Günümüz aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Günümüz aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mart 2017 Çarşamba

Evli Barklı - Yorum



 Kendisinin yollarını 1 yıl boyunca gözledim durdum. Ephesus müjdeyi vererek resmen fuara koşmamı sağladı. Ve elime geçer geçmez 4 saatte bitirdim kitabı.

 Serinin açık ara en komik kitabı Evli Barklı'ydı. drew/ Dee Dee'nin atışmaları cidden güldürüyor insanı. Tabi ki de Dee Dee'nin yanındayım :D Mackenize'in büyüdüğü de bu kitapta çok belli oluyor. Yerim ben onu :) Favori sahnem Steven'ın limuzindeki hareketleridir. Oralarda gülme garantisini veriyorum size. Bana göre tek eksik James'i gerektiği kadar görememekti. Keşke azıcık daha sevseydik keratayı.

 Bu seri için yorumlarımı okuyanlar bilirler. Ben drew evans'ı namı diğer -31'i hiç ama hiç sevmem. Hele Sıkı Fıkı'da iyice çıldırtmıştı beni ve internetten bulduğum küfürleri bizzat sıralamıştım. O kadar bir nefret var, siz düşünün. Bu kitabın konusunu sizlerle paylaştığımda da dayanamayıp yine kendisine saydırmıştım. Kitap okundu bitti, gelelim düşüncelerime.

 drew, "Eskisinden daha iyiyim." demişti ya, ben onu "Eskisinden iyi" demeyi tercih ediyorum. Son kitapta IQ seviyesinde hafif bir artış görülüyor. Özellikle kendi çocuğuna davranışları çok hoştu ve kız çocukları hakkındaki düşüncesine %100 katılıyorum.

 Şimdi, kendisinden ve sizden özür dilemek istiyorum. Biliyorum, bu kız nasıl olur da böyle cümle kurar? Kendisi zamanında o kadar şerefsizlikler yaptı ki "Beni yargılamadan ve hadım edilmemi talep etmeden önce olup bitenleri bir dinleyin." cümlesini hiç samimi bulmamıştım. Aslında bekarlığa veda gecesinde kendini baya tuttu diyebiliriz. Sadece striptiz sahnesi azıcık sinirimi bozdu ama bu sefer drew'e değil kızgınlığım, o üç arkadaşına. Zamanında bir alıntı okumuştum ve nedense onu drew yapmış gibi algılamışım :D Ne olduğunu son sözden önceki bölümü okursanız anlarsınız. O açıdan sizlere de hafiften yanlış bilgi vermişim. Yeniden sorry :D

 Tamam, bu kadar övgü yeter. Gelelim eşekliklerine. IQ arttı dediysem çok da artmadı, hala ikili rakamlarda geziyor. Allah'ın bencili! Ne istiyorsun benim Billy'mden! Bu çocukla ne alıp veremediğin var! Arkadaşlar, bu salak hala ama hala Billy'e hakaretler edip duruyor. Bu da yetmezmiş gibi bir de saflığından bolca faydalandı çocukcağızın. Billy'i seven biri olarak o -31'in saçını başını yolmak istedim kitap boyu.

 Yalnız Billy de ne yaptı en son? drew'e bu konuda da katılarak inşallah paraları uçmayacak bir süre sonra :D

 Bir de Rain olayından sana ne! Ben onun amcasıyım diyor ama hiç de onla alakan yok be zeka küpü!

 Sonuç olarak seri kendine yakışan bir finali yapmış bulunmakta. Serideki karakterleri seviyorum. drew, seni son kitapta azıcık övsem de yine de tez zamanda Tahtalıköy'ü görmeni dilerim :)

 NOT: CNR yazımda yazmıştım, bir daha hatırlatayım. Emma'nın yeni kitapları artık başka bir yayınevinden çıkacak arkadaşlar.  Keşke gitmeseydi. Ephesus'un elinde fazla yabancı yazar olmadığından çevirisi hızlı gelen bir yazar olacaktı. Kim olduğu şu an için bilinmemekle beraber inşallah ya Yabancı ya da Aspendos almıştır diyorum. Ephesus'un çevirisine en yakın çevirileri yapacağına inandığım yayınevleri bunlar. 

 PUANIM: 5/5

19 Şubat 2017 Pazar

Hüküm -Yorum


"Hayat zalim. Aşk bir şaka. Ölüm ise bir son bile değil."
Bizi birbirimize kenetleyen bağları yaptığımız seçimler, verdiğimiz kararlar koparır. Aşk her zaman bir kutu çikolata, bir buket çiçek ve dudaklarda tamamlanan bir tebessümden ibaret olmayabilir. Atacağı adımın hayatını tamamen değiştireceğini bilen Natalie, zor zamanlarında hep yanında olan Liam ve küçük kızı Aarabelle için metanetini korumak ve doğru kararı vermek zorundadır. Kimsenin kalbini kırmak istemese de, karmaşayla harmanlanmış duygularının büyük bir zarafetle üstesinden gelerek yüreğinin onu götürdüğü yoldan gitmeyi seçer.

*******

 Pdf olarak çıkmasını bekleye bekleye ağaç oldum ama sonunda geldi :D

 Çevirisi ilk kitaptaki gibi şahaneydi, çevirenin ellerine sağlık. İlk kitapta kocasının ölümüyle dağılan Natalie'nin kendini toparlama çabası ve yeni bir aşka yelken açması anlatılıyordu. Bu sefer imkansız denen bir olayın gerçekleşmesi sonucu Natalie'nin vereceği kararlar bizlere aktarılıyor.

 Ufak spoiler içerir!

 Natalie öncekinden daha kırılgan ama bir o kadar da ne istediğini bilen ve bunun için çaba gösteren bir şekilde karşımıza çıkıyor. Yaptığı seçimden bir an olsun dönmemesi "İşte zeki bir kadın karakter böyle olmalı." dedirtiyor. İlk kitapta Liam'ı sevmiştim şimdi ise kafasını duvarlara vurmak istiyorum. Başta yapılacak en doğru şeyi yapsa da sonrasında Natalie'yi bilerek eski kocasına yönlendirmesi, duyguları konusunda ona güvenmemesi canımı çok sıktı. Sonra nasıl olduysa bir aydınlanma yaşadı da saçmalamaktan vazgeçti. 

 Bazı yerlerde Aaron'a hak versem de Byrnee'e karşılaşmalarındaki tavırları çokça delirtti. Aaron da Liam da Natalie'yi geri kazanmak konusunda hiçbir şey yapmadı. Hani bu kızı seviyordunuz siz? 

