Epsilon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Epsilon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mayıs 2017 Perşembe

To Sum of All Kisses (Dudaklarımda Şarkısın) / Yorum



 New York Times Çoksatan Yazarı Julia Quinn yeni romanıyla okuyucularını hem güldürecek hem de onların kalplerini sızlatacak. 

Hugh bu kadının can sıkıcı şekilde ukala olduğunu düşünüyordu... Hugh Prentice hazırcevap kadınlara karşı asla sabırlı değildi ve eğer Leydi Sarah Pleinsworth utangaç ya da mahcup kelimelerinden haberdarsa bile onları çoktan lugatından çıkarmıştı. Pervasız bir düello matematik dehası olan Hugh’u sakat bir bacağa mahkûm etmişti ve şimdi Sarah gibi bir kadınla evlenmeyi hayal etmesi şöyle dursun, ona kur bile yapamazdı. 

Sarah bu adamın delinin teki olduğunu düşünüyordu… Hugh’un yaptığı düello neredeyse Sarah’ın tüm ailesini mahvedeceği için onu asla affedemezdi ama Sarah’ın asıl tahammül edemediği onun kişiliğiydi. Ancak bu ikili bir haftayı yan yana geçirmek zorunda kaldıklarında, ilk izlenimlerin o kadar da güvenilir olmadığını keşfedeceklerdi. Sonra ilk öpücük ikincisine, üçüncüsüne ve dördüncüsüne yol açarken, matematik dehası lord hesabını şaşıracak ve her zaman hazırcevap olan leydi belki de ilk defa kendini nutku tutulmuş halde bulacaktı.

Bridgertonlar Smythe-Smithler'i biliyorlar, siz biliyor musunuz?

Bu kitaptan sonra cevabım: Maalesef evet.

 Kitabı tek bir kelimeyle özetleyecek olsam rezalet derdim. Brdigerton gibi güzel bir seriyi yazan kadın bu kitapta bildiğiniz çuvallamış. Halbuki serinin ilk 2 kitabını oldukça seven biriyimdir.

 Öncelikle Epsilon'a biraz çemkirmek istiyorum. Siz ne yapıyorsunuz? Herhangi bir metinde paragraf diye bir şey var hatırladınız mı? Kitapta paragraf yok desem sizlere? Yani bu nasıl sorumsuzluk? Konu kolay para kazanma yeri Wattpad olunca şahane, yalvar yakar duruma geldiğimiz historicaller olunca sosyal medyanızdan ne bir duyuru ne de reklam görünüyor. Sonra "Bu kitaplara ilgi yok, biz de bilmem kimin yeni kitabını çevirmeyeceğiz." He canım he. Okuyucu da yedi mazeretini. İyi ki de zamanında 18 tl'ye orijinal dilinden almışım. Yoksa parama yazık olacaktı.

 Kitapta iyi olan 3 şey vardı: Kapak, ikilinin aşık olma sürecinin iyi ayarlanmış olması ve küçük kardeş Frannie. Geri kalan tam hayal kırıklığı.

 Sarah, yazarın şu ana kadarki en itici,en bencil karakteri olabilir. Ayrıca en küçük olayları dahi aşırı dramatize ediyor. İlk 100 sayfa tam bir boş kafa olarak karşımıza çıkıyor. Sonradan ufacık bir toparlaması oluyor, yine de boş kafalı biri. Zaten kendisini ilk kitapta da hiç sevmemiştim.

 Hugh, önceki kitapta psikolojik olarak çökük ama sempati duyduğum biriydi. Kendi kitabında da sır olayına kadar güzel gidiyordu her şey. Sır ortaya çıkınca "Matematik zeka süper ama sorun çözmede IQ eksilerde" olan bir karaktere dönüşüyor. Yani öyle bir sebebe böyle dandik bir çözüm mü buldun sen? Matematikçi olarak daha analitik bir düşünce, keskin bir zeka beklerdim. Gerçi şimdi yazarken "Bütün olayların sebebi bu şaşkalozdu" düşüncesi geçti aklımdan. Yani Hugh, sen de antisempatiksin.

 Hugh'un babasına hiç girmiyorum. O ayrı ruh hastası.

 Julia sen ne yaptın? Bu kurgu gerçekten senden mi çıktı şimdi? "Son Söz Aşkın" kitabında Sophie'nin üvey annesi de gıcıktı ama Hugh'un babası gibi bir karakterin senden çıkması çok şaşırtıcı.  Pleinsworth kardeşler arasındaki diyaloglar senin yazacağın tarz olmasa hayatta inanmazdım bu kadar kötü bir kitap okuyacağıma.

