Fantastik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fantastik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Eylül 2016 Cumartesi

Mezardan Uyanan-Yorum



Bir Frost Romanının Kapağını Her Zaman Mutlu Bir Beklentiyle Açarım." 
-Charlaine Harris-

Her zaman kazılacak bir mezar daha vardır!

Son zamanlarda hayat, vampir Cat Crawfield ve kocası Bones için sıra dışı bir şekilde sakindi. Ancak her an tetikte olmaktan vazgeçmemeleri gerektiğini en iyi onlar biliyordu... Şaşırtıcı bir sırrın ortaya dökülmesi, bütün dünyaya yayılacak bir savaşı önlemek için yeniden aksiyon dolu günler yaşamalarına neden olacaktı... Düzenbaz bir CIA ajanı, insanlarla ölmeyenler arasında tehlikeli bir gerilim yaratabilecek korkunç ve gizli aktivitelere bulaşmıştı. Şimdi Cat ve Bones, arkadaşlarını ölümden de beter bir felaketten kurtarmak için zamanla yarışmak zorundaydı. Çünkü açığa çıkardıkları her sır, daha ölümcül sonuçlar doğuruyordu.

Ve eğer başarısız olurlarsa, hayatları -ve sevdikleri herkesin hayatı- mezarın kıyısında sallanıp duracaktı.

"Kötülük, Doğduğu Kalpte İz Bıraksaydı, Kötünün Kalbi Kapkara Olurdu." 

"Tutkulu ve tahrik edici... Şehvetle ve aksiyonla dolu."
- Kresley Cole-

"HER SAYFASI SEKSİ VE GERİLİM DOLU. BU SERİYE RESMEN BAĞIMLIYIM."
-Gena Showalter-

"JEANIENE FROST'U MUTLAKA OKUNACAKLAR LİSTENİZE EKLEYİN." 
-Lara Adrian-

"Klasİk vampİr MİTLERİNDE dönüm noktası... JEANIENE FROST, BÜYÜK BİR BAŞARIYa İmza atıyor."
-Yasmine Galenorn-

**********

 Bitti! Mezarla Uyanan ile güzel bir seriyi sonlandırmış bulunuyorum. 

 Açık ara serinin en sevdiğim kitabı oldu. Her şey vardı: aksiyon, duygusallık, romantizm ve güzel bir sürpriz. Açıkçası Madigan'ın daha acılı bir şekilde gebermesini dilerdim.

 Bundan sonra baya spoiler vereceğim.

 Don, sürekli beni şaşırtıyorsun. Bir yandan seni sevesim geliyor, bir bakıyorum gizli saklı işlerin ortaya çıkıyor. Senin için ne desem cidden bilemiyorum :(

 Kitabı okumadan önce Katie isimli biri seriye girecek diye okumuştum yorumlarda. Kim olduğu hakkındaki tahminim doğru çıktı. Beklediğim Cat ve Bones'un evlatlık kızı olmasıydı, bir baktım ki Cat'in öz kızıymış. Şaşırdım diyemem, kitabın yarısında anlaşılıyor zaten kim olduğu. Yalnız babası kim baya meraktayım. 

 Tate, çoğu okuyucu gibi benim de nefret ettiğim bir karakter en azından karakterdi. Katie sağ olsun, ona artık eskisi gibi nefret duymuyorum, sadece gıcığım o kadar. Katie'ye karşı duyduğu sevgiden ve hassasiyetten çok etkilendim. Oldu ki bu kızın babasının kimliği bir şekilde açıklandı ve baba Tate değil başkası çıktı, atıyorum Juan. O zaman ne olur acaba? Fakat yazar öyle aşırı drama giren biri değil, büyük ihtimal babası Tate'dir.

 Katie'nin Cat üzerindeki etkisini de unuttum sanmayın. Cat, bilirsin seni severim fakat Katie'ye karşı sevgin ve korumacılığın... Cat, bundan sonra sana tapıyorum! Kitapta daha çok Katie'yi bulma kısmı ağırlıkta olduğundan aralarındaki ilişkiye yer verilemese de Cat'in o anlardaki kızına karşı olan hisleri çok güzel aktarılmıştı. Cat'in harika bir anne olacağına eminim, aralarında harika bir ilişki olacağından hiç şüphem yok ;)

 Yalnızzz... Bones, beni her sayfada irrite ettin arkadaş! Zaten seni ilk kitaptan beri sevmezdim fakat Katie'ye karşı takındığın acayip soğuk duruş ve küçümsemeyle gözümde bittin. Bir de bu salak baba olacak? Hadi, Katie alışık olmadığı türde biri olduğu için bu tavırları normal diyeceğim ama bu arkadaş Cat ile daha yarı vampir-insan olduğu zamandan beri görüşmüyor mu? Üzgünüm okuyucular, Bones ona sadece Cat'in hatırı için katlanacak, tıpkı Justine ve Don'da olduğu gibi, asla onu sevmeyecek. Bir de son bölümde Cat'e aile olmakla ilgili demez mi "Ben hazırdım aşkım. Her zamanki gibi, bir şeye en son sen ısınıyorsun." diye? Tepkim aynen bu oldu:


 Diyemiyor "Bundan ölesiye ödüm patlıyor. Artık önceliğin ben değil, Katie olacak, kızın Tate'i her zaman benden çok sevecek. Ben de dış kapının dış mandalı olacağım." diye.

 Bir de bu olanlardan önce bu kemik kafalı ölüyor gibi bir şey oluyordu ya. Çoğu kişinin aksine "Ah, hadi inşallah! Ne olur gerçekte ölmüş olsun bu kamil." diye baya dualar ettim. Tabi benimki sadece hayalden öteye gitmeyecek bir şey, bunun da farkındayım.

 Sırada Ian pisliği var. Serinin en iğrenç karakteriydi. Bu vampirin pis yüzünü gören sadece ben miyim acaba? Aklı sadece sapıklığa çalışan birine nasıl hayran olunabiliyor? Aklıma Tate'in, Ian'a Katie'i sorduğu sahne geldi. Ian:"Tutsaklık sana yaramamış, ha, sapık." Midem kalktı yeminle o sahnede. Herkes senin gibi tek tarafıyla düşünmüyor, tiksindirici! Tate, attığın yumruk için eline sağlık yiğidim! Gıcıksın, ama adam olduğunu anlamış oldum. Yine de şöyle bir süründür isterdim o "sapık" Ian'ı. Hah, şimdi de Bones'un bu harekete karşı Ian'ı savunup Tate'e nefretli söylemi aklıma geldi. Neymiş, Ian usta vampirmiş, Tate anca Bones izin verdiğinde ona veya bir ustaya saldırabilirmiş. Üffff, zaten bu kemik kafa ve sapık aynı aileden geliyordu, niye şaşırıyorsam?  Ve ona özel bir kitap mı? Ay, Allah korusun! Bir de Katie ile ilişkisi olsun diyenler var. Affedersiniz ama "OHA!" Adam saten sapık, bir de tescilleyelim mi bunu! Tamam vampir hikayelerinde fazla yaş farkı doğal oluyor ama sapık Ian ve Cat'in biriciği Katie? Yapmayın Allah aşkına, aklıma geldikçe midem bulanıyor. Jeaniene, onun için kitap yazsa da ben asla gerçekten aşık olduğuna inanmayacağım. Çünkü Ian aşk adamı değil, aklı sadece sekse çalışan tamamıyla boş bir adam. 

