arın'ın kendi içinde gayet aklı başında ve kendini çok iyi bilen biri. Özellikle "Tam anlamıyla modern bir erkek değilim, sadece ben bunun arkasına saklanıyorum. Yeri geldi mi tam gelenekçi biriyim." diye öz eleştirisini yapması çok hoşuma gitti.

 Kapak kitabı tam anlamıyla yansıtmış bence. Özellikle kapaktaki beyfendi göze çok hoş geliyor.

 Yalnız, Fatma Hanım çok özür dilerim ama kitap hakkında olumsuz eleştirilerim daha fazla olacak. 

 Ne yazık ki kitapta duygu yoğunluğu diye bir şey yoktu. Özellikle Tuna'nın, Arın'a olan aşkını hiç hissetmedim kitap boyunca.

 Ayrıca Arın'ın daha Tuna'yı 2. görüşünde "Ben bu kıza aşığım, evlenmemiz şart." diye düşünmesi çok yapmacık geldi bana. Ben aşk hikayelerinde aşkın zamanla oluşumunu seviyorum. İlk görüşte aşk olunca aynı bu kitaptaki gibi hemen sevgili olalım, 1 hafta sonra evlenelim kısımlarını okumak bana aşk değil, bencillik gibi geliyor.

 En gıcık olan kişi Arın'ın kardeşi Meriç. Ben bu kadar sorumsuz bir kitap karakteri görmedim. Cidden arkadaş bencil kelimesinin sözlükteki anlamı.  

 Evet, yazar fazla uzatmaya gitmemiş ama okurken bazen sıkılmadım dersem yalan olur. En çok Tuna ve Arın'ın evlilik hazırlıklarını okumaktan gına geldi. Düğün sahnesinde ailelerin gerdek gecesi olayına fazla karışmaları illallah dedirtti bana. Allah kimseye böyle şeyler vermesin.

 Puanım: 3/5 ( Aslında 2,5/5 puanlık bir kitap ama yazar imla ve yazım kurallarına çok dikkat ettiği için 3 verdim.)

10 Ocak 2016 Pazar

Lordum-Yorum




Savaş meydanlarındaki zaferleriyle tanınan, güçlü bir İskoç savaşçı…

Eider McDuck, çıktığı son görevde, ummadığı bir şekilde oyuna getirildi. Kardeşini kurtarmak için, düşmanıyla el sıkıştı ve bir yabancıyla evlendi. Evlendiği kadın dünyanın en güzel, en ateşli ve en ürkütücü kızılı olsa da, ondan etkilenmemek zorundaydı.


İngiltere'nin gülü olarak tanınan, tehlikeli, güzel bir İngiliz savaşçı…

Leydi Rose Crowfeld, kralın emriyle büyük bir göreve çıktığını sanırken, aslında büyük bir tuzağın içine düşmüştü. Kazandığı başarının sonucunda ödül beklerken, kendisini düşmanıyla evlenirken buldu. Evlendiği adam dünyanın en yakışıklı, en güçlü ve en dayanılmaz erkeği olsa da, ona karşı bir şey hissetmemek için elinden geleni yapacaktı.


Ve ikisi de istedikleri hiçbir şeyi yapamadı…

Aşk, beklenmedik bir ateşti onlar için. Yanmak istememiş ama yine de ateşe doğru yürümüşlerdi. Ne intikam düşüncesi onları durdurdu, ne de krallarının verdiği emirler… Fakat en yakınları tarafından ihanete uğradıklarında, mutlu olmak onlar için bir hayale dönüşmüştü. Girdikleri savaştan yara almadan çıkabilecekler miydi? Yolları tamamen ayrılacak mıydı? Yoksa affedip, güvenmeyi öğrenebilecekler miydi?


*****************************************************************

 Sonunda bir kitabı da bitirip rahatlamış oldum. Lordum, gerek kapağı, gerekse konusu itibariyle "Beni okumalısın" dedirten bir kitap oldu benim için çıktığı günden beri. Ayrıca paylaşılan alıntıları da genel olarak beğenmiştim o zamanlar. Biraz da yazara ve kalemine değinmek isterim.

 Freya Mclowell, aslında bir Türk yazar ve Wattpad yazarlarından biri. Wattpad'de edindiği başarısından sonra Ephesus ile anlaşıp ilk kitabını bizlerle buluşturdu. Ephesus'un Türk yazar konusunda genelde iyi seçimler yapması ile Rita Hunter, Jennifer Royce gibi Türk yazarların tarihi aşk konusundaki başarılarından sonra bu yazarımıza da bir şans vermek istedim.

 Ben yazarın kalemini gerçekten çok beğendim. Betimlemeleri gayet sağlam ve akıcı bir kalemi var.