 Bunu 2 seçeneğe bağlıyorum. Yazarın ya psikolojik olarak kötü bir zamanına denk geldiği için bu kurgu ortaya çıktı ya da yanına 1-2 kişi daha alıp bu saçma romanı yazdılar.

 Eskiden seni severdim Julia, bu türdeki favori yazarımdın. Fakat araya 2 koca sene girmesi olsun, kurguları daha sağlam yazarlar okumuş olmam olsun, sanırım artık değil favorim ilk 10'umda bile yoksun :/ 

 Kendisini okumaya devam eder miyim, ederim. Sonuçta bana kitap okuma aşkını geri kazandıran, "Şahane Bir Kadının Gizli Günlüğü" şaheserini yaratan bu kadındı. Sadece eskisi gibi yeni bir kitabı çıktığı zaman heyecan duyacağımı hissetmiyorum.

 Ufak spoiler: Kitapta Leydi Danbury ufak da olsa yer kaplıyor ama ilk kez bu kadar ruhsuz ve sıkıcı bir Danbury gördüm karşımda. O bile kurtaramadı kitabı, düşünün.

 Puanım: 1/10

24 Temmuz 2016 Pazar

Sonsuza Dek Kollarında-Yorum



 Karanlık ve tehlikeli bir yolda, cesur bir İngiliz maceracısı, asil soydan gelen bir kontesin hayatını kurtarır. Albay Tyrone Rycroft şimdiye kadar yaptığı yolculuklarında, Synnovea kadar nefes kesici, çekici ve gizemli bir kadınla karşılaşmamıştır. Ancak Rycroft'un bu cesareti, onu tehlikenin, cazibe ve entrikanın kaçınılmaz ağına çekecektir.

Gururlu ve inatçı Synnovea'nın yakışıklı koruyucusu, kraliyetin hain ve zengin eksenindeki güç ve nüfuzun tehlikeli oyununda bir piyona dönüşür. Ona artık sadece cesareti ve zekâsı yardımcı olacaktır. Rycroft'un tutkulu arzusu onun kendi dünyasının güvenliğine dönmesine izin vermeyecektir. Bu gizemli, soylu, güzel kadın, kendini ona özgürce, dürüstçe ve sonsuza dek sunmadan Rycroft hiçbir yere gitmeyecektir.

"Bir efsane. Tarihi aşk romanlarının kraliçesi."
-Atlanta Journal-Constitution-


"Kathleen E. Woodiwiss'in yarattığı dünyada yaşayacak, nefes alacaksınız."
-Houston Chronicle-

****************************

 Etkinlikte tamamlanan madde:
Kapağını beğendiğin bir kitap

 Kathleen E. Woodwiss, sevdiğim tarihi aşk romanı yazarlarından biri olmasına rağmen "Ne yazarsa okurum." dediğim yazarlardan biri değildir. Ülkemizde şu ana kadar 6 kitabı çıktı, ben 5'ini okudum. Okumadığım kitabı Rüzgarda Savrulan Güller idi ve konusu beni cezbetmediği için hala da okumayı düşünmüyorum. Bu kitabı da aynı sebepten okumayı düşünmüyordum fakat güzel kapağı ve yazarı okumayalı uzun zaman olduğu için fikrimi değiştirdim.

 Sonsuza Dek Kollarında kitabı bizde çıkalı 8 ay olmuş. Kapaktan da anlaşıldığı gibi tam kış mevsiminde okunmalık bir kitap olarak göze çarpıyor. Aslında sayfa sayısına göre fiyatı uygun olsa da biraz daha ucuza alayım diye CNR Kitap Fuarı'nı bekleyip öyle almıştım. 

 Bu yazarla ilgili en sevdiğim şey, ülkemizde yayınlanmış olan kapaklarıdır. Şu an için en sevdiğim kapak bu kitabınki oldu. Özellikle oradaki 2 beyaz köpeğe bayılıyorum.