 Son olarak Denise'in kendini geliştirmesini çok sevdim. Arkadaş gibi arkadaş. Ben de sana "En İyi Arkadaş" ödülünü veriyorum. Yalnız şu Mencheres'i de bir alın gözünüzü seveyim. Yine sıkıcı, yine çok şey biliyor gibi görünse de hiçbir şey bilmeyen biri. Kira da sonraları süs biblosu gibi kaldı kitaplarda. Elimizde fıstık gibi bir kadın var, yok ille de o muşmula suratlı Mencheres'i okuyacağız -_-  Kitapta görünme bakımından az görünen Vlad, Mencheres'in yerine geçebilirdi. Mencheres'i hiç görmesem de olur.

 Karakterlerin çoğuna sövsem de yine de kitap cillop gibiydi. Seriyi okuduğuma asla pişman değilim. Benim gibi paranormal kitaplara pek ısınamayanlar için birebir bir seri. Kadın karakterlerini özleyeceğim. Erkeklerden sadece Tate hariç Cat'in ekibi, Vlad, Rodney ve medyum Tyler özleyeceklerim arasında. En kısa sürede Ian'ın, Bones'un, Mencheres'in ölmesini diliyorum.

 Puanım:5/5

23 Eylül 2016 Cuma

Şimdi Mezar Zamanı-Yorum



Bir yeraltı savaşını kılpayı önleyen Cat Crawfield, kocası Bones'la birlikte, biraz dinlenmekten başka bir şey istemiyordu. Maalesef, New Orleans'ın vudu kraliçesinden aldığı yetenek başına türlü belalar getirdi. Ve sonunda, birine iyilik yapmak adına kendilerini tekrar, bu kez kana susamış bir hayaletle savaş halinde buldular.

Heinrich Kramer asırlar önce yaşamış bir cadı avcısıydı. Şimdi ise her Cadılar Bayramı öncesinde masum kadınlara işkence etmek, sonra da onları diri diri yakmak için ete kemiğe bürünüyor. Ancak bu yıl, Cat ve Bones ikilisi onu bir daha inmemek üzere sonsuzluğun öbür tarafına göndermek için şeyi riske atmaya kararlı! Tek bir yanlış adım atarlarsa, kendi mezarlarını kazmış olacaklar

**********

 Sondan önceki kitap olan Şimdi Mezar Zamanı bitti. Mezarın Yüzü'ne göre daha sevdim. Diğerine göre aksiyonluydu. Sanırım bu 2 kitap biraz daha Cat'in kişisel hayatını öne çektiği için okuyucular tarafından zayıf görülüyor.

 Meydum Tyler'a bayıldım. Garibim, hayaletten olmasa bile bu tayfa yüzünden ölebilirdi :D Yanlış anlaşılmasın, Tyler hala yaşıyor. Spoiler olarak saymadığım için uyarısız yazdım. 

 Kitap bittiğinde "Oh be! Mencheres'siz bir kitap okuyabildik sonunda!" diye çok sevindim. Mencheres olmayınca kitap gözüme acayip hoş gözüktü. Vlad da yoktu ama olmaması sorun değil, sonuçta geçici bir karakter Cat'in dünyasında.

 Ama Mencheres'in boşluğunu da pislik Ian güzelce doldurdu -_- Hoş, göründüğü yerler az olduğu için terbiyesizce bir şey yapacak veya söyleyecek şeyi yoktu. Ama bence hiç olmasa daha da güzel olurdu. 

 Justina da gösterdiği tavırla kendini iyice sevdirdi :)

 Görünüşe bakılırsa sıradaki düşman Cat'in başını çok ağrıtacak. 

 Puanım:4/5

22 Eylül 2016 Perşembe

Mezarın Yüzü-Yorum


Mezarın iki yanında da tehlike var

Yarı vampir Cat Crawfield ile kocası Bones ilişkileri için olduğu kadar, hayatları için de savaştılar. Ama son savaşta zafer kazandıklarında, Cat'in yeni, beklenmedik yetenekleri uzun zamandır var olan bir dengeyi bozacaktı...

Vampirlerin gizemli bir biçimde kaybolması, türler arası bir savaşın patlak vereceği söylentilerine yol açmış ve bu da vampirlerle karşıt grup arasında gerginlik yaratmıştı. 

İki güç çarpıştığı takdirde, masum ölümlüler arada kalıp can verebilirdi. Cat ve Bones tehlikeli bir 'müttefik'ten yardım istemek zorundaydı. New Orleans'ın gulyabani kraliçesinden! Ancak onun yardımının bedeli, doğaüstü savaşın tehdidinden bile ağır olabilirdi! ...Ve Cat'in hayal bile edemeyeceği sonuçlara yol açabilirdi.

*****

 Gece Avcısı Serisi'ne dönüş zamanı geldi! Belki bu seriyi çoktan bitirmiş olurdum fakat seriden erken ayrılmak içimden gelmedi. Bu sefer hem Okuma Şenliği listemi tamamlamak, hem fazla da bekletmek istemediğimden bitirmek için kolları sıvadım.

 Çoğu yorumda serinin son 3 kitabının hayal kırıklığı olduğunu okumuştum. Serinin ilk 4 kitabına bayılmıştım. Mezarın Yüzü de beğendiğim bir kitap oldu ama benden önceki yorumları da es geçemem.

 İlk hangi kitapta bahsedilmişti hatırlamıyorum fakat Apollyon adındaki gulyabani, yüzyıllardır vampirler ve gulyabaniler arasında bir savaş açma peşinde olduğu söyleniyordu. Mezarın Yüzü, bu durum hakkındaki gelişmeleri ve sonucu anlatan bir kitap. Kaç kitaptır bu durumun çok önemli olduğu anlatılmasına rağmen yaşananlar çok sıradandı. Savaş bile çıkmadı.

 Ne kadar Apollyon'un amacı üzerine gibi gösterilse de asıl konu Cat'in içtiği gulyabani kanı sonucu daha güçlenmesi ve gücünü kontrol altına almaya çalışması diyebiliriz. Amcası Don hakkındaki gelişme ise duygusal yanını oluşturmuş. 

 Kısacası, seriyi sevenler bu kadar monoton geçen bir kitap beklemedikleri için hayal kırıklığına uğramıştır. Bana göre monotonluğuna rağmen güzeldi. Her zamanki gibi akıcı ve beni eğlendiren bir kitap oldu.

 Puanım: 3,75/5

1 Haziran 2016 Çarşamba

Sonsuz Karanlık-Yorum


Chicagolu özel dedektif Kira Graceling, kulaklarını tıkayıp yürümeye devam etmeliydi. Fakat görev bilinci, şafak vakti bir depodan gelen acı inlemeleri duymazdan gelmesini engelledi. Kira aniden kendini, ancak en kötü kabuslarında görebileceği bir dünyanın içinde buldu. Bu dünyanın merkezinde de, hayattan artık hiçbir beklentisi olmayan, ölümsüzlerin nefes kesici efendisi Mencheres vardı. Kira ise hiç beklemediği bir anda ortaya çıkmıştı. Bu korkusuz, güzel insan, Mencheresi kurtarmak için ölüme meydan okuyacaktı. Mencheres, Kira için yanıp tutuşsa da, onu kendi dünyasında tutmak, Kiranın hayatını riske atmak anlamına gelecekti. Yine de her şeye rağmen, hayatının aşkını geri yollamaya gönlü elvermiyordu. Tehlike gittikçe yaklaşırken, Mencheres ya sevdiği kadını seçecekti, ya da kara büyüyle düşmanlarını yenmeye çalışırken son bir kez daha ölecekti...