 Fakat zevkle aldığım kitap beni hayal kırıklığına uğratmadı dersem yalan olur. Hepsini tek tek sayacak olursam:

 Hikaye kesinlikle orijinal değildi. Aslında bana göre İskoç hikayelerinin hiçbiri orijinal değil. İskoçları anlatan romanlarda oluşturulan karakterler de hikayenin genel akışı da çoğunlukla birbirine benzer veya daha önceden başka bir yazardan okuduğum hikayenin aynısını okuyor ve karakterlerini görüyor olurum. Bu hikaye ise bugüne kadar yazılmış bütün İskoç romanlarının bir toplamıydı. Bazı yerleri Julie Garwood, bazı yerleri Monica Mccarty'den alınmış mesela.

 Rose karakteri acayip dengesiz biri. Eider'den hoşlanmayan kızımıza evlendikten sonra ne olduysa aniden adama aşık oldu. Ayrıca millete cesur görüneceğim diye salaklıkta uzmanlık seviyesine çıktı. Örneğin sevdiği birine önemsiz bir şey olsa da sanki o kişiyi öldürmüşler gibi çevresindekilere afra tafralar yapmalar. Savaş mı çıktı, ille kendisi en önde olup her şeyi çözmek zorunda. Biri kızımıza yardım edecek veya uzak durmasını söylediği zaman da daha da psikopatlaştı. 

 Hele bir salaklığı var ki off off. O da şu. Eider savaşa gider ve Rose durur mu, tabi ki hayır. Yalnız şöyle bir durum var: Rose hamile. Evet yanlış okumadınız. Kızımız hamile ve ben savaşa gidersem çocuğumu kaybedebilirim düşüncesi bir kez bile aklından geçeden Eider'i korumak istiyor o haliyle. Hem de bu salaklığı 2 kez yaptı. Ve sıfır zarala çıktı bu savaşlardan. Ağzımı bozduğum için özür dilerim ama senin yaptığına ve "Oha!" derler Rose.

 Yazar sayesinde ilk kez bıyığı ve sakalları olan bir baş erkek karakter okudum. O yön hoşuma gitmedi desem yalan olur. Çünkü benim bildiğim eski zamanlarda İskoçlar bıyık ve sakal bırakan erkeklerdi ama ne hikmetse okuduğum İskoç romanlarındaki bütün erkeklerin  bıyık sakal yok, saçlar da kısacık. 

 Yazarın kalemini beğensem de hikayeyi anlatmada sorunlar da yok değildi. Örneğin karakterlerimiz arasında konuşma geçecek. Rose cümlesini söylüyor, ardından yazar cümledeki anlamı karakterin durumu ile beraber 2-3 paragrafla anlatıyor. Sonra Eider kuruyor cümle aynı şey onda da yaşanıyor. 470 sayfa boyunca da sürdü bu durum. Veya bu karakterlerimiz kendi arasında aşk yapacak gel gör ki o durumdan aslında çok uzaktalar, o durumda bile birbirlerini lafla ezme çabalarını okudum.

  Ayrıca karakterlerin Tanrı ile konuşması ne allasen? Rose ve Eider iç sesleriyle Tanrı ile konuşuyor ve Tanrı da onlara cevap veriyor. Yani olmamış, hem de hiç.

 Eider, Rose'a "Senin sevemem çünkü kimi sevdiysem onlara zarar geldi." diyor. Gel gör ki yazar bu cümleyi 3-4 yerde kullandı ve hepsinde ya Rose bunu ilk kez duydu veya dinlemedi onu.  

 Kitabın eksikleri ve kötü yönleri çok fazla ama okutturdu mu kendini? Evet, okutturdu. Yazarın üslubunun değişeceğini sanmıyorum ama 2. kitaba düzelteceğini düşünüyorum kendisinin. 

 Puanım: 2,5/5

5 Aralık 2015 Cumartesi

Bir Günah Gibi-Yorum





 Burcu Büyükyıldız, aylar sonra okuduğum Türk yazarlardan biridir. Aslında içeriği sırf aşk olan bir roman okuyorsam genelde Türk yazarlardan kaçınırım çünkü önceden okuduğum bazı yazarlar bende olumlu etki bırakmadı. Önceleri aklımda olmasa da yazdıkları okuyucular tarafından beğenildiği için, kendisi de oldukça sevilen bir yazar olduğundan bir şans vereyim dedim. 

****************************************************************

 Ela, üniversiteyi bitirir bitirmez kreşte çalışmaya başlayan, 23 yaşında güzel, akıllı ve insanı kendinden geçirecek yeşil gözlere sahip bir bayandır. Yalnız hayatında gün yüzü görmemiş biridir. Bunun 3 sebebi vardır: Babası ve 2 ağabeyi. Yaşamında bir kez olsun onu sevdiklerini belli etmemişler, onu sadece değersiz bir eşya gibi görmüşlerdir. 