 Okuyanlar bilir ki yazarın dili ağırdır. Çok fazla betimleme ve iç ses ile yazmayı seviyor. Bu kitap da aynı şekildeydi yalnız ilk kez Woodwiss'in bir kitabı elimde süründü. Daldan dala atlama durumu yaşanmasa da sanki yazar aklına ne gelirse yazmış gibiydi. Zaten yaz sıcağı sorunu var, bir de bu kitabın aşırı durağan olması beni iyice gerdi. Bir de çevirmenin özensiz çevirisini de eklemem lazım. Çevirmen bile sıkılmış olacak ki bir süre sonra ne demek istenildiği anlaşılmayan cümleler gördü bu gözler.

 Bir seri olmadığı sürece kitapta yan karakterlere fazla değinilmemesi normaldir,bunda da aynı şey geçerli olmasına rağmen ilk kez ana karakterlere fazla değinilmeyen bir kitapla karşılaştım. Ya da şöyle söyleyeyim. Baş karakter Synnovea'nın başından geçenler ağırlıkta anlatılıyor ama Synnovea'nın iyi biri olması haricinde ne gibi özellikleri var anlamadım. Onu diğer karakterlerden ayıran hiçbir şey göremedim. 

 Yazarın diğer bir özelliği ise baş erkek karakterlerine, baş kadınları kadar fazla yer vermemesidir. Albay Tyrone ise tipik Woodwiss erkeğiydi. Tek fark Synnovea ile aralarında aşk olmasa ona bile yan karakter derdim. Ayrıca Tyrone'da da belirgin karakteristik özellikler göremedim. Synnovea ve Tyrone sevebileceğim bir ikiliydi fakat belirgin bir özellik göremeyince boş hissettirdi bana. Ve bu ikilinin bir araya geldiği sahneler çok fazla değildi, ortanın biraz altı diyebilirim.

 Bir de yazarın kadın karakterlerini her açıdan aşırı övmesi var. Bunları gören her erkek mutlaka kadın karaktere hayran, kişisel hizmetçisi hariç olan kadınların hepsi hasetinden çatlar. Bunların vücutlar bir harika. Yüzleri çok bebeksi. Tavırlar kusursuzluk örneği. Size de bıkkınlık geldi değil mi?

 Umarım çevrilen sonraki kitap öncekiler kadar güzel bir konuyla anlatımla gelir. Sayfa sayısı da az olsun diyeceğim fakat yazarın az sayfalı bir kitabını bulmak çok zor. Çoğu 500'den aşağı değil :(

 Puanım:1/5

3 Mayıs 2016 Salı

Kalbin Kuralları-Yorum


Tehlikeli. Çekici. Olağanüstü bir güç ve tutkuya sahip, her kadının içindeki şehvetli cazibeyi uyandırabilecek bir adam. Hayden Rothwell. Hayden hiçbir haber vermeden, bir teklif beklemeden, gizemli amaçları ve kudretli çekiciliğiyle Alexia Welbourne'ün evine girer. Saatler içinde Alexia beş parasız kalmıştır, ayrıca evlilik umutları tamamen yok olmuştur. Ta ki Hayden Rothwell onu yatağına alana kadar. Tutkulu bir an Alexia'yı, onu mahveden adamla evlenmesi için zorladığında, Hayden'ın onu baştan çıkarma oyunu çoktan başlamıştır. Ancak Alexia, yeni kocasının gizli amacını bilmiyordur. Hayden'ın ödemek için her şeyi göze alabileceği bir onur borcu vardır. Alexia ise bu oyundaki sürpriz oyuncudur. Onunla geçirdiği gecelerden vazgeçmek istemeyen Hayden, Alexia'yı yanında tutmanın bir yolunu bulmalıdır. Ancak bu sırada Alexia da kendi kurallarına göre oynamaya başlamıştır. 

 ****************************************

 Evet, geldik Epsilon'un unutulan yazarlarından birine. Tebrikler Epsilon, 4 kitaplık bir seriyi 7 senede tamamladığınız için. Bana kalırsa, sırf seri bitsin diye bu kitabı yayınladılar.

 Ben de sırf önceden 3 kitabı okuduğum için ve tarihi roman sıkıntısı çektiğim için okumuş oldum. Yazarın seçtiği konular güzel olmasına rağmen kaleminden olsa gerek, kitaplarını okurken sıkılıyorum. En önemli etken karakterler. Bütün karakterler aşırı ciddi. Bu kitap da bu konuda bir istisna değil.

 Bilmiyorum, 3 kitap boyunca Hayden gözümde hep biraz kilolu biri olarak canlanmıştır. Bunda da aynı şeyleri hissettim.