 Onun haricinde kitap bir yerden sonra sıktı beni. Aman aman bir şey yaşanmadığı için çoğu sayfayı atlayarak okudum.

 Kitaptaki favorim sensin şeker Aara. Mark'a da kitap boyunca çokça tebessüm etmiş olabilirim.

 Puanım:3/5

17 Kasım 2016 Perşembe

Mekanik Aşk-Yorum



Bilişim İstihbarat Servisi'nde macera hız kesmeden devam ediyor! Kemerlerinizi çıkarmadınız, değil mi?

Gördüğü her güzele kur yapabilme yeteneği olan, Bilişim İstihbarat Servisi'nin cesur ve yakışıklı ajanı Alex Cavendish, dünya kadın popülasyonu içinde asla öpmemesi gereken tek kadının dudaklarına dokunurken, geri dönüşü olmayan bir yola girdiğinin farkında değildi.

Julie Thompson, robotlarıyla mutlu mesut yaşayan, onlara nesli tükenmekte olan son panda yavrusu muamelesi yapan bir bilim insanıydı. Fakat evrenin onunla ilgili farklı planları vardı. Hayatı boyunca nefret ettiği adamın çekimine kapılıp bir yanardağa dönüşmüş, bu da yetmezmiş gibi bir anda ajan olup göreve gönderilmişti. Üstelik de onunla…

Alex, aristokrasinin beşiği olan İngiltere'de skandal haberler, renkli alışveriş poşetleri, işkence aletine dönüştürülmüş rujlar ve katil olma potansiyelini ortaya çıkaran futbolcuların arasında akıl sağlığını korumaya çalışırken, bir yandan da kendi de dâhil olmak üzere- dünya çapında birçok ajanın hayatını kurtarmayı amaçlayan görevde başarılı olmak için, geçmişinden gelen şeytanlarıyla savaşmak zorunda kalır.

İki inatçı yüreğin baştan çıkarma oyunlarıyla süslenen doludizgin aşkına kahkahalarla eşlik ederken, tehlikeli maceralarla kalp atışlarınız yükselecek.

Tavsiye: Kesinlikle sakin olmadan okuyun!

Öfke hiç bu kadar ateşli olmamıştı. Tutku hiç bu kadar alev almamıştı. Ve aşk… Belki de hiç bu kadar eğlenmemişti bu iki delinin kalbine düşene dek.

**********************


 BİS serisinin ilk kitabı olan Kuzey Masalı'nı bazı klişe kısımlarına rağmen gayet beğenmiştim. Yorumu için tık tık. Mekanik Aşk çıkınca hiç düşünmeden elime aldım.

 2. kitapta yazarın kalemi daha iyi oturmuş. Karakterler arasındaki laf dalaşı ve hikayeyi anlatım tarzı akıcı ve eğlenceliydi. Jane'i ilk kitapta oldukça sevmiştim, bu kitapta daha da kanım ısındı. Ephesus'un kapaklarında seri uyumunu yakalamasını seviyorum. Bu seride Mekanik Aşk, Kuzey Masalı'na göre 2 tık daha önde. Hem mavi rengi sevdiğimden hem de kapak kızının seriye daha uygun olmasından. Kuzey Masalı'ndaki kapak kızı ağır makyajı sebebiyle yaşı 40-45 arası gösteriyor bana göre.

 Ne yazık ki kitabın iyi yönleri bu kadar. İlk kitabı sevsem de 2. kitap tahmin ettiğimden daha da çuvallamış.

  Spoiler içerir!!!

 Okuyucuların Alex'e hayran olmasını anlamadım ben. Kitapta tek gördüğüm sürekli bel altı düşünen ve kadınlara karşı sadece bel altı sohbetler yapmayı bilen bir mahlukattı. Alex'i sevmek bana göre sözlü ve fiziksel tacizi meşrulaştırmaktır. Sakın bana ailesi yüzünden böyle demeyin, ailesi normal olsa da bu şahıs yine aynı karakterde olurdu bence. Ha,ailesi mide bulandırıyor, o kısma %100 katılıyorum. Özellikle babasının yaptıkları affedilmezdi. Zaten BİS ekibinin başlarındaki en büyük belayı açanlar bizzat Cavendish ailesi.

 İlk kitap için olayları bağlamada ailevi bağlar içeriyor diye bir yorumda bulunmuştum. Bu kitapla beraber o sınırı da aşmış. Yazar, bağlantıyı başarıyla kurmuş ama Cavendish ile Karaarslan ailesini dolaylı da olsa ailevi bağla bağlaması hiç hoşuma gitmedi. Şu an merak ettiğim Zack'ı ve/veya Mert'i bu ailevi bağa katacak mı? Bana katacakmış gibi göründü.

 Benim 2. kitaptan en çok istediğim şey daha fazla aksiyon, daha yerinde romantizmdi. Aksiyon ilkine göre çok düşmüş. Gerçek anlamda aksiyon sadece Alex ve Jane'in tutsak edilmesiydi. Geri kalan fasa fiso. Romantizm ise üstte yazdığım gibi taciz çizgisini aşan bir seviyede olmuş. Alex-Jane de maalesef sevgili oldukları andan itibaren Kuzey-Masal gibi vıcıklaştı sonradan.

 Diğer konu kıskançlık. Maalesef yazar her romantik kitap yazan Türk yazarın hatasına düşüyor. Hatta bu konuyu iyice abarttığını düşünüyorum. Karakterler, kadınlarını en sevdikleri yemeklerden bile kıskanıyorlar. 

 Hele kitapta bir sahne var ki iyice soğuttu beni: Kız isteme sahnesi. Bu durum Kuzey'in Masal'ı istemesinde komikti. Jane'de ise aşırı eğreti durmuş. 

 Yazar için kalemi güzel dedim ama "Jane öyle sinirlendi ki Alex'in gözleri büyüdü." "Masal'ın söylediği cümleye herkes şaşırdı." "Alex'in bağırışıyla Jane hariç herkesin kulakları sağır oldu." gibi cümlelerde de azaltmaya gitmeli bence.

 Zeliha kalemin gerçekten iyi, kurgu yaratmada da gayet başarılısın. Okuyucularınla olan bağını da çok beğeniyorum. Ama okuyucuya kitabı sevdireceğim diye biraz abartıya kaçıyorsun bence. Ben 21 yaşındayım ve senin kitaplarını okuyan benden küçükler de var. En azından onlar için Alex gibi bir karakter oluşturmaktan kaçınmanı tavsiye ederim. Bir de erkekler yerinde kıskanç olursa tadından yenmez kitapların 😉 

 Puanım: 2,5/5 (Aslında 2 ama yazarın güzel hatırına 2,5)


24 Temmuz 2016 Pazar

Avuntu-Yorum



 Hayatının aşkıyla evli ve ilk çocuğuna hamile olan Natalie istediği her şeye sahiptir. Deniz kıyısında verandalı, huzur dolu bir evi, sevgi dolu bir eşi ve her daim ona destek olan arkadaşları vardır. O sabah başına geleceklerden habersiz, mutlu bir güne uyanır ve çok yakında doğacak bebeğinin odasını düzenlemeye koyulur. Ansızın kapı çaldığında ise içgüdüleri ona kötü bir haber alacağını söylemektedir.