 Abilerinden birinin kumar sorunu sonunda onları zor duruma sokmuştur. Onların yayına sıklıkla uğrayan Hasan isminde biri, eğer Ela'yla evlenmelerine izin verirlerse onları bu borçtan kurtaracaktır. Tabi bu 3 arkadaş, Ela'nın isteklerini görmezden gelerek bu teklifi anında kabul ederler. Hasan'dan hiç hoşlanmayan Ela direnir, ne yazık ki bu direnişinin sonu nikah masasında biter. Ve ilk günden hayatı daha da zorlu bir hale gelir.

 Ertesi gün adamdan kaçmaya çalışırken kendini birden kaçırılırken bulur. Kaçıran kişiyse onu gördüğü ilk günden beri saplantı haline getirmiş olan, Sarp Aras'tır. Sarp, başarılı bir kariyeri olan fakat son zamanlarda eski yaşantısındaki bayağılıktan bunalmış bir adamdır. Hayatındaki eksikliğin farkında olsa da bunun ne olduğunu bir türlü bulamamaktadır. Yeğenine hediye almak için gittiği oyuncakçıda Ela'yı görür görmez bir çekime kapılır fakat bunun geçici olduğunu düşündüğünden kıza yanaşmaz başlarda. Fakat onu bir sapık gibi takip etmekten de geri durmaz. Kızdan vazgeçemeyeceği kafasına dank ettiği anda Ela'nın evlenmiş olduğunu öğrenir ve onun zorlu hayatını da bildiği için onu bu hayattan kurtarıp kendisinin yapmaya yemin eder.

****************************************************************

 Kitabın ilk 150 sayfası benim için güzeldi aslında. Sonrasında başladı benim can sıkıntılarım. 

 Öncelikle Ela orijinal bir karakter değildi bence. Bana FMA'daki kadın karakterleri fazla anımsattı. Özellikle bir süre sonra ergenliğe doğru giden asabi tavırları, inatlaşmaları ve Sarp'ın da dediği gibi gözünün önünde olanları görmemek için kasılması çoğu yerde Ismarlama Bebek'teki Vildan'ı hatırlattı bana. Sarp harici insanlarla uyumu, iyimserliği de Anlaşma'daki Merve idi.

 Sarp ise okuyucu tarafından Tuna Üstüner gibi fazla abartılmış bir karakterdi bence. Fakat ikisi tamamen farklı kişiliklere sahip. Tuna'dan daha çekilir biri. Sarp'ı gerçek hayatta görsem bir arkadaş olarak severdim fakat sevgilim olmasını isteyeceğim türde biri değil. Biraz fazla baskıcı olduğunu kabul etmek lazım. 

 Sarp'ın annesi Burcu'ya kanım hiç ısınmadı. Kitapta sürekli ağladı durdu. Sulu göz karakterlerle bir sorunum olmasa da her şeye ağlayan biri fazla can sıkıcı oluyor.

 Onun dışında Nil'e değinmek istiyorum. Bir Türk yazar bu klişeyi yapmazsa cidden ölür gerçekten. Klişemiz de şu: Asıl erkeğe aşık olan bir başka kızımız vardır fakat bu kızımıza içten içe herkes gıcık olmaktadır, çünkü asıl erkeğe gönlünü kaptırmıştır, halbuki asıl erkeğe ondan daha iyi bir kız bulunmak istenmektedir veya çoktan bulunmuştur, o kişi de asıl kız oluyor zaten. Kız iyi kalpli biri bile olsa ille nefret edilecek ondan. 

Cidden bu klişeden bıkkınlık geldi tarafımdan. Bir kere kızın hiçbir suçu yok. Bizim sersem Sarp, Ela'yı kafasından atmak için az kalsın kızın iyi niyetinden ve aşkından faydalanıp yatağa atıyordu. Sonra kıza aslında başkasını sevdiğini açıklamadan kızın hayatından çıkmasını bekliyor geri zekalı, anca evlenmeye yakın açıkladı akıllı. Fakat sen bu açıklamayı en başından yapsaydın kızın bunu olgunlukla karşılayacağını ve senden vazgeçeceğini görürdün. En azından yazar bu konuda akıllıca davranmış. Bir de bunu kabullenemeyip adamı takıntı haline getirmeye ve sevdiceğine zarar vermeyi kafasına koymuş tipleri var bunların. Bunlar beni iyice kitaptan soğutuyor.

 Ayrıca Ela'nın ailesiyle olan ilişkisi kitapta tam olarak çözülmedi. Acaba yazar başak bir kitaba mı sakladı bunu bir fikrim yok.

 Yazarın kalemine değinecek olursam; akıcı bir kalemi var ve kitabı okumakta zorluk çekmedim. Kitaba 640 sayfa çok fazlaydı bunun sebebi fazla tekrarları olmasıydı. Bu tekrarlar da Ela'nın hırçınlıklarıydı. 

 Yazara 2. şansı verir miyim, çok zor. Anca okunacak kitap kalmadığında diyebilirim. Benim gibi sayfalarca kızın gereksiz inatlaşmalarını ve klişe durumları okumak istemiyorsanız hiç önermem size.

 Puanım: 2/5