 Ama kitabın son 100 sayfası hoşuma gitti. Hayden-Alexia arasındaki romantizm bir anda tatlı gelmeye başladı. Ayrıca kitapta bir yer beni baya şaşırttı, o da spoilera girer diye söylemiyorum. Ayrıca ben kitabın kapağını da sevdim.

 Seriyi okumak isteyenler için (Ufak bir bilgi, Epsilon bu seriyi nedense 4-3-2-1 diye basmıştır):

1) Kalbin Kuralları
2) Tutku Dersleri
3) Bir Gecelik Günah
4) Aşk Gibi Günah Gibi

 Yazarı sevenler beni affetsin ama umarım bundan sonra bu kadının herhangi bir kitabı çevrilmez.

 Puanım: 2,5/5

25 Mart 2016 Cuma

Büyülü Bir An İçin-Yorum


 Leydilerin Amatör Dedektiflik Kulübü'yle tanışın: Geleneklerin dışında dört kadın, leydilere uygun olmayan yollarla dedektiflik yapıp ilginç bir şekilde suçları çözmeye çalışıyorlar. Ancak iş kendi kalplerine geldiğinde ipuçlarını
bir türlü bulamıyorlar…

 Bağımsız bir kadın olmaya çalışan Meg Piddington bir akşam babasının fabrikasındaki bir depoda çekici ve baştan çıkarıcı Gareth Mandeville ile kazara kilitli kalır. O gece fabrikada alçakça işlenen bir suç Gareth'in üstüne kalır ve onun masum olduğunu kanıtlayacak tek kişi Meg'dir. Eğer Meg suçun işlendiği saatte Gareth'le bir depoda yalnız olduğunu itiraf ederse, itibarı sonsuza dek zedelenecek ve Gareth'in onunla evlenmesi gerekecektir. Ancak Gareth evlenmektense, hapiste yatmayı tercih eden biridir.

 Sonunda Meg'e Gareth'in suçsuz olduğunu ispat etmek için tek bir yol kalır: Leydilerin Amatör Dedektiflik Kulübü. Meg ve arkadaşları suçu kimin işlediğini bulmaya çalışırken başka suçlara da rastlarlar ve işler iyice karmaşık hale gelir. Tüm bunlar olurken Gareth ve Meg birbirlerine giderek yaklaşırlar. Meg, vücuduna keyifli ürpertiler yollayan bu adama âşık olmamak için dirense de, içten içe onun kalbini kazanmak için her şeyi yapmaya hazırdır.

*******************************************************

 Ne yazık ki "Leydilerin Amatör Dedektiflik Kulübü" serisinin 2. kitabı olan Büyülü Bir An İçin, fazla beğendiğim bir kitap olmadı. Bunun en büyük sebebi kitaptaki çifte ısınamamış olmamdır.

 Önceki kitaptaki Meg ile bu kitaptaki Meg arasında dağlar kadar fark var. Önceki kitapta Meg'in davranışlarında hafif bir pervasızlık görülüyordu. Bu kitaptaki Meg'de o pervasızlık bir yerde bile gözükmedi.  Ne kadar Gareth'a yardımcı olmak için çaba harcasa da düşündüğümden daha durgun bir karakterdi. Bazı yerlerde de bana Amelia'yı hatırlattı.

 Gareth'a da ayrı bir sinir oldum. Kitap boyunca çok fazla ikilem yaşadı. Meg'ten uzak duracağım dese de Meg'i gördüğü ilk an hemen kızın dudaklarına yapışıyor. Veya bu araştırmayı durduracağım dese de iki dakika sonra kendisi daha fazla araştırmaya katılıyor.

 Ben "Herhalde kitapta bir cinayet işlendi, suç da Gareth'a kaldı." diye düşünmüştüm. Fakat tahminimden çok alakasız ve aşırı sıkıcı bir dava çözümü ile karşı karşıya kaldım.

 Puanım: 3/5

24 Mart 2016 Perşembe

Sırrın Bende Saklı-Yorum



 Leydilerin Amatör Dedektiflik Kulübü'nde kimler var? Gerçek hayatta yaşanan gizemleri çözmek için bir araya gelen sıra dışı, dört güzel kadın mı?

 Yoksa Evlenme umudunu yitiren, yirmi yaşını geçmiş, zaman geçirebilecek herhangi bir şey bulamayan dört yakın arkadaş mı?