Kapıyı açtığında, Deniz Kuvvetleri'nden sağ çıkmayı başarmış eski bir asker olan kocası Aaron'ı, yeni görevi esnasında el yapımı bir patlayıcı yüzünden kaybettiğini öğrenen Natalie, karnındaki bebeğiyle yirmi yedi yaşında dul kalır. Yeni doğan küçük kızının babasız büyüyeceği gerçeğiyle yüzleşirken, bir yandan da bebeği için güçlü olmak ve ayaklarının üzerinde durmak zorundadır. Aaron'ın ölümünden sonra birbiri ardına açığa çıkan sırlar karşısında ise sahip olduğu hayatın aslında bir yalandan ibaret olduğunu öğrenir. 

Artık mutlu sonlara inanmayan Natalie'nin hayatına beklenmedik bir şekilde giren eski bir dost, bunun aksini ona kanıtlayacaktır.

***********************************

 Avuntu, öncelikle konusu sonrasında Goodreads puanı ile okumak istediğim bir kitap oldu. Pdf şekli çıkar çıkmaz hemen okumaya başladım.

 İlk önce Kanes Yayınları'nı tebrik ederim. Günümüzde anlaşılması kolay bir İngilizce ile yazılan kitaplar bile özensiz çevirilere kurban gidiyorken, Kanes, dediğim kitaplardan birini mükemmel bir çeviriyle bizlere sunmuş. Okuduğum en güzel çeviriye sahip olan kitaplardan biriydi. 

 Hikaye Natalie'nin kocasının ölümünden itibaren olan 1 yılı ve kocasının en yakın arkadaşı olan Liam ile aralarında filizlenen aşkı anlatıyor. Liam okuyacağınız harika erkeklerden biri. Natalie'nin eski neşesine kavuşması için elinden geleni yapan ama hemen düzelsin diye zorlamayan, bir an bile olsun zayıflığından yararlanmayan, onu sadece kendini hazır hissettiği zaman isteyen düşünceli bir SEAL askeri. 

 Normalde bu tarz kitaplarda kadın, eski eşini çabuk unutur, pek hatırlamaz. Anca ana karakter ile yattıktan sonra "Yaptığım yanlış." düşüncesine kapılır ve kitap saçma bir yere gider. Natalie en başından beri ne yaptığının farkında olan biriydi. Kocasıyla araları bazen limoni olsa da onu gerçekten seviyordu ve kitap boyunca onun ölümünü zor kabullenmesi, kabullendikten sonra Liam ile tatlı bir ilişkilerinin olması çok güzel aktarılmıştı.

 Kitabın sonu tahmin ettiğim gibi bitti yine de ufak bir heyecan yaratmadı değil. Umarım sıradaki kitap çabuk çıkar.

 Puanım:4,25/5

20 Haziran 2016 Pazartesi

Aşkın Seçimi-Yorum





Milyonlarca Okuru Ağlatan, New York Tımes Çoksatarı Nıcholas Sparks'tan Bulup Kaybettiğimiz Aşklar Ve Hiç Yapmak Zorunda Kalmayacağımızı Umduğumuz Seçimler Üzerine Epik Bir Masal…

Travis Parker bir erkeğin isteyebileceği her şeye sahipti. İyi bir iş, güvenilir dostlar ve Kuzey Carolina'da rüyalarının evi. Travis'e göre, bir kadınla yaşayacağı ciddi bir ilişki bu masal gibi hayatı baltalamak demekti. 

Ta ki yeni komşusu Gabby Holland'la tanışana kadar. Travis'in arkadaşça çabalarına rağmen Gabby başta ondan hoşlanmıyordu. Ama bir şeyler, Travis'i, yeni komşusunu daha yakından tanımaya zorladı. Travis'in ısrarcı çabaları, ikisini ide geri dönüşü olmayan kararlar almak zorunda bırakacaktı. Sonuçlarını ikisinin de tahmin edemeyeceği kararlar…

Aşkın Seçim,, yürek parçalayan o soruyu soruyor: Aşk umduğunuzu koruyabilmek için ne kadar ileri giderdiniz?

****************************************
 Etkinlikte tamamlanan kitap: Bu yıl film uyarlaması vizyona girecek bir kitap

 Hepimiz yazarı The Noteebook isimli kitabından tanıyoruz. Ben yazarın şu ana kadar ne bir kitabını okudum ne de bir kitabının film uyarlamasını izledim. Aslında bunun eksikliğini de hiç hissetmedim. Fakat Sweet Summer Challange etkinliğinde "bu yıl film uyarlaması vizyona girecek bir kitap" maddesi karşıma çıktı. Bu sene çıkacak olan filmlere baktığımda sadece Patrick Ness'in yazmış olduğu Canavarın Çağrısı isimli kitabı okunmaya değer buldum. Fakat kitap alacak vakit yaratamadım, kitabın pdf versiyonu da ortama düşmediği için elime geçen kitap bu oldu. 

 Yoruma öncelikle kapaktan başlamak istiyorum. Neden bilmiyorum, bir kitabın film uyarlaması çıkacağı zaman yayın evleri orijinal kapağı değiştirip film kapağı koymayı çok seviyorlar. Ben bu durumu hiç ama hiç sevmem. Kitap dediğin orijinal kapağında kalmalıdır. Şu kapaktan hallice şey gördüğüm en iğrenç kapak olabilir. Hele kızın taktığı o gözlüğü parçalamak istiyorum. Kadını resmen geri zekalı gibi göstermiş. Aslında kapak "Ben iyi bir kitap değilim, uzak dur!" diye resmen haykırıyordu fakat yapacak bir şeyim yoktu. :(

 Kitap hayatımdan bir günümü çaldı. Kitap tam bir klişelik abidesi. Baş karakterler her romantik kitapta görülebilecek tiplerdi. Olay örgüsü çok sıradandı. En azından kitap yazarla ilgili bir fikir verdi bana. Sen bir daha bu yazarın bir kitabını okuma kızım!

 Puanım: 1,5/5

2 Haziran 2016 Perşembe

Tatlı Kaçamak-Yorum



                                                En Tatlı Hayat Bile Aşk Olmadan Sıkıcıdır! 