**********************************************

 Bu kitabı Jeaniene yazmış olamaz. Ben inanmıyorum. Yazarın açık ara okuduğum en kötü kitabıydı.

 Merchandise pardon Mencheres (merchandise, ; ticaret yapmak, ticari mal anlamlarına geliyor. Bu kelimeyi duyunca aklıma hep Mencheres geliyor), sen de bir öl Allah aşkına! Yeminle işe yaramazın tekisin. Bizim tayfa ısrar etmese adam karısını da öldürmeyecekti zamanında. Tek bildiği "Ben geleceği görürüm ama siz geberseniz bile oynamam onunla, ne gördüysem o olur." dedi durdu kaç kitaptır. Ne güzel kitap başında ölüyordu bu dede. 

 Kitapta tek güzel şey Kira'ydı. Hayatımda okuduğum en kendinden emin kadındı. Her zor durumda kendini sakinleştirebileceği bir düşüncesi mutlaka vardı. Yine de Mercheres gibi biri olunca o bile kurtaramıyor kitabı. Yok ben bu çifti beğenmedim, Mencheres bu kızı hak etmiyor. Adam o kadar sıkıcı ki kitabı bile sıkıcılıktan öteye gitmedi. Sıfır aksiyon, sıfır akıcılık.

 Kapak yine facia. Yalnız bize Mercheres diye gösterilen abi beni cidden korkutuyor (titreme)

 Kitaba hak ettiğinden biraz yüksek puan vermemin sebebi Kira ve Vlad'dır.

 Puanım: 3/5

Kızıl Damla-Yorum



Denise MacGregor, gölgelerde nelerin saklandığını çok iyi biliyordu çünkü bir insanın kaldırabileceğinden fazlasını yaşamıştı. Ayrıca en yakın arkadaşı Cat Crawfield da yarı vampirdi. Ailesinin geçmişi ise beklenmedik sırlarla doluydu ve bu yüzden Denisein hayatı karanlığa gömülmüştü. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, atan kalbi kendisini delicesine arzulayan bir ölümsüzün ellerindeydi. O ölümsüz, asırlardır dünya üzerinde yaşayan güçlü, yakışıklı ve gizemli vampir Spadedi... Şimdi Spadein görevi, tehlikedeki bu cazibeli kadını korumak. Hem de bu uğurda kendi türünü yok etmek zorunda kalsa bile! Denise, onun en derin açlığını körüklerken Spade, bu karşı konulmaz kadına sahip olma arzusuyla mücadele etmek zorunda.

**************************************************

 Sıra, Gece Avcısı Dünyası Serisi'ne geldi. Seri 2 kitaptan oluşuyor. İlk kitap Bones'un kankası olan Spade'i, sonraki kitapsa Bones'in atasının atası olan, sıkıcılıkta dünya markası Mencheres'i anlatıyor. Bana kalsa Gece Avcısı Serisi'ne devam ederdim. Fakat Gece Avcısı Dünyası Serisi okunmazsa, diğer serinin sonraki kitapları fazla anlaşılmaz dendiği için mecburen bu seriye başlamak zorunda kaldım.

 Kitabın konusu arka kapağında tam olarak anlatılmadığı için beklentim düşüktü. "Yani Spade'in kitabı, ne olabilir ki?" diyerek başladığım kitap, bittiğinde beni memnun eden bir kitap oldu.

 Okuyanlarlar bilir ki 3. kitapta Dennis'in eşi zombiler tarafından öldürülmüştü. 4. kitaptaysa Spade ile araları biraz bozuluyordu. Şimdi, o olaylardan sonra Dennis'i biraz daha yakından tanıma şansına erişiyoruz. Dennis, düşünülenin aksine oldukça cesur bir kadın. Karşılaştığı sorunlardan asla kaçmadı,  bizimkilere yardımcı olmak için çaba göstermeyi bir an olsun bırakmadı. Spade, kendi kitabında biraz daha sevilesiydi. Onun geçmişini tamamıyla öğrenince yaptıkları daha anlaşılır duruyor.

 Yok arkadaş bu Ian tam bir gıcık. Bu kitapta katlanılmazlık ve mide bulandırıcılık seviyesini aştı. İnşallah Gece Avcısı'nın sonraki kitabında sonu gelmiştir. 

 Kitapta sevmediğim diğer bir yönse 3. kitapta Cat'in düzenlediği partide Spade ve Dennis'in ilk görüşte birbirlerinden etkilenmesi oldu. Hani bu kız kocasına olan aşkından kördü. Oraya gidip de "Spade'i görür görmez çarpıldı." gibi bir cümle kurulamaz. Spade'in de ilk görüşte etkilendiğine inanmıyorum.

 Son olarak kapak cidden çok kötü. Ben kadının gördüğümüz yeri sırtı mı yoksa ön kısmımı hala anlamadım. Anlaşılan kafa da 180 derece ters çevrilmiş :D

 Puanım: 3,75/5

29 Mayıs 2016 Pazar

Mezara Mahkum-Yorum



Yarı vampir Kedicik Cat Crawfield altı yıl önce tanıştığı ölümsüz aşkı Bones'la birlikte, ta ilk günden beri ölümsüzlere karşı savaştı, intikam peşinde koşan bir usta vampirle uğraştı ve aşkını kan bağıyla mühürledi. Artık tatil zamanı! Ama müthiş bir Paris seyahati hayali, Kedicik'in bir gece dehşet içinde uyanmasıyla son buldu. 
Cat, Gregor adında, Bones'dan daha güçlü bir vampirle ilgili rüyalar görüyordu. Üstelik bu vampirle arasında Cat'in bile bilmediği bir bağ vardı. 
Gregor, Cat'in kendisine ait olduğuna inanıyordu. Onu elde edene kadar da durmaya niyeti yoktu. Kedicik'in kabuslarını süsleyen vampirle, kalbinin sahibi arasında bir savaş çıkması kaçınılmazdı ve Gregor'un etkisini sadece Cat yok edebilirdi. Şimdiye kadar karşısına çıkan en amansız kan emiciden kurtulmak için Cat'in bütün gücünü toplaması gerekiyordu. Bu güç, onu mezara mahkum etse bile...

****************************************************


 Şu an çok ama çok kızgınım sayın okuyucular. Jeaniene, bu kitapla resmen Cat'i de beni de mahvettin.

 Spoilers!!!!

 Öncelikle o Bones denen kemik kafalıyla başlamak istiyorum. Bones, sana niye ısınamadığımı buldum sonunda. Çünkü sen tam bir kamilsin! Evet, bu kitap Bones'un ne kadar kamil olduğunun tescillendiği kitap arkadaşlar. Yani o güzelim Cat, seni bir kez daha kurtarmak için canını dişine takıyor, sen gitmişsin, "Beni yine terk etti, o beni niye koruyor ki, ben ondan daha güçlüyüm..." Bla,bla,bla! Bir de beyfendi plan yapıyor ama Cat'e söyleme zahmetinde bulunmuyor. Tamam, Cat'e verilen tüm bilgiler düşmana gittiği için söylemedin ama az da olsa çaktırmadan bir şey çıtlat, sevgilin onu anlayacak kapasitede, senin aksine! Dua et, o kamilliğine rağmen Cat ile seni gerçekten çok yakıştırıyorum, Cat'imi çok güzel sırtlıyorsun, yoksa çoktan nefretlik listeme girmiştin!