 Babasının paha biçilemez Antik Mısır heykelinin çalınmasıyla Leydi Amelia Watersfield'in kurduğu dedektiflik kulübünde işler karışır. Asıl oyun şimdi başlamaktadır. Amelia bu davada kendisine yardımcı olacak yakışıklı, zeki ve nefes kesici dedektifi daha yakından tanımak için can atmaktadır. Kim bilir belki de bu adam rüyalarını süsleyen dedektif Sherlock Holmes'un ta kendisidir.

 Dedektif Colin Brindley kendisini adeta Watson olarak gören bu tatlı belayı başlangıçta başına sarmak istemez. Ama Amelia güzel olduğu kadar cesur ve zekidir. Ve usta hırsızı yakalamak için giriştikleri bu kovalamaca sonunda, çalınan en değerli hazine Colin'in kalbi olacaktır.

*********************************************************

 Kitap 2014 çıkışlı ve sanırım benim bu kitabı almam, çıkışından 1 ay sonraydı. İlk 58 sayfayı okuduktan sonra niyeyse okumayı bırakmıştım. Serinin 2. kitabı gelmeseydi hala da dururdu kütüphanemin bir köşesinde. Yaklaşık 1 hafta önce yine başladım kitaba ve son bıraktığım sayfa ile 6 Mart arasından 501 gün geçmiş Vikitap'a göre. 

 Robyn Dehart, hem ülkemizde hem kendi ülkesinde bilinen bir yazar değil. Fakat az biliniyor olması kötü bir yazar olduğu anlamına gelmez.Ben genel anlamda kalemini ve kurgularını seviyorum. Yazdığı hikayeler günümüz aşk romanlarının, historical'e uyarlanmış hali şeklinde.

 Yazarın okumuş olduğum 2. kitabı da beni hayal kırıklığına uğratmadı. 

 Grubun kurucusu olan Amelia'yı çok sevdim ben. Her ne kadar kendisini diğer arkadaşlarına göre çekingen bulsa da öyle biri değil. Yeri geldiğinde tam bir maceraprest.  Colin'e de kanım baya ısındı. Geçmişi yüzeysel anlatılmış olsa da o geçmişin kendisini ne derece etkilemiş olduğu karaktere başarılı yansıtılmış. Fakat kendisi kesinlikle bir Sherlock değil. Sherlock okumadığım için kıyaslama yapmam yanlış gelebilir ama bence Colin, Sherlock'tan daha nazik bir karaktere sahipti. 

 Ayrıca kitapta 4 arkadaşın birbirlerine verdiği değer ve sevgi iç ısıtan cinsten. 

 Dedektiflik bakımından fazla kafa yormayan fakat çiftimizin heykeli bulmak için yapmış oldukları araştırmaları okumak oldukça zevkliydi. 

 Puanım: 5/5

7 Şubat 2016 Pazar

Tatlı İntikam-Yorum



 Heather, fazla kişi tarafından okunmadığı için sonraki kitaplar çıkmaz diyordum kendime fakat Epsilon Yayınları bu kitabı yayımlayarak deyim yerindeyse ağzımı açık bıraktı. Önceki kitabını fazlasıyla sevmiş biri olarak tabi ki elime geçtiği andan itibaren okumaya başladım. 

--------------------------------------------------------

 Hikayemizin ana erkek karakteri, önceki kitapta sıkça gözüken ajanımız Derick Aveline. Derick, Fransızlar için çalışan gizli bir ajandı ve emekliye ayrılmıştır. Fakat emekli olalı 3 gün olmadan kendisine son bir görev verilmiştir: Derbyshire'de bulunan vatan hainin yakalamak. Derick bu görevi pek içine sinmese de kabul eder çünkü yıllar önce annesi ile kavga etmesi sonucu bir daha oraya geri dönemeyeceğine yemin etmişti. 

 Oraya vardığı zaman şaşkınlığa uğrar. Çalışanlarına geleceğini haber vermiş olsa da onu evde karşılayan kimse olmamıştır. Ve sürprizler bitmemiştir onun için. Çalışanlarını mutfakta bulan Derick'in görmeyi ummadığı bir kişi de orada bulunmaktadır. Çocukluk arkadaşı Emma Wallingford. Emma , o sırada Derick'in kaybolan hizmetçilerinden birini aramaktadır. Emma, Derick'in geleceğini bilse de yine de onun için de bir sürpriz olmuştur bu durum. Çünkü küçüklüğünden beri Derick'e aşıktır ama bunu kendine saklamak zorunda kalmıştır.