Nicole Keyes'i kısaca "Bayan Sorumluluk" olarak tanımlayabilirsiniz. Neticede çoğu insan onun gibi hem aile pastanesini işletip hem de kardeşini büyütmek için kendi hayatını yaşamaktan vazgeçmez. Ancak ikiz kardeşi mutlu bir evlilik yapan, kız kardeşiyse giderek fettan bir güzele dönüşen süper güvenilir Nicole, başkalarının ihtiyaçlarını kendininkilerin önüne koymaktan bıkmaya başlamıştır. 

İşte, tam da bu noktada hayatına Hawk girer. Eski bir Amerikan futbolu yıldızı olan genç adam, Nicole'e özlemini duyduğu özgürlüğü tattırır. Hawk gözleri kapalıyken bile genç kadının dizlerinin bağını çözebilecek biridir ama Nicole onu, kalbini kırabileceği kadar yakınına sokmaya isteksizdir. Nicole ve Hawk korku ve tereddütlerini aşıp aşkı bulabilecek midir? 

*******************************************************


 Yazardan okumuş olduğum en iyi kitabı bu oldu. Öncelikle mavi delisi olarak kitap kapağındaki mavi tonu çok sevdim *-* 

 İlk kez beni sinirden çatlatmayacak bir erkek gördüm sonunda yazardan. Gerçi sonlara doğru kızdırmadı değil ama yazarın önceki erkekleri gibi olmadığı için fazla sorun etmedim. Ama asıl sevdiğim Raoul oldu. Yaşına göre çok olgundu ve sorumluluk sahibiydi.

 Nicole, biraz daha iyi gibiydi. Yine de küçük kardeşi konusundaki aşırı inadı beni sinir etti. 

 Bu sefer değinilen genç sorunsalı hoşuma gitti. Bazen çocuklarımıza, yaşadığımız şeyleri azıcık değiştirirsek nasıl sonuçlanacağı güzel şekilde anlatılmış.

 Yalnız iyi özelliklerine rağmen kötü kısımlar da vardı. Örneğin yazarın baş karakteri hamile bırakma sevdası bir kez daha gözümüze sokuluyor. Yalnız burada sorun şu ki burada hamile kalan kişi sayısı 1 değil tam tamına 3 kişi. Yazarın bu konuda acilen kendini kontrol altına alması lazım.

 Yazarın küçük kız kardeşi var mı acaba? Anlaşılan bu küçük kız kardeş zamanında yazarın sevdiği kişiyi elinden bir şekilde almış. Sonra bir şekilde barışmış gibi duruyorlar. Bu seride olduğu gibi Titan Kız Kardeşler Serisi'nde de buna benzer bu durum yaşanmıştı. Öyle bir durum varsa gerçekte bu aile durumunu bizlere sunması hoş değil.

 Bence yazar işin içine romantizm katmasın, işin iyice cıvığını çıkarıyor. Sadece çocuklar ve gençliğe yeni girenlerin sorunlarına değinsin.

 Puanım:4,25/5

Tatlı Aşk-Yorum



                                                  İlk aşktan daha tatlı bir şey olabilir mi? 


Bunu Claire Keyes'e sormayın. Yirmi sekiz yaşındaki dâhi piyanist bırakın âşık olmayı, bugüne dek kimseyle flört bile etmemiştir. Kariyerinin peşinde koşmaktan aile ve arkadaşlarına zaman ayıramayan Claire, ailesinin pastanesini ve iki kız kardeşini de yıllardır ziyaret etmemiştir. 


Ancak şimdi bir kardeşi hasta, diğeri ise kayıptır ve yumurta bile kıramayan Claire, hasta bakıcı rolünü üstlenmekte kararlıdır. Yapılacaklar listesinin başında kız kardeşleriyle sıkı bir bağ kurmak, âşık olmak veya en azından şehveti tatmak vardır. 

Yakışıklı ve sert görünüşlü Wyatt bu amaca uygun gibi görünmektedir. Genç adam farklı dünyalara ait olduklarını söyleyip dursa da Claire'in yanındayken tek düşünebildiği keki fırına vermektir. Claire tatlı diliyle bu ateşli adamı yatağına ve yaşamına alabilecek midir? 



*************************************************


 Çıktığı günden beri merak ettiğim bir kitaptı Tatlı Aşk. Okuduğumda şunu anladım ki Susan Mallery, Harlequin tarzı kitap yazmamalı, o tarz kitaplarını da normal roman şeklinde yazmalı. 

 Daha önce roman olarak Zor Kadın isimli kitabını okumuştum ve çok beğenmiştim. Vermek istediği duyguları gayet güzel bir biçimde ele almıştı. Aynı şeyleri Tatlı Aşk için de söyleyebilirim.

 İçinde romantizm olmasına rağmen bu kitap aslında aşk kitabı değil, bir ailenin dağılımını ve yeniden birleşme çabalarını ele alıyor. 

 Claire, 28 senelik hayatı boyunca başkalarının isteklerine boyun eğmiş ve piyano yeteneği hariç elinden fazla iş gelmeyen biri. Kitap boyunca karakterin kişiliğini ve kendi ayakları üzerinde durma çabalarını okumak çok eğlenceliydi. 

 Okuduğum kitaplarından anladığım kadarıyla yazar çocukları gerçekten çok seviyor. Onlar da kitap boyunca çok önemli bir yer kaplıyorlar. Bu seferki karakterimizin ismi Amy ve çok tatlı bir şey :D 

 Fakat kitap akıcı, konusu güzel ve Claire ve Amy'ye rağmen diğer karakterler sizin sinirinizi bozacaktır. Özellikle Wyatt ve Jesse. Ve en başlarda Nicole. Onların kitap boyunca Claire'ye karşı olan tutumları sizi çileden çıkaracaktır. 

 Puanım:4/5

19 Mayıs 2016 Perşembe

İyi Geceler Tweetaşkım-Yorum



 İki Yalnız Kalp Bir Gerçek Aşk. Gerçek aşkı bulmak için 140 karakter değil, sadece iki küçük kelime gerekir. 

Başarılı yazar Abigail Donovan, Oprah'nın onayını kazanmış, Pulitzer'i ise kıl payı kaçırmıştır. O zaman neden zamanını New York'taki dairesinde iki kedisiyle yapayalnız geçirmektedir?