 Diğer konuysa Rodney. Şimdi bu güzelim karakter niye öldü ha!!!! O kadar ölmesi gereken gerzek karakterler varken (en başta Tate diyorum, olmadı o iğrenç vampir Ian) Rodney'in ölmesi. Bir de Justina zorla vampir oldu. Adam belki Justina'ya (Cat'in annesini) vampirleri zamanla sevdirecekti. Üffff, gel de somurtma! Yalnız son 2 kitaptır şu Ian, Justina'ya baya yazıyordu. Yazar, gidip de Justina ile Ian'ı çift yaparsan sana hakkımı helal etmem!

 Pekala, şimdilik öfke krizim bitti. Bundan sonrası kitapla ilgili yorum olacak. Yukarıdaki isyanlarımdan anladığınız üzere, kitap aksiyondan duygusallığa geçiş yapmış durumda. Beğendim mi, aslında evet. Yazar yine beni yanıltmadı ve harika bir iş ortaya koymuş.

 Vlad, geçen kitaba göre daha ağırlıktaydı. Ve hele şükür, yazarın erkek vampirlerinden birini sevmeye başladım. (Gerçi bir de Cat'in eski birliğinden olan Juan var diyeceğim ama Tate'den sonra o mu vampir olmuştu hatırlayamadım, yanlışlık yaptıysam kusura bakmayın.)  Vlad, gerçekçi ama bulduğu her fırsatta ille birine sözlü olarak sataşacak :D Cat ile gelişen dostlukları da çok hoştu. Yalnızzz, şöyle de bir sorun var, Jeaniene'in Vlad'ını sevsem de gönlümde başka bir Vlad Tepesh yattığı hatta ona taptığım için, üzgünüm Jeaniene'in Vlad'ı sevgimi kazanmak için baya geç kaldın. Keşke başka bir karakter olarak çıksaydın karşıma.

 Kitapta sevdiğim diğer şey Tate'in bir yerde görünmesi. İnşallah hiç görmeyeceğimiz günler de gelecek. (sinsi sırıtış) Ian, hala iğrençsin -_- 

 Puanım: 4,75/5

26 Mayıs 2016 Perşembe

Mezarın Dibinde-Yorum



                                                    BAZI ŞEYLER MEZARDA KALMAZ…


Yarı vampir Cat Crawfield'ın hayatının en güzel zamanlarıydı. Ölümsüz sevgilisi Bones'un da yardımıyla ölümlüleri kanun dinlemeyen ölümsüzlerden başarıyla koruyordu. Ne var ki Kedicik'in, gerçek kimliğini acımasız kan emicilerden saklamak için peşpeşe taktığı maskeler biraz eskimişti! Kedicik için tehlike çanları çalıyordu.



Bu da yetmezmiş gibi, Bones'un geçmişinden çıkıp gelen bir kadın onu mezara gömmeye kararlıydı. Hem de bu kez sonsuza kadar! Cat, intikam peşindeki bir vampirin ağına düşse de, ne yapıp edip Bones'a yardım edecekti. Birlikte ölümcül bir büyüyü durdurmaya çalışırlarken, özel ajanlık yetenekleri bu kez Cat'in imdadına koşmayacaktı. Bütün vampir içgüdülerini sonuna kadar kullanmak zorundaydı. Kendini ve Bones'u, mezardan da beter bir sondan kurtarmak istiyorsa tabii!

************************************************


 İlk 2 kitabı okuduktan sonra seriye biraz ara vermiştim. Bir gün kitaplığımda görünce "Tamam kızım, bu seriyi bu kadar aksattığın yeter, hem sen demiyor musun farklı türler okumak istiyorum diyen?" diye kendimi teşvik ederek 3. kitaba başladım.

 Cat, yine her zamanki gibi harikaydın kızım! Ben bu hatunu cidden çok seviyorum. Güçlü Cat'imi bu sefer hafiften duygusal bir şekilde görmek güzeldi ama bebeğimin canı yandığı için benim de canımı yaktı.

 Bones'e gelince. Serinin ilk kitabında Bones için ister Cat ile tek başına ayakları yere sağlam basan ve güçlü biri olarak görmüştüm. Bu konuda fikrim değişmese de (hatta şu anda daha da güçlenmiş olsa da) ben kendisine fazla ısınamadım. Öyle hayran olunacak bir özelliğini göremedim. Cat bence daha havalı ve inanılmaz biri. Forever Cat!

 1-2 cümlede spoilers var!!!

 Azıcık diğer karakterlere de değinmek isterim. Bones ile bir konuda tam anlamıyla uyuşuyoruz: Tate. Tate, senden hala nefret ediyorum. Allah rızası için şu Cat'in peşini bırak artık. Geri zekalı gitti bir de vampir oldu -_- 

 Başka nefretlik karakterse Ian. Hayatımda okuduğum en iğrenç kişilikli karakterlerden biri.

 Sanırım ben Bones'tan başka Spade ve Mercheres'e de ısınamadım. Spade, sözde serseri tipli gibi görünen erkeklere benziyor. Mercheres ise çok ama çok sıkıcı ve ruhsuz biri. Yeminle onun olduğu sahnelerde baygınlık geçiriyorum.

 Ve aramıza yeni katılan Vlad. Valla ben ona da aman aman sempati beslemedim. Eee, o zaman Cat'tan başka kimi seviyorsun diye sorduğunuzu duyabiliyorum :D Hemen söyleyim Cat'in amcası ve annesi. Justina'nın neresini mi sevdim? Dedikleri gibi Max büyük ihtimalle onun zihniyle oynadığı için vampirlerden nefret ediyor bence. Ayrıca gulyabani Rodney ile bir ilişkileri var şu an :D Güldüğüme bakmayın, bence çok tatlı bir ikili olur bunlar. Cat'in amcası da göründüğü kadar pislik değil arkadaşlar. Cat ile araları gün geçtikçe daha da iyi oluyor.

 Mezarın Dibinde, diğer 2 kitaba göre daha da hareketliydi. Bütün sayfalar aksiyon ve heyecanla doluydu. Açıkçası bu beni bir süre sonra yormaya başladı. Yanlış anlaşılmasın, her sahneden zevk aldım ama bir olay bitince hemen başka bir şey başlıyor. Bu da kafamın hafiften yanmasına sebep oldu.  

 Ben hemen 4. kitaba geçeyim :)

 Puanım: 4,5/5

22 Mayıs 2016 Pazar

Tek Ayağı Mezarda-Yorum






Yarı vampir Kedicik, FBlın gizli bir biriminde özel dedektif. Tehlikeli ölümsüzlerin kökünü kurutmak için devletin emrinde çalışıyor. Halen, seksi ve tehlikeli eski sevgilisi Bonestan öğrendikleriyle hayatına devam ediyor ancak ya biri genç kadını öldürmeyi kafasına koyduysa? Dahası Kediciğe yani Cate yardım edebilecek tek güç, maziye gömmeye çalıştığı ancak kalbinden bir türlü atamadığı eski aşkı Bones!

*********************************

 Kitabımız ilk kitabın 3 yıl sonrasından devam ediyor. Cat, mecbur kaldığı için Bones'ten ayrılmış, FBI'ın özel bir biriminde liderlik yapıyordur.

 Bu kitapta Cat'i tam olarak istediğim yaşta görüyorum. Ayrıca ilk kitaptaki kendince usta kız gitmiş, yerine daha ağırbaşlı, biraz daha ne yapmasını gereken biri gelmiş.

 3 yıl sonraki Bones'la ilk karşılaşması gayet eğlenceliydi. Ve neyse ki aralarındaki sorun hiç uzamadan çözülüyor.

 Ayrıca kitapta komedi tam gaz devam ediyor. Aksiyon ise daha heyecanlı bir hale geliyor.