--------------------------------------------------------

 Daha fazla konuyu anlatmıyorum, spoiler olabilecek çok fazla gelişme mevcut. Öncelikle kitapta sevmediğim durumlardan başlayacağım:

 İlki yazarın hikayeyi aşırı betimlemelere boğması. Maalesef o kısımlar cidden sıkıntıdan patlattı beni. Diğer kısım ise ne yazık ki yine çeviri hataları. 

 Fakat bu iki durum kitaptan zevk almamı engellemedi. Tatlı İntikam, Tatlı Düşman'a göre daha karanlık ve daha sırlarla dolu bir kitap.  Yazar hem aşkı hem de gizemi çok güzel kurgulamış, biri diğerinin önüne geçmemiş.

 Yazarın en sevdiğim yönü karakter kurgulaması. Derick-Emma'yı baya mıncırasım geldi *-*
Emma hakkında söylemek istediğim çok şey var ama spo durumu yüzünden kendime saklamak zorundayım. En fazla şunu söyleyebilirim ki Emma aslında acayip akıllı bir kadın ama kelimelerle olan ilişkisi çoooook şeker *-*  *-*  .

 Aveline, o karizmasıyla beni benden aldı. Zamanla Emma için hissetmeye başladığı romantik duyguların gelişimini okumak...  Devamını getiremiyorum, okunup da şahit olunması gerekir bence.

 Betimlemelere boğulsa da kitap sanki geçen seferkine göre daha az tekrara girmiş. 

 Normalde Epsilon'a bu kitabın çıkış süresi için kızmam gerekir ama kızmıyorum. Bu sefer yazara kızgınım. Bugüne kadar sadece 3 kitap yazmış. Ve şu an 2'si okundu bitti. Yeni bir kitap ne zaman yazar çok meçhul.

 Yine de iyi ki bu yazarı tanıdım ben. Historical hasretine iyi bir ilaç oldu bu kitap.

 Puanım:5/5

Tatlı Düşman-Yorum



 Liliana Claremont annesi şifacı, babası önceden kimyager daha sonradan şifacı olan bir aileden gelen bir kimyagerdir. Annesini üç, babasını on yaşındayken kaybetmiştir. Babası ölmeden önce bir iki kelime söylemiştir kızına. Kız daha çocuk olduğundan ne demek istediğini anlamaz. Zaman içinde kızımız büyür, kimya sevgisi devam eder ve Kraliyet Cemiyeti'ne girmek ister. Yirmi dört yaşına geldiğinde bir kez daha makalesi Cemiyet tarafından reddedilmiştir. Eve döndüğünde bir hırsızın evinin kütüphanesini karıştırdığını görür ve kaçmayı başararak yardım ister ancak hırsız çoktan evi terk etmiştir. Bunun sonucunda Liliana kütüphanesini düzenlerken bir gizli bölme fark eder.İçinde babasının Wentworth Kontu'na yazılmış bazı yazışmaları görür. Sonra bir not dikkatini çeker. Biraz düşününce babasının öldürüldüğünü ve bunun Wentworth ailesiyle ilgisi olduğunu düşünür. 

 Halası Wentworth Kontesi tarafından bir davete çağrılır ve Liliana bu fırsattan istifade kuzeniyle birlikte Wentworth Malikanesi'ne giderler. Liliana bu karmaşayı çözmek için şimdiki Wentworth Kontu'nun bu konuyla ne alakası olduğunu bulmaya çalışacaktır. Ancak işler hiç ummadığı yerlere doğru gider.

 Kitabı ben çok beğendim, Yazar anlatmak istediğini gayet güzel açıklamış. Kitabın en sevdiğim yönü ben de kimyaya karşı özel bir ilgi duyduğumdan kimyanın kitabın önemli bir bölümünü kaplaması ve kimyayla ilgilenen karakterin bayan olması. Ayrıca anlatılan aşk ve hareketlilik kitabı okutturan diğer muhteşem özellikler. Wentworth Kontu gönlümü fethetti. Bir yandan çok zeki, bir yandan çok masum. Baş karakterler arasında saçma sapan diyalog yoktu aralarında anlaşmazlık çıksa da çok uzatılmamış ayrıca Liliana'nın konta gerçekleri anlatması -yani kontun bunu kendi gözlerinin görmesi yerine kızın artık adamın arkasından iş çevirmeye dayanamadığı için gerçekleri anlatması- en sevdiğim ikinci yön oldu.

 Kitabın kapağı da ayrı güzel.