Yayın hakları temsilcisi onu sosyal medya dünyasına sürüklediğinde Abby, karşısına hayatını macera peşinde koşarak geçiren, seksi ve zeki İngiliz edebiyatı profesörü Mark Baynard gibi birinin çıkacağını aklının ucundan bile geçirmez. Abby ondan etkilenmemeye çalışsa da Mark her gülünç karşılaşmalarında Abby'nin yazar tıkanmasını çözmeye başlar.Abby tam da tekrar yazmaya başlamışken Mark'ın ikisinin de hayatını sonsuza kadar değiştirebilecek bir sır sakladığını öğrenir. Bu sır karşısında Abby kasvetli hayatına mı dönecektir yoksa değişimi kabullenip hayatına devam etmeyi mi seçecektir?

"İyi Geceler Tweetaşkım tam da soğuk kış gecelerinde insanı ısıtacak türden bir kitap. İçten, komik ve dokunaklı bu roman sizi hem ağlatacak, hem güldürecek." 
-Kristin Hannah-

"Bu kitapta şimşek hızında hazırcevaplık, keskin zekâ ve kalbe işleyen içtenlik var. Medeiros hangi devirde, hangi iletişim şekliyle olursa olsun, aşkın bir yolunu bulacağını kanıtlıyor." 
-Lisa Kleypas-

******************************************************

 Brenda Joyce'un Gülün Sözü adlı kitabını bitirir bitirmez hemen hasretinden yandığım diğer yazarımın kitabına başladım. 

 Bilindiği üzere Teresa Medeiros historical yazarlarından biridir. Fakat bu kitap bir istisnadır, çünkü yazar ilk kez tamamıyla günümüzde geçen bir hikayeyi ele almış durumda. Açıkçası kitaba başta hafif bir ön yargıyla başlamadım desem yalan olur çünkü historicalda aldığım zevki bunda alabilecek miydim, bilmiyordum.

 Abby, baya tahlilsiz şeylerle uğraşmak zorunda kalıyor ilk bölümde. Benim başıma gelse fıttırırdım büyük ihtimalle. 

 İlk 6 bölüme kadar " Yazar gayet güzel gidiyor ama hafiften sıkılmaya başladım ben." kafasındaydım. 6. bölüme gelince hikaye daha eğlenceli ve akıcı olmaya başladı. Sonlara doğru kalbimde bir endişe ve hüzüntü oluştu. 

 Abby ve Mark karakterlerine bayıldım. İkisi de hazırcevaptı. Hangisi hangisinden daha hazırcevap derseniz karar veremedim ben. Tabi hazırcevap olur da komik anlar yaşanmaz mı? Teresa yine ne kadar bu konuda uzman olduğunu kanıtladı bana. Çoğu sahne cidden güldürdü beni. :D

 Kitaba hiç toz kondurmak istemiyorum ama kitabı okuyacaklar için ufak bir sorun var. Yazar, kitabı yazarken aynı zamanda Amerika'nın popüler kültüründen baya yararlanmış. Her sayfada en az 1 tane bulmanız mümkün. Tabi böyle olunca bazı yerlerde ben bocaladım, "Burada hangi filmden bahsediyor?" gibi. Kitapta The Simpsons, Doctor Who ve The Big Bang Theory'den parçalar bulmak bende iyice şapsal gülümsemelere yol açtı :D

 Popüler kültür açısından biraz bocalatsa da bana göre Senden Önce Ben kitabını sevenlerin bunu da seveceğini düşünüyorum.

 Puanım:4,5/5

18 Mayıs 2016 Çarşamba

Gecenin Ardından-Yorum




Dünyaları tutku, haz ve sırlar üzerine kuruluydu. Julia'nın gereğinden fazla sırrı vardı, ama Clay onu aklından çıkaramıyordu. Ona ve birlikte geçirdikleri gecelere o kadar tutkundu ki, işine bir türlü konsantre olamıyordu. Sadece o vardı aklında.



Julia bir yakın bir uzak davranışlarıyla onu sinirlendirdiğini biliyordu, ama kendince sebepleri vardı. Eski sevgilisinin onu içine çektiği suç dünyası yüzünden, aylardır peşinde dolaşan beladan kurtulmaya çalışıyordu. Bu beladan bir kurtulabilseydi… Belki o zaman onu baştan aşağı tutuşturanadamı yeniden hayatına sokabilir, onun hem kalbine, hem aklına hem de vücuduna sahip olabilirdi. Çünkü Clay, Julia'yı bir bütün olarak istiyor, hakkındaki tüm gerçekleri öğrenmeden onu kabul etmiyordu. 



Julia'nın kız kardeşinin düğününde yeniden karşılaşınca ikinci bir şans elde edeceklerdi ama bu sefer Julia'nın, Clay'e tüm kapılarını sonuna kadar açması gerekecekti. Böylece aralarındaki yoğun kimyasal çekimin ne boyutlara ulaşabileceğini ve aşkın, Julia'nın geçmişindeki tehlikenin ötesine, yeni geleceklerine taşınıp taşınamayacağını öğreneceklerdi.


*************************************************

 Şimdiiii, serinin önceki kitabını çok beğendiğimi sizlere söylemiştim. Bu kitap hakkındaki düşüncem ise: Hiçbir yazar, bir serinin sonraki kitabında bu kadar çöküş yaratamaz.

 Kitap, kapağı hariç gerçekten çok kötüydü. Kurgu ilkine göre baya baya zayıftı. Allahtan 320 sayfaydı da çabucak bitti. Ama o kısalığa rağmen fazlasıyla atlayarak okudum kitabı. 

 Bu kitapla beraber bence seri benim için son buldu. Zaten yazar önceki kitapta olanları kesin sona ulaştırdı benim gözümde. 3. kitabı okumama gerek yok.

 Puanım:1/5

Gecenin Sonu-Yorum


 "Kendini benim kontrolüme bırak."

 Dünyaları seks, aşk ve yalanlarla doluydu. Onu baştan çıkarıyordu. Aklını ve bedenini tamamıyla ele geçirmişti. Ruhu da sözcükleri kadar seksiydi. Clay Nichols, Julia Bell'in isteyebileceği her şeye sahipti, ama aynı zamanda da sahip olamayacağı tek şeydi. Bir gece hayatına girmiş ve ona hiç bilmediği bir zevkin ve aşkın kapılarını açmıştı. Bedenini ve düşüncelerini ele geçirmişti. İşte bu da onu çok tehlikeli kılıyordu.