 Kitapta tek sevmediğim şey Tate denen uyuz. Yok başta Cat'i düşman görmüş ama içten içe sevmiş. Sonrasında Bones ile çıktığı için ucube olmuş da. Ama beyfendi sırf kız nasıl hissediyor diye Bones'un eski kırığı olan vampirle yatıyor. Sanırım o sahneden sonra adama duyduğum nefret tescillendi. Bir an önce ölmesini diliyorum ben şahsen.

 2. kitapla yazar artık favorilerime girdi. Oh be bana böyle şeylerle gelin işte. Ne çiftimiz ergence davranışlara giriyor ne de sıkıcı bir kitap okuyorum.

 Puanım: 4,75/5

21 Mayıs 2016 Cumartesi

Mezarla Randevu-Yorum




 Yarı vampir Kedicik, Catherine Crawfield, kendini bildi bileli ölümsüz kan emicilerin peşinde. İntikam almak istiyor.

Çünkü bu parazitlerden biri babası olabilir.

Babası... Annesinin hayatını mahveden adam. Ancak yolu bir gün vampirleri avlayan Bonesla çakışıyor. Ve kısa sürede tuhaf bir ikili haline geliyorlar.

*************************************

 Ülkemizde paranormal tarzı seven çok insan var. Ben de en popüler olan 1-2 yazardan 1 kitap okudum ama istediğim şeyi bir türlü veremediler.

 Jeaniene Frost da bu tarzda çok sevilen yazarlardan biri. Seri hakkında az çok bilgiye sahiptim. İlk kitabı okuduktan sonra şunu söyledim. "Aman tanrım ben bunun 2.'sini mutlaka okumalıyım."

 Kitapta sevdiğim çok fazla şey oldu.

1. Yazar gerçekten işini biliyor. Karakterlerin dizaynı çok başarılı. Cat ve Bones harika bir ikili. Ama tek başlarına da harikalar.

2. Yazar olayları çok ustaca kurgulamış. Bazı yerlerde gerçekten şaşırdım.

3. Aksiyon tam da olması gereken yerlerdeydi.

4. Hiç tahmin etmezdim ama kitap bunların yanında acayip komik. Ben kitaplarda o kadar çok gülmem. Şu ana kadar beni Julia Quinn, Teresa Medireos ve Olivia Cunning güldürmeyi başaran yazarlardır. Şimdi bu kategoriye Jenaiene de girdi. Esprilerin çoğu zekice. Hatta bazen esprilerden çok yaşananlara bile gülebiliyorsunuz.

5. Cat'in yaşı. Sanırım 22 yaşındaydı kitapta ve gayet doğal bir yaş bence. Bu türde kadın karakterlerin çoğu 18'den küçüktür. Şunu söylemeden geçemeyeceğim. Bence Pabucumun Ajanı'ndaki Deniz bu kitaptaki Cat'ten esinlenilmiş biraz. Hazırcevap ve ukalalık olarak tabi ki, onun haricinde Cat, Deniz'e kazık saplar. Deniz tam bir özürlüydü. Cat aşık olsa da kendini ezdirmedi, her zaman cesur ve ne istediğini bilen biriydi.

 Eğer siz de benim gibi paranormalden hoşlanmasanız da bir şans vereyim diyorsanız Jeaniene' yi tavsiye ederim. Ben aradığımı hatta daha fazlasını buldum.

 Puanım: 5/5

20 Nisan 2016 Çarşamba

Raintree Serisi-Yorum


 Harlequin'den çıkan bir seriyi daha bitirmiş bulunmaktayım. Bu sefer çok nadir okuduğum bir tür hakkında yorum gireceğim: Fantastik. Ben fantastik serilerle arası iyi olanlardan değilim. İyi olsam bile yayın evlerinin bu türde çıkardıkları kitap hızı fantastikseverler tarafından bilinen bir şey. Benim için hız konusunda bir nevi historical ile benzer. 

 Gelelim yorumunu gireceğim Raintree serisine. Aslında seri 4 kitaptan oluşmasına rağmen bizde 3 kitabı çıkmıştır. İlk 3 kitap ana konu üzerinde durur. 3 kardeşin yaz gündönümüne yakın zamandaki yaşadıklarını ele alır. 4. kitapsa bu 3 kardeşin kuzeni olan Echo'yu anlatır. Sanırım 4. kitap ilk 3 kitaptan sonrasını anlatıyor. Seri 3 yazar tarafından yazılmıştır. 2. ve 4. kitaplar aynı yazara aittir.


 Cehennem (Linda Howard)


 Raintree Klanı tarafından bozguna uğratılmalarından iki yüz yıl sonra Ansara büyücüleri, bu en amansız düşmanlarının karşısına bir kez daha çıkmaya hazırlanıyorlardı. Dante Raintree bir kral olarak klanını korumak zorundaydı ama karşısına çıkan Lorna Clay sadece yüreğini değil, neredeyse klanına duyduğu sadakati bile sarsacaktı. Lorna'ya güvenemediği gibi ondan uzak da duramıyordu. 

Raintreeler, doğaüstü güçlere sahip olmalarının yanında, modern hayatın içinde yaşıyorlardı. Bu savaş, klanın sadakat ve ilişkilerini test edecekti. Düşmandan gelen ilk darbede her zaman hükmettiği ateş bu kez onu yeniyordu. Dante, klanıyla birlikte, galip çıkamayabilecekleri bir kavgayla yüzleşmek zorundaydı.

 Açık ara serinin en başarısız kitabıydı. Sanki olaylar fazla aceleye getirilmiş gibi geldi bana. Dante'den fazla hoşlanmadım ama Lorna harikaydı. Kitap sıkıcı olmasına rağmen bazı yerleri de gayet komikti ve eğlenceliydi.

 Puanım: 2/5


 Adalet (Linda Winstead Jones) 


 Raintree sadece bir soyadı ya da bir soyağacına düşülen bir not anlamına gelmiyordu. Bu onların kaderiydi… Cinayet dedektifi olan Gideon Raintree hem elektriği kontrol edebiliyor hem de hayaletlerle konuşabiliyordu. Karanlık kalpli Ansara büyücülerinin üstlerine saldığı acımasız seri katille başa çıkabilmek için bütün güçlerini kullanmak zorunda kalacaktı. Ama bundan önce, baş döndürücü ortağı Hope Malory'yle ilişkisini çözmek zorundaydı. Tam bir savaşın ortasındayken âşık olacağını düşünmemişti hiç. Kötülük tüm köşe başlarını tutmuş, onlara pusu kurarken Gideon ve Hope, aşklarını, ailelerini ve henüz doğmamış çocuklarını korumak için zamana karşı müthiş bir yarışın içinde bulacaklardı kendilerini.

 İlk kitaptan daha iyi olduğu su götürmez bir gerçek. Seride en sevdiğim erkek Gideon oldu. Ayrıca Raintree özellikleri beni baya cezbetti *-* . Hope ve bıcırık Emma'yı da unutmamak lazım.

 Puanım: 4/5

 

 Sığınak (Beverly Barton)



 Raintreeler'in kaderini belirleyecek savaş gelip çatmıştı… Ezeli düşmanları Ansara klanıyla savaşa girmeleri kaçınılmazdı. Mercy Raintree bu savaşta, Sığınak koruyucusu olarak üstlendiği görevi yerine getirecek, Raintreeler'in yurdunu koruyacaktı. Ancak savaşın ayak sesleri duyulurken Mercy'nin titizlikle sakladığı sırrı savaşın kaderiyle birlikte ortaya çıkabilirdi.