 Tek sorun yazar kendi düşüncelerini uzun tutmuş ve sayfalarca aynı şeyi tekrarlamış. Normalde bir yazarın bunu yapmasına hiç dayanamam -örneğin Judith Mcnaught veya Julie Garwood- ama konusunun güzel olması ve genel olarak işlemesini iyi bildiğinden yazar ikinci şansı hak ediyor.


 Puanım:5/5

26 Ocak 2016 Salı

Cazibenin Efendisi-Yorum



 Daha çok paranormal aşk türünde tanınan yazarlardan biri olan Sherrilyn Kenyon, Kinley Macgregor mahlasıyla zamanında tarihi aşk romanlarına da imza atmış biridir. Paranormal serilerden fazla hoşlanmadığım için o tarz kitaplarını okumadım, okumayı da düşünmüyorum. Bu yazar hakkında bildiğim bir şey varsa o da hem Pegasus Yayınları (paranormal kitaplar) hem de Epsilon Yayınları (tarihi aşk) tarafından okuyucuyu perişan etmesidir. Şöyle diyeyim, gördüğüm kadarıyla bu yazarın paranormal kitapları baya seviliyor ama Pegasus genç-yetişkinden başını kaldıramadığı için ( bu arada yine gitmişler nerede çok satan saçma ergen kitapları var kendi bünyesinde toplamış, desenize bu sene de tarihi aşksız kaldık historical severler :( ) yazarın tek kitabının çıkması 1-2 seneyi buluyor. Epsilon bu işi yıl bakımından daha da uzatır. Yazarın çevrilen ilk kitabı Nisan 2012'de çıkar. Sonraki kitap için birkaç ay önce Ağustos 2015 denmişti, çıkışı ise Aralık 2015'i bulmuştur. Yani yazar sevilen biri olsa da yayınevlerinin saçma doğrultuları üzerinde harcanmış biridir.

 Neyse gelelim kitap yorumuna. Kitap MacAllisters serisine ait olsa da seri sıralaması biraz karmaşık. Fantastic Fiction sitesine göre bu kitap serinin 2. kitabı, ama Goodreads'a göre de 1. kitaptır. Ondan önce çıkan Arzunun Efendisi FF'ye göre serinin ilk, Goodreads'a göre de diğer bir seri olan Brotherhood of the Swords serisinin ilk kitabı olarak görülüyor. Fakat yazar bu 2 seriyi bir araya toplamış. Dediğim gibi karmaşık bir yapı oluşmuş.

************************************************

Baş karakterimiz önceki kitaptan tanıdığımız Branden MacAllister'ı konu almaktadır. Bu arkadaş kadınlara bayılan biri fakat okuduğumuz diğer erkeklerden çok farklı yaklaşmaktadır onlara. Evet, Branden tek gecelik ilişki adamı fakat kadınları sadece "kullan at" olarak görmez. Onlara fazlasıyla saygı duyar, kadınların dünyayı güzelleştirdiğine ve genci yaşlısı olsun onlar olmadan hayatın renksiz olduğuna doğduğu günden beri inanmaktadır.

 Uzun bir aradan sonra doğduğu topraklara geri döner ama bir sorun vardır: hiçbir kadın ortalarda yoktur. Bu soruna sebep olan kişi Maggie isminde hanım kızımızdır. Branden bu sefer ben şansımı deneyim diyerek Maggie ie konuşmaya gider.

 Maggie, MacAllister'lara düşman olan bir kabile ile aralarındaki savaşı durdurmak için kadınları bir araya toplayarak bir yere yerleşmiştir. Branden'ın gelişi onun için sürpriz olur, çocukluğundan beri ona aşık olsa da bir kez bile Branden'ın ilgisini çekmemiştir. Ve şu anda elinden geldiğince ona karşı koymak zorundadır.

*************************************************

 İlk kitapla arasında 3.5 senelik bir fark olduğu için acaba ilk kitabı yeniden okusam mı sorusunu baya sormuştum kendime ama okumadım. İyi ki de okumamışım çünkü kitapta, önceki kitapla bağlantılı hiçbir şey yoktu.

 Branden'in klasik tarihi aşk erkeğinden farklı bir yapıda olması okumayı daha zevkli kılıyor.