 Julia, onunla geçirdiği, aklını başından alan bir haftanın ardından ondan apar topar kaçmıştı, ama şimdi Clay, ona sahip olmaya kararlı bir tavırla karşısında duruyordu. Julia, onda uyuşturucu etkisi yaratıyordu. Ateşli, unutulmaz ve asla tadına doyulmayan. Julia, onun için tam bir gizemdi ve Clay mücadele etmeden onun gitmesine izin vermek niyetinde değildi. Ama Julia'nın mutlu olabileceğine dair en ufak ihtimali dahi yerle bir etmekle tehdit eden karanlık sırları vardı. O aranan bir kadındı - riskli, tehlikeli - ama yine de aralarındaki çekim inkâr edilemezdi. Aşkta daha önce hüsrana uğramış iki insanın tutkuları ve özlemleri, tehlikeyle buluştuğunda yeniden güvenmeyi başarabilirler miydi? New York Times ve USA Today'in en çok okunan yazarı Lauren Blakely'den duygu yüklü, şehvetli ve erotik bir aşk romanı…

********************************

 Aslında bu kitap için yapılan yorumları görmeseydim hiç haberim olmayacaktı kitaptan ki ben her türlü kitabın çıkış zamanını her zaman öğrenen biriyim. 

 Buradaki yorumlar kitabı negatif gösterse de Goodreads'ta beğenen sayısı azımsanmayacak seviyedeydi. Böylece okumaya düşük beklentilerle başladım. Şunu söyleyebilirim ki beğenemeyenler üzgünüm, ben bayıldım.

 Birçok erotik kitap okudum ve bunlardan çok azı memnun etti beni. Bunlardan biri Günahkarlar serisinin en beğendiğim kitapları Brian ve Eric'in kitaplarıydı. Serinin diğer kitaplarındaki çiftleri okurken pek zevk almadım ama o kısım harici gayet akıcı ve eğlenceliydi. 

 Bir de Milyon Dolar Düet serisini çoğu kişinin aksine ben çok beğenmiştim, tamam çiftimiz tam ergendi ama ilk kez ergen davranışı sergileyen karakter sevdim ben bu kitapla.

 Şimdi de bu güzellik beni kendine hayran bıraktı. Bir kere erotik romanlarda çokça gördüğümüz 1. kişi tarafından anlatılmıyordu. Anlatıcı 3. tekil kişiydi. Zaten kitap beni buradan bir kaptı. 

 Benim okuduklarım içinde erotik kategorisinde olmasına rağmen uzaktan bile alakası olmayan kitaplar vardı. Ya o tarz sahneler azdı ya da geçiştirilip durulmuştu. Bu kitap ise erotik kitap terimini tam anlamıyla yansıtıyordu, hem yeterli hem de detaylıydı. Yani erotik kitap denince aklıma geleni bulduğum bir kitaptı.

 Yazarın anlatımını ve kalemini de beğendim açıkçası. Karakterler de gayet başarılı anlatılmıştı.Şahsen ben kendime bir adet Clay istiyorum.

 Puanım:5/5

7 Mayıs 2016 Cumartesi

The Blackstone Affair Serisi - Yorum


 Sonunda bir seriyi daha bitirmiş buluyorum. Elli Ton serisinden sonra çıkan erotik seri kitaplarının hepsi bir şekilde onla karşılaştırıldı. Tabi bundan Blackstone da nasibini aldı. Şimdi düşününce Christian ve Ethan arasında benzerlik bence sevdiği kadınları korumalarıyla alakalı fakat Ethan'ın korumacılığı daha samimi, daha insanı boğmayan bir şekildeydi. Seri benim için vasatın biraz üstündeydi. Yani çoğu erotik romanın bana verdiği sonucu bir kez daha yaşatan bir seriydi. 

 Çırılçıplak


 Okuduğum diğer erotik romanlardan farklı olarak anlatılan ilişki BDSM tarzında değil sadece normal cinsel ilişki tarzında bir kitaptı bu yönden hoşuma gitti. Yalnız karakterler arasındaki aşkı fazla hissedemedim çok havada kaldı. Bence bunun sebebi baş karakterleri tek başına ele aldığımızda da kendileri hakkındaki özelliklerinin, duygularının, düşüncelerinin de havada kalmasından kaynaklanıyor. Aradığımı pek bulamadım.

Puanım: 2/5

 Senin İçin


 Serinin ilk kitabını çok beğenmemiştim ama bu kitabı daha çekilir buldum.Erkeğin bakış açısıyla anlatılan kitapları ayrı seviyorum. Evet çok fazla olay yoktu, daha çok çiftimizin çiftimizin ilişkilerini gelişimini anlatıyordu yine de beğendim kitabı.

Puanım: 4/5

 Aç Gözlerini



 2. kitabını daha çok beğenmiştim. Biraz daha kısa tutulsaydı kitap daha fazla sevebilirdim, 408 sayfa çok fazlaydı. En azından Brynne'nin sorunu bir çözüme kavuşuyor. Aslında okuyalı biraz zaman geçtiğinden ve kitapta hatırlanmaya değen durum azlığından dolayı ( Byrnne'nin hamile olduğunu öğrendikleri ve kaçırıldığı zamanı hatırlıyorum) ne yazsam boş bir yorum olacak.

Puanım: 2,75/5

 Değerli Şeyler



 Seri bittiği için bana derin bir oh çektirdi. Son kitap da durum bakımından yine ilk 3 kitap gibi, öyle aman aman olaylar yaşanmıyor, yaşansa da bize yansıtılmadan barıştıklarını görüyoruz. Fakat çiftimizin birbirlerine destek olmaları ve hissettikleri sonsuz sevgiyi okumak kalp ısıtan cinsten.

Puanım: 4/5





10 Nisan 2016 Pazar

Erken Rüya Zamanlar-Yorum


 Elimde bulunan son Fatma Erdek kitabını da bitirmiş bulunmaktayım. Kitap bazı yönlerden gayet iyiydi fakat beğenmedim kısımları da yok değildi.

 Bana göre Fatma Erdek aşkı hem güzel anlatıyor hem de anlatırken biraz bocalıyor. Yazar, bence romantik kitap yazma konusunda diğer Türk yazarlardan daha başarılı. Okumuş olduğum 3 kitabında da (Erken Rüya Zamanlar, Gece ile Şafak, Ben O Değilim) çiftlerimiz arasında ne gereksiz atarlanmalar var ne de fazla inatlaşma ve kendini naza çekme durumu. Her şey olması gerektiği gibi ilerler. Ayrıca çiftlerimiz kitabın ortasında sevgili olmuşlardır ve kitap boyunca onların sorunlarla beraber mücadele etmelerine ve mutlu anlarına şahit oluruz. Ki böyle bir şeyi herhangi bir romantizm içeren kitapta bulmak oldukça zor. Çiftler anca kitap sonunda sevgili olur ve ondan sonra mutluluğa adım atmış olurlar. Bu yönden Fatma Erdek'i gerçekten takdir ediyorum. Gelelim bocaladığı yere. Yazar aşk işini çok aceleye getiriyor. ERZ'de birbirlerini 15 sene sonra ilk kez gören çiftimiz hemen birbirlerine kavuşmak için birinden bir işaret bekliyor. Tamam, 15 sene boyunca birbirlerini unutmadıklarını okuyoruz iki ağızdan da ama daha saniyesinde "Biz yeniden sevgili olmalıyız." demek de acelecilik demek. Bunun bir benzeri Ben O Değilim kitabında da vardı. Tuna'yı gören Arın, 2. karşılaşmada kıza aşık oldu ve onunla evlenme fikrini kafaya koydu hemen. Sonraki kitapta buna biraz daha dikkat etmeli yazar. 