 Serinin en en en iyi kitabı. Yazar 221 sayfada her şeyi eksiksiz anlatmış. Mercy ve Judah arasındaki çekime bayıldım ama serinin en iyi çifti bana göre Gideon-Hope'tur. Bir de evlere şenlik olan Eve var :D . En sevdiğim kısım kesinlikle savaş sahnesiydi. 

 Puanım: 5/5




 Not: 3 kitap boyunca ana karakterler kadar düşmanlar da kitapta baya yer kaplamış vaziyette. Yani bunlar kitabın sonlarında değil, başlarda görünüp kitap boyunca ne yaptıkları da anlatılmış vaziyette. Ve böyle kitapları ayrı bir sevdiğim bir gerçek :)

1 Nisan 2016 Cuma

11 Doktor 11 Öykü - Alıntılar




 1. DOKTOR

* "Ne kadar saçma gelişti bütün bu olaylar. Niye hiçbir zaman doğru düzgün bir seçeneğim olmuyor?" "Sanırım olmuyor. O zaman düzgün olmayan seçimi yapmaktan başka şansım yok."

* "Işında yarım düzine ruh hapsedilmiş durumda. Üç çocuk, Susan'ı da sayarsak üç yetişkin var. Emirlerimi bile bile yerine getirmediği gerçeği düşünülürse onu da yetişkin saymaktan o kadar da emin değilim aslında."

* "Hımm," dedi Doktor ve sonra "Hımmmmm."
 Aldirge, Susan'ı dürttü. "Hatalara bakmaya başladığı zaman bu sesi çıkarır ama bu sefer bulamayacak."

 2. DOKTOR

* "Nefes almanın güvenli olduğunu nereden biliyorsun?" Jamie'nin sesi maskenin arkasından boğuk çıkıyordu.
 "Bilmiyorum. Fakat ta buralara kadar boğulmak için getirilmediğimize bahse girebilirim."

* " Benimkine benzer bir hafızaya sahip olmak bir lanet gibi. O kadar çok şey görüp hiçbirini hatırlamamak korkunç bir şey!"

* Doktor kollarını yenilenen konsol üzerinde açtı ve yanağını sıcak metale dayadı. "Senin için bir süreliğine çok endişelenmiştim." diye mırıldandı.
 "Gemiyle konuştuğun zaman biraz tuhaflaşıyorsun." dedi Jamie.
 "Hişşşt, kızın duygularını inciteceksin."

* "Bir dakika! Müziğimin çirkin olduğunu mu söylüyorsun yani?"
 "Evladım benim, kaçmamıza yardım etmedi mi? Sırf bu bile onu dünyadaki en güzel müzik yapmaya yeter."

 3. DOKTOR

* "Burada ilgini çeken bir şey mi var?"
 "Doğru." 
 "Tehlikeli bir şey mi?"
 "Yine doğru."
 "Ve seni buraya UNIT yolladı?" dedi Jo zafer kazanmışçasına.
 Doktor ona döndü. "Ah güzel kızım, UNIT beni hiçbir yere yollayamaz."

* " TARDİS'in şekli modern mavi rengi, bütün doğası ilkel akıl için o kadar yabancı ki, beyn gördüğü şeyi tam olarak çözemiyor. İlkel akıl korteksi bakan kişiye gereken bilgiyi ulaştıramıyor. Bu da makinenin görüntü değiştirme devresi bozuk olsa da neredeyse görünmez olmasını sağlıyor. Yani başına hiçbir şey gelmez."

* Doktor belirli bir mesafeden, yirmi kişiden oluşan bir grubun TARDİS'i dört iri öküz tarafından çekilen geniş ve alçak bir vagona yüklemesini izledi. Vagon ağaçlarına arasından yavaşça kayboldu.
 "Ne yapalım, sadece bir teoriydi." dedi.

 4. DOKTOR

* Bazen bir çocuk, bazense bir tanrı gibiydi.Çoğunlukla ikisi birdenmiş gibi görünüyordu.

* "İnti? Güzel bir isimmiş. Akılda kalıcı. Kolay hatırlanıyor."
 " İntikamımızı-Doktor-Binlerce-Acı-Veren-Ölüm-Tattığında-Alacağız'ın kısaltılışı."
 Doktor'un gülüşü silindi. "Eh, bu biraz uzunmuş. Niye kısalttığınızı anlıyorum. Bu arada şeker istemediğine emin misin canım?"

* Leela asıl ilginç olanın, bu ağaç insanlar tarafından onlar için planlanan ne olacağı belirsiz kadere götürülürken Doktor'un bu kadar rahat davranması olduğunu düşündü. Yüzünde yine o sırıtış vardı. Leela bunun sebebinin Doktor'un çok uzun zaman yaşayıp çok şey görmesi olduğunu düşündü.  Bir süre sonra her şey sıkıcılaşıyordu herhalde. Her yeni şey onu heyecanlandırıyor olmalıydı.

* Doktor: "Bu kim peki?"
 Justiciar: "Sensin. Doktor atalarımıza dokuz yüz yıl önce böyle görünmüş."
 Leela: "Ona hiç benzemiyor." 
 Doktor: "Bilmem. Biraz benziyor sanki. İki göz, iki kulak, bir burun. Sanırım buna burun denebilir değil mi? Yıllar içinde değiştiğim de doğru sonuçta. Ancak hiçbir zaman böyle görünmemeye çalıştım."
 Leela: "Çok genç!" dedi Leela. "Üstelik de çok yakışıklı."
 Doktor: "Papyon takıyor! Saçma sapan şeyler. Papyon takacağıma ölürüm daha iyi."
 İnti: "Doktor atalarımıza 'Papyonlar havalıdır.' demişti."
 Doktor: "Havalı mı? Böyle bir şeyi asla..."

  5. DOKTOR

 * "Yani demek istiyorum ki Nyssa, her zaman olduğu gibi her şey mümkün. Ve en nihayetinde ihtiyacın olan tek doğru da budur."

 6. DOKTOR

* "Bizi kaçırdıkları zaman karşı çıkmak için bir şansları var gibi görünüyordu. Ve seni az önce neredeyse vururken. Şansın yaver gitti."
 "Şans değil canım, kabiliyet."

* "Bir şeyi havaya uçurmak ne zaman basit oldu?" 
 "Basit tabi ki, ancak kolay değil."

* "Hadi ama Doktor. Aşk ve içsel duygularını paylaşmakla ilgili şu şahane tecrübelerini anlatsana. Sürekli başkalarıyla seyahat eden birine göre oldukça yalnız görünüyorsun."

* "Burada olduğumuza göre diğerleri bu karmaşayla ilgilenirken kumarhanede şansımızı denemeye ne dersin?"
 "Şans mı? Hani kabiliyetti? Öyle demiştin."
 " Bitmediği sürece adına ne dediğin önemli değil."

 7. DOKTOR

* "Bütün Zaman Lordları'nın TARDİS'i var mı?"
 "Evet, ancak çoğu kullanmıyor. Genelde öyleymiş gibi görünerek Gallifrey'de oturmakla meşguller."

* Ace, Doktor'un yüzündeki ifadeden Zaman Lordları'na yapılacak bir ziyaretin, kendisinin Dünya'da dişçiye gitmesi gibi bir şey olduğunu anladı.
 " Niye gitmek istemiyorsun?"
 "Of, Ace, o kadar sebep var ki. Bir kere yaşlı, sıkıcı ve önyargılılar."
 " Bu kadar mı?"
 "Daha yeni başlıyorum! Dar görüşlüler ve tören kıyafetlerini giyip evreni izlemeyi, onun bir parçası olmaya yeğliyorlar."
 "Başka?"
 " Bana yaramaz bir okul çocuğuymuşum gibi davranıyorlar."