 Maggie isimli kızlar bir başka tatlı oluyor, bunu anladım ben. Kitaptaki Maggie'yi çok sevdim ben çok narin ama lafı yeri geldi mi gediğine oturtan biri. Sevmemdeki bir sebep de Vikitap'taki kullanıcı adım olması. Onu da en meşhur Maggie'den almıştım: Simpsons ailesinin şeker üyesi, her bölüm beni kendine daha bağlayan, canımın için Maggie Simpson. Bu da resmi:


 Çok tatlısın sen *-*  *-*  *-*

 Kitap diğer tarihi aşk romanlarına oranla daha çerezlik bir kitap. Okunması gayet rahattı.

 Sırada sürgün kardeş Sin var ama o da bir 3.5 yıl sonra çıkar, ben de bu kitabı çoktan unuturum.

 Puanım:4,5/5

26 Kasım 2015 Perşembe

Şahane Bir Kadının Gizli Günlüğü





 Blog'umu açmam vize zamanlarıma denk geldiği için ne kitap okuyabildim ne de siteyle ilgilenebildim. Sonunda bitti vizeler ve ben Tüyap'tan almış olduğum kitapları okumaya başladım.

 Bu benim ilk kitap yorumum olduğu için çok sevdiğim bir yazarla açmak istedim. Aslında ilk yapacağım kitap yorumu Elizabeth Hoyt'un bizde çıkan son kitabı Saklı Şehvet olacaktı ancak aklıma başka birisi geldi. O kişi de Julia Quinn.

 Bu yazarın gerçekten bendeki yeri ayrıdır. İlk okul 5'ten lise 2'ye kadarki dönemimde kendime uygun kitap türü bulamadığım için kitaplarla arası baya açılmış biriydim. Ayşe Kulin'in Veda ismi romanıyla kitap dünyasına geri dönüş yapmaya başladım. 1-2 ay sonrasında 3 tarihi aşk romanı almıştım ve ilk ikisi beni memnun eden kitaplar değildi. Sıra Julia'ya gelmişti, kitabı daha ilk sayfalardan beni çekmeyi başarmıştı. Bitirmem biraz uzun sürse de ben o kitaptan oldukça etkilenmiştim. Böylece Julia hem tarihi aşk türünü sevmemi sağlamış hem de kitap aşkımı yeniden alevlendirmişti.

 Yapacağım ilk yorumu da bu kitaba yapmak istedim. Başlıkta da görüldüğü gibi benim kitap kurdu olmamı sağlayan kitabının ismi Şahane Bir Kadının Gizli Günlüğü. Çok fazla tarihi aşk romanı okudum ve bir çoğunu da sevdim ama hiçbiri bu kitabın üstüne çıkamadı benim gözümde. 4 sene geçmesine rağmen arada açar okurum.

 Bir kere yazarın kalemi harika. Hangi kitabı olursa olsun yazar resmen sizlere o kitabı yaşatıyor. Ayrıca diğer tarihi aşk yazarlarından farklı olarak güçlü bir mizah anlayışı var. Çoğu yerlerde sizi gülmekten yerlere yatırırken hüznü de işlemesini iyi biliyor. En güzel örneğini bu kitapta yaratmış. Şahsen ben sonlara doğru baya ağlamıştım. Her okuyuşumda da ağlatmayı başarıyor.

 Hele karakterler, bu kitapta sevmediğim tek bir kişi yoktu -Fiona'yı saymazsak ama o da bir yerde görülüyor- Özellikle Miranda'ya bayılıyorum ben. Kitaplara aşık biri; zaten günlük tutan birinin kitap sevmemesi mümkün görünmüyor bana. Aşkına da sahip çıkmayı çok iyi biliyor. Bir iki yerde bocalasa da suçlusu tamamen Turner'dır.

 Eğer Jack olmasaydı -yazarın Kayıp Dük kitabının baş karakteri- yazarın aşık olacağım erkek karakteri Turner olurdu. Yaralarına merhem olmayı çok isterdim. İlk eşinin attığı kazıklara kadar kendisi iyiliğe inanan ve centilmen biri. Eşinin kaybından sonra hayata küsmüş, ruhunu kaybetmiş biri olarak karşımıza çıkıyor kitapta. Sonlara doğru baya öküzlük yapsa da yaptığı hatayı geç fark etse de yine de kıyamam ben ona.

 Olivia tam bir cadı :D Kitabın eğlence kısımlarını oluşturan kişi diyebilirim Olivia için. Çoğu benzetmeleriyle beni baya güldürmüştür.

 Tarihi aşk sever biri olarak eğer bu kitabı okumamışsanız çok şey kaybediyorsunuz derim.