 Üstte de yazdığım gibi neyse ki kitabın ortasında çiftimiz bir nevi eski günlerine dönüyorlar.

 Kitapta hoşuma giden diğer kısım Eser'in, Nehir için yazmış olduğu mektuplardı. Bir Türk yazardan okuduğum en romantik yazılar olabilir o kısımlar. 

 Olumsuz gördüğüm kısımlardan biri yazarın kitabı çok duygusala bağlamasıydı. İki karakterin iç sesleri beni baya boğdu. Sürekli birbirleri için verdikleri acılı söylemler bir süre sonra "Eh be kardeşim, aşk için bir ölmediğin kaldı." dedirtti bana sonunda.

 Ayrıca Kaan kötü bir karakter olmamasına rağmen herkes tarafından -nişanlısı Nehir de dahil- kötülendi. Neymiş sinsi olduğu için kötü biriymiş. Eğer canından çok sevdiği nişanlısını başkasına kaptırmamak için gösterdiği çabaları sinsilik olarak adlandırılıyorsa ben o sinsiliğe "Helal olsun, yürü koçum." derim. Böyle bir şeyi Eser, Nehir için yapsa herkes tarafından kahraman ilan edilir; Kaan yapınca pislik olur. 

 Puanım: 3,5/5

9 Mart 2016 Çarşamba

Her Yerde Sen-Yorum




 Beth Denton, hayatının büyük bir kısmını aşksız geçirmiştir ve ona göre bunun nedeni fazla kilolarıdır. Özlediği aşkı yaşayabilmek için onlardan kurtulmaya karar verir. Sonunda fazla kilolarından kurtulduğundaysa, tıpkı beklediği gibi erkeklerin ilgisini çekmeye başlar. Yeni görünümüyle flört dünyasına adım atan Beth, aşkı bulmak için fazlasıyla hazırdır. Ancak, onca erkek arasından hoşlanmak için en yanlış adamı seçmiştir: Nick Merimon. Üstelik Nick de ondan hoşlanıyor gibi görünmektedir.

 Beth'e göre, Nick gibi sıfır beden kadınlarla çıkmaya alışmış birinin ondan hoşlanması imkânsızdır. Ancak hayatında bir kez olsun, yalan olduğunu bilse bile, arzuladığı şeyi yaşamaya karar verir. Verdiği bu kararın doğuracağı beklenmedik sonuçlarla yüzleşmesi ise an meselesidir.


***************************************************************

 Okuduğum daha doğrusu okumaya çalıştığım en kötü kitaplardan biriydi. Serinin ilk kitabı kötüydü, ikincisi beğendiğim bir kitap olmuştu. Bu ise tam bir facia olmuş.

 Önce yazardan başlayım: Aşırı bir biçimde kitaba girmiş. Yani karakterlerden çok yazarın kendi düşüncelerini okuyoruz kitapta. Sürekli "Beth, niye böyle söylüyorsun, çeneni kapalı tut." gibi önerilerde bulunuyor karakterlere.

 Karakterlerde diyalog diye bir şey yok. Tabi yazar kendi düşüncelerine fazla dalınca diyalog beklememeli insan.

 Sadece ve sadece Beth ve ablası Suzy üzerinde durulmuş. Beth'in ergen kızlardan hiçbir farkı yok. Sürekli "Nick beni bırakacak, bu durumun ciddiyetini kavrayamadı. Ben şişmanlayacağım, o zaman beni çekici bulmayacak?" diye düşünüyor. Kız tam bir boş kafa anlayacağınız. Suzy, sürekli insanlara sert tepkiler veriyor, kendini kaf dağında sanıyor.

 Yazar Nick'i düşünülenden daha düzgün biri olarak yansıtmaya çalışmış ama başaramamış Ergen Beth ve kendisi sağ olsun. Aşk hiç yok ortada. Yani en azından Beth'in onu sevdiğine inanmıyorum ben.

 Kitaba anca 200 sayfa kadar dayanabildim ve bu bile baya sınırlarımı zorladığımı gösteriyor bana. Tavsiye etmiyorum, okumayın kitabı.

 Puanım:1/5

26 Şubat 2016 Cuma

Hüznün Gölgesinde Aşk-Yorum



 Evet, geldik izzy, benim için nam-ı diğer Kaltak'ın kitabına. Son kitapta bu Kaltak çalıştığı yerdeki patlamaya maruz kalmıştı. Doktoru, görüşünün %30 civarı olduğunu, ameliyat olmazsa körlüğünün kalıcı olabileceğini söylemişti. Tabi Kaltak ne yaptı, ameliyatı reddetti ve olaydan sonraki 1 ay boyunca odasından dışarı çıkmadı, kardeşleriyle 1 kelime etmedi. Sanmayın kendisi bunalımda, tam tersi keyfi gayet yerinde hanımefendinin. Bunun şımarıklığından sıkılan kardeşleri onu eğitim kampına gönderirler. Eğitim kampının sahibi olan Nick, elinden geldiğince Kaltak'a yardımcı olmaya çalışacaktır. Gelin görün ki kendisi de Kaltak kadar sorunlu. Nick yani Umursamaz, sadece insanları kampına getiriyor ama onlara herhangi bir yardımda bulunmuyor, işi diğer çalışanlarına bırakıyor.

 Bu iki sorunluya rağmen kitaptan baya zevk aldım. Susan klişesinden uzak sayılabilecek bir kitaptı. İlk 2 kitapta daha çok kardeşlerin arasındaki ilişkiye tanık olurken, bu kitapta Kaltak ve Umursamazın iç çatışmalarına, aralarındaki ilişkiye -ki ilişki denirse buna- tanık oluyoruz. Kitapta yine çocuk sevgisi vardı ama diğer kitaplarına göre daha geri plandaydı. Ayrıca Kaltak hamile kalmadı ve bu beni şok etti. Malum yazar kadın kahramanlarını hamile bırakmaya bayılıyor.