* " Evren böyle değişebilir mi?" diye sordu Ace. "Bütün hepsi?"
 "Oldukça nadir ama olabilir."
 " Peki sonra?"
 "Birinin değiştirmesi gerekir."
 " Kim?"
 " Genellikle Zaman Lordları."
 " Zaman Lordları bir sorun olmadığını düşünüyorlar."
 "Bir tanesi hariç!"
 "Biraz önyargılı mı yaklaşıyorsun acaba?"
 " Hayır!" dedi Doktor inanamayarak.
 "Emin misin? Kendini açık görüşlülüğün ve herkesin yaşamına karışmamakla översin ama Dalekler'e geldiğinde en az onlar kadar inatçılaşıyorsun. Bana bir keresinde sonsuz sayıda zaman çizgisi olduğunu, hepsinin bir diğerinden küçük farklarla ayrıldığını söylemiştin. Ancak Dalekler'in şeytani olmadığı bir zaman çizgisine inanmayı reddediyorsun. Kabul et Doktor, konu Dalekler olduğunda sen de en az bizler kadar toleranssızsın. 
 " Kesinlikle öyle değilim. Neler yapabileceklerinin farkındayım sadece. Bu, hiçbir zaman çizgisinde değişmez."
 "Bak işte! Başka bir şey demiyorum hakim bey!

* "Ace, bu evren hiç var olmamalı."
 " Ama var işte! Bunu Dalekler'den nefret ettiğin için yapıyorsun. Onlardan hep nefret ettin. Ne bu evende ne de diğerlerinde mutlulukla yaşamayı hak etmediklerini düşünüyorsun. Çocuksu bir tanrı kompleksine sahip ukala bir Zaman Lordusun sadece ve onları sonsuza kadar cezalandırmak istiyorsun."

 8. DOKTOR

* Bir zamanlar, uzun zaman önce, bir ismi vardı. Dokuz yüz yıl önce. Aklında o kadar çok hatıra vardı ki, birçoğu önceki rejenerasyonlarına aitti... Sanki başkalarının olan bu hatırlar öyle sönük ve belirsizdi ki, bazen hayaletlerin fısıltılarını andırıyorlardı. 

* " Ama Evelyn, bu bilimsel bilgiyi doğal zamanından önce öğrenmek yerine hak etmeniz lazım."

 9. DOKTOR

* "Her şey yolunda mı? Önümde diz çökmenize hiç gerek yok. Elimi sıksanız da yeterdi."

* " İşte bu yüzden bir yol arkadaşına ihtiyacım var. Aklımın bir karış havada olmasını, ayaklarımın yerden fazla kalkmasını engellemek için. Beni kendimden korumak için. Devam etmemi Rose gibi insanlar ve senin gibi kabuklu canlılar sağlıyor Ali. Bana her şeyin sona ermediğini, her şeyin benimle ilgili olmadığını hatırlatıyorsunuz. Halkım tamamen gitmiş olabilir ama senin halkın var. Ve hepsi de çok değerli.

 10. DOKTOR

* "Şişko. Evet öyle diyorlardı." 
 " Çocuklar çok acımasız olabiliyorlar." dedi Doktor. "Çocuk kitabı yazarları daha da fazla..."

* " Ben Doktor, bu da Martha. Siz...?"
 " Bayan O'Grandy. Nasılsınız?"
 " Bayan O'Grandy." diye tekrar etti Doktor. "İlk isminiz de var mıydı acaba?"
 " Evet, var. İlk adım Bayan."
 " Tam anlamıyla üç boyutlu bir karaktersiniz." dedi Doktor, Martha'ya bakıp alaycı bir tavırla kaşlarını kaldırarak.

* "Duyularımızdan ibaretiz sadece Martha. Gözlerimiz düz bir yüzeyde olduğumuzu söyler, ayaklarımızın altındaki toprağı hissederiz ama ya duyularımız bize yalan söylüyorsa? Dokunma, tatma, duyma, göre, koklama yeteneklerimizi alırsak Dünya da ona göre değişmez mi?"
 " Evet, ama aslında değişmiyor değil mi? Duyularımızı alsan da bir an önce neredeysek orada kalırız, sadece duyularımız eksik olur."

* " Doktor, sanırım onu durdurmak için bir plan yapmışsındır. Değil mi?"
 " Doğal olarak."
 " Koşmamız gerekecek mi?"
 " Doğal olarak."
 "O zaman gidelim."

* " Güzel kovalamacaları severim. En iyi hikayeler güzel bir kovalamacayla biter. Çok fazla kitap okuduğun belli."
 " Evet, okudum. Çok fazla kitap okudum. Benim kadar çok yolculuk yaparsan, bütün zamanını yalnız geçirirsen, hiç uyumadan üstelik... Bir noktadan sonra okumaya başlarsın değil mi? Aklımda dokuz yüz yıl değerinde kitap var Cotterill ve hepsine ulaşabiliyorsun. Hepsine birden."

 11. DOKTOR

* " Hep böyle miydin?"
 "Nasıl?"
 "Zaman makinesi olan deli bir adam?"
 "Yok yahu, zaman makinesini çok sonra aldım."

* "Neredeyse oradayız." dedi Doktor. " Zamanın Şafağı'nda. Lütfen. Her neredeyse Amy'nin güvende olduğunu söyle lütfen."

* " Beni öldürecekseniz öldürün. Ancak Doktor'un beni terk ettiğine inanmıyorum. Ve saatin kaç olduğunu da sormayacağım."

* " Zaman Lordları soykırımı sevmezlerdi. Benim de çok hoşuma gittiği söylenemez. Sonuçta bir potansiyeli öldürüyorsun. Ya bir gün iyi bir Dalek olursa? Ya da..." Doktor duraksadı. "Uzay büyük. Zaman çok daha büyük... Sana yaşayabileceğin bir yer bulmak için yardım edebilirdim. Ama Polly adında bir kız vardı ve günlüğünü unutmuştu. Ve sen onu öldürdün. Bu bir hataydı." 
 "Onu tanımıyordun bile." diye seslendi Kin Boşluk'tan.
 " Bir çocuktu." dedi Doktor. " Bütün çocuklar gibi saf bir potansiyeldi. İhtiyacım olan kadarını biliyorum yani."

11 Doktor 11 Öykü- Yorum



 NOT: Yorumu okuduktan sonra alıntılar için uğrayabilirsiniz buraya .

 Vizelerimin başlamasına az kalmasına rağmen şu güzellik sürekli "Beni oku!" diye göz kırpıp durdu. Araya 1-2 aksilik çıkmasaydı şu kitabı 4 günde bitirmiş olacaktım.

 Kitap hakkında önce genel bir yorum yapacağım, sonra da öyküler için söylemek istediğim birkaç şey var.

 Öncelikle Doctor Who hayranıysanız kitabı sevmemeniz mümkün değil. Kitap 50. yılın hakkını gerçekten vermiş.

 Yazarların hepsi itinayla seçilmiş. Özellikle Neil Gaiman'ın kalemini çok beğendim. 

 Yazarlar, doktorlarına ve yardımcılarına çok dikkat etmişler. Ve 3. ile 6. Doktorun hikayesinde seride en sık karşısına çıkan düşmanlar görülüyor. Çoğumuz modern seriyi bildiğimiz için kitaptaki son 3 doktoru okurken daha zevk alacağınıza eminim. Az biraz klasik seriyi de bildiğim için bildiğim doktorları okumak çok zevkliydi benim için.

 Diğer dikkat ettiğim noktaysa her hikayede TARDİS'in Doktor için öneminin vurgulanmasıydı.

 Sanırım tek eleştirim bazı yerlerde çevirilerin düzgün çevrilmemesi olacaktır. 

 Spoilera kaçmadan her hikaye için kısa notlar eklersem:

 1. Doktor: Tam klasik seriye yakışır bir hikaye olmuş. Hikayede en çok hoşuma giden kısım Doktor'un Susan'a olan sevgisiydi. Bu kısım bana 12. Doktor'un Clara'ya olan derin sevgisi ve bağlılığını hatırlattı. 

 2. Doktor: Bu Doktor'umuzun zamanında 4 bölümlük olan bir macerasını izlemiştim ama beğenmemiştim o bölümü. Sebebi senaryoda aşırı tekrarlar olmasıydı ve Doktor'un bölüm boyunca yaptığı şey sadece kapı açmak oldu. O bölümden sonra 2. Doktor'u izlemeyi bırakmıştım. Fazla pasif gelmişti bana Doktor. Kitaptaki Doktor'un hikayesini beğendim. Pasif de değildi hikayede. Jamie'yi o beğenmediğim bölümde izlemiştim, yani Jamie hakkında da az çok bir bilgim vardı hikayeye başlamadan önce. Sırf Jamie hatırına yazın 2. Doktor'un maceralarını izleyebilirim.

 3. Doktor: İşte en sevdiğim Doktorlardan biri. Diğer rejenerasyonlarından ayrılan en önemli özelliği centilmen olmasıdır. Hikayede de bu centilmenliği bir kez daha karşımıza çıkıyor. Yol arkadaşının rahatlığı için birçok şey yapabilecek biri. Diğer sevdiğim bir yönü de ciddi bir şey olduğunda o sorunu çözmek için gerçekten dikkatini vermesidir. Klasik seridekileri çok bilmesem de modern seridekiler ne yazık ki çok "lay lay lom" şekilde çözüyorlardı sorunları. Çoğu macerada asıl konudan koptukları çok oluyordu. Neyse ben biraz dağıttım konuyu, dönelim hikayeye. Elbette bu hikayeyi de çok beğendim. Bu da tam klasik seri macerası olmuş. 

 4. Doktor: Hakkında tek bildiğim seride en uzun bulunan doktor olduğudur, bir de jelibona olan aşırı düşkünlüğüdür. Kitaptaki hikayesi fena değildi. Fakat benim ilgimi asıl çeken yol arkadaşı olan Leela oldu. 

 5. Doktor: Tek bildiğim gerçek hayatta 10 Doktor'un kayın pederi olduğu. Açık ara kitaptaki en en en kötü hikayeye sahipti. Bir kere 5. Doktor nasıl biridir bir bilgi yok. Ayrıca kitapta 3-4 sayfa gözüküyor sadece. Hikaye desen 2-3 veledin başından geçen saçmalıkları konu alıyor. Hikaye öylesine yazılmış sadece.

 6. Doktor: Bildiğim tek şey sebebini hatırlamasam da BBC tarafından işine son verilmesidir. Diğer hikayelerden farklı olarak 1. kişi ağzından anlatım yapılıyor. Anlatıcı Doktor'un yol arkadaşı olan Peri Brown. Richelle Mead, okumasam da ismini bildiğim bir yazar ve iyi ki zamanında bir kitabını okumamışım. Kalemini fazla akıcı bulmadım. Yeminle Doktor için kitap yazmasaymış, bu hikaye kesin aşk hikayesi olacakmış. Hikayede gerçekten beğendiğim şey düşmanı iyi seçmiş olmasıydı. Yeminle başka bir düşman olsaymış resmen facia bir hikaye olacakmış.

 7. Doktor: Bunun hakkında da tek bildiğim rejenerasyon geçirdiği kısımdır. Kitaptaki en iyi hikayesi olan doktorlardan biri. Başından sonuna kadar film izliyormuşum gibi his yarattı.  Ayrıca Ace'i de çok sevdim ben.  Bir gün izleme şansına erişirsem bence çok seveceğim bir doktor olacak kendisi.  

 8. Doktor: Sevdiğim bir başka doktor. Ne yazık ki sadece 1 filmi ve mini bir bölümü var kadersizin. Ama Wiki sayfasından ve internette okuduğum birkaç çizgi romanı sayesinde kendisini tanımış oldum baya. Hikayesine gelince bence 8. Doktor'a göre bir hikayeydi ve genel olarak da iyiydi.

 9. Doktor: İlk doktorum. Ve en bir sevdiklerimden. Hikayesi de gayet güzeldi. Tek hayal kırıklığım Ali'nin kız çıkması oldu. Ali tam benlik bir yol arkadaşıydı. Korkusuz, acayip zeki ve uzaylı *-*

 10. Doktor: IYYYYYYYY!!! 10. Doktor, Doctor Who evrenindeki en sevmediğim 2 kişiden biridir (diğeri ise Rory). Bu hikaye de neden kendisinden nefret ettiğimi bir kez daha güzelce hatırlattı. Çok konudan kopuyorsun be arkadaşım! Ayrıca zekimişmiş. Gördük ne kadar zeki olduğunu 3 sezon boyunca. Martha ise modern seride Clara'dan sonra en bir bağrıma bastığım yol arkadaşıdır. 3. sezonun tek güzel yanı Martha'dır benim için.  Ayyy 3. sezonu hatırladıkça beni afakanlar basıyor. Her bölüm bu kadar mı kötü olur ( evet, çoğu kişinin sevdiği Blink bölümü de gözümde berbat bir bölümdür -_-) ? Ben yine farklı bir konuya geçtim. Neyse, ilk kez 10. Doktor ve Martha'nın macerasından zevk aldım. Yazarın ağzına sağlık. Tabi hikayede Doktor yine beni sinir etti, Martha ise mantığıyla beni hayran bıraktı. Fakat bir yerde mantık hatası vardı bence. Martha, Rapunzel ile görüştüğü zaman "Geleceğe gidip senin Disney yapımı filmini izledim." diye bir cümle kuruyor. Fakat bana çok mantıksız geldi. Bir kere 10. Doktor'un Martha'yı herhangi bir filme götüreceğini hiç sanmıyorum ben. Keşke yazar öyle bir şeyi dahil etmeseymiş.

 11. Doktor: Gaiman, 5. ve 6. sezonlardaki 1-2 bilgiye kısaca yer vermiş. Örneğin Amy'nin en iyi kız arkadaşı Mels. Hikaye fazla aksiyonlu değildi fakat okuması çok zevkliydi. 11. Doktor, veda sahnesine kadar çok sevdiğim bir doktordu. Moffat sağ olsun tam rejenarasyon sahnesinde kendisinden soğuttu beni. Hayır, sebebi kısa sürmesi değildi, vedası iyice yaşlanmış haliyle olmalıydı, gencecik haliyle değil -_- .

 Kısaca modern seridekiler hariç 3. ve 8. Doktor'u baya iyi tanıyorum. 1,2 az biraz biliyorum, diğerlerinin doktorsal özelliklerini hiç bilmiyorum. Yazın bir terslik olmazsa modern seriyi izleyeceğim.

 Puanım: 5/5 ( Ne kadar 5. Doktor'un hikayesi kötü demiş olsam da 1 hikaye için düşük puan vermeye gönlüm el vermez.)