 Kitapta patlamayı kimin planladığını öğrenemiyoruz ama bir fikrim var benim ama Garth'ın amacını biraz daha öğrenmiş oluyoruz. Ama bunu öğrenmek istediğimi hiç sanmıyorum. Çünkü bu seri benim için bitti. Açıkçası Dana-Garth çifti zerre umurumda değil. Sebep Garth değil, Dana. Beni ilk kitapta baya sinir etmişti. Sonralarda sinir etmemesinin nedeni fazla öne çıkmamasıydı sanırım.

 Puanım:4,5/5 ( Kaltak-Umursamaz hariç hikayenin güzelliği hatırına bu puan. İkisini de katsam baya düşer bu puan.)

Aşkın İki Yüzü-Yorum



  Skye, Titan kardeşlerin en nazik, en sıcakkanlı, en akıllı kişisidir. Yıllar önce annesinin ölümü sonucu babasını da aynı şekilde kaybedeceği korkusu ile babası ondan ne isterse yapmaktadır. Bunun anlamı ilk aşkından ayrılmak olsa bile. Gençlik yıllarında komşuları olan çiftçi Mitch Cassidy ile sevgili olan Skye, babasının para hırsı yüzünden kendinden yaşça büyük biriyle evlenmek zorunda kalmıştır.

 Bu duruma yıkılan Mitch, asker olup SEAL ordusuna katılır. SEAL'daki 8. yılında bir savaşa girer ve savaş sonucu bir bacağını kaybeder. Böylece Teksas'a eski yaşantısına geri dönmek zorunda kalır.

 O 8 yıllık zaman diliminde Skye'ın bir kızı olmuştur ve kocası da vefat etmiştir. 8 yıl sonra birbirlerini gören ikili için yüzleşme vaktidir şimdi.

*******************************************

 Serinin ilk kitabının faciasından sonra bu kitap resmen ilaç gibi geldi. Titan kardeşlerden en sevdiğim kesinlikle Skye oldu. Seri boyunca kişiliğini en iyi şekilde geliştiren Skye'dır benim için.

 İlk kez Susan'ın bir kitabında erkek karaktere gıcık kapmadım. Mitch genel anlamda bende olumlu izler bıraktı.

 Kitabın kötü karakteri benim için ne Jed ne de Garth. En kötüsü küçük kardeş izzy denen salak. Bu arkadaş kelimenin tam anlamıyla bir o...u. Cidden hakaret anlamında söylemiyorum. İşi gücü erkeklerle düşüp kalkmak. Zaten ilk kitapta da bu özelliği gözümüze baya sokuldu. 2. kitapta sırf Skye'ı şimdiki koca adayından kurtarmak için yapmış bütün bunları, tabi yersen. Sonra belasını buldu ya bir şekilde, Ohhhh beter ol izzy!!!

 Neyse, izzy kaltağı hariç kitap genel olarak güzeldi.

 Puanım: 4/5


Acımasız Arzu-Yorum


 Damarlarında korsan kanı taşıyan bir İspanyol milyarder!

 Cornwall'deki görkemli Pervarnon Evi, Rhianna Carlow'un kahyanın istenmeyen yeğeni olarak yalnızlık içinde çocukluğunu geçirdiği yerdi. Şimdi bir düğün için misafir olarak Pervarnon'a geri dönüyordu - Ve görünüşte hiç öyle değilmiş gibi duran kibirli ve acımasız milyarder Diaz Pervarnon'a.

 Diaz'ın tek amacı var.- para avcısı Rhianna'yı evden uzak tutmak. Üstelik o bir İspanyol korsanın soyundan geliyordu. Diaz, Rhianna'yı kaçırdı ve lüks yatında hapsetti. Rhiannon onun acımasız arzuları ile baş edemeyecek kadar deneyimsizdi. 


***********************************************

 Dün pdf kitap sitelerini incelerken tesadüf sonucu gördüğüm bir kitaptı. Kitabı yaklaşık 2-3 saat içinde bitirdim.

 Şu zamana kadar okuduğum en iyi 2. beyaz dizi oldu kitap. Yazar, anlattığı hikayede her şeyi eksiksiz aktarmış bizlere. Sanırım gözüme fazla çarpan tek kötü yanı geçmiş-günümüz kısımlarını anlatırken fazla atlama yapması. Yani şöyle söyleyeyim. Kitap günümüzü anlatırken 2 sayfa sonra geçmişi anlatmaya başlıyor, sonra günümüze dönüyor, derken hop yine geçmiş zamana varmışız.

 Kitapta Rhianna -ve belki Cassie- hariç diğer karakterler sinirlerinizi ciddi anlamda bozabilir. Herkes bu güzelim kızımızı günah keçisi ilan etmiş vaziyette kitap boyunca.

 Kitapta çiftimizin aşkını fazla inandırıcı bulmasam da yazarın anlatım tarzı ve yazar, Rhianna'nın çektiği acıları anlatmakta başarılı olduğu için oraları hiç önemsemedim. Hatta romantizm hiç olmasa da olurmuş aslında :D .

 Yazarın şu anda bulunan pdf kitaplarını ileride okuyabilirim.

 Puanım: 5/5

18 Şubat 2016 Perşembe

Sıkı-Fıkı-Yorum




"Son derece sevimli, kahkahalarla okuyacağınız bir hikâye. Eğer Drew'u sevdiyseniz, Matthew'a bayılacaksınız." 
-K. Bromberg 

 Sıkı Fıkı, Karmakarışık günlerine geri dönüyor. Fakat bu sefer tavsiyelerde bulunan ve Dee Dee'yle uğraşmak durumunda kalan tabii ki Drew değil, onun en yakın arkadaşı olan Matthew!

 Eğer bu hikâyeyi daha önce duyduysanız beni durdurun. Çapkın erkek bir kızla tanışır, ona âşık olur ve tepeden tırnağa değişir. 

 Epey güzel bir hikâye, değil mi? Ama bizim hikâyemiz değil. Bizimki çok daha renkli. 
Dee'yle tanıştığım an Dee'nin özel biri olduğunu biliyordum. O ise benim kendisiyle birlikte olup, sonra da onu hayal kırıklığına uğratacak bir erkek olduğumu düşündü. Aksini ispatlamamsa epey vakit aldı. Ama konu sevişme olduğunda epey ikna edici olduğum söylenebilir.  

 Bu hikâyenin en güzel yanı sonu değil, o sona nasıl geldiğimiz...

***********************************************************************

 UYARI: AŞIRI SPOİLER VE AŞIRI KÜFÜR İÇERİR!!!!!!!!!!!!!!!!!! MALUM KİŞİYE SÖVMEZSE ŞU BLOGGER KAFAYI YER!!!!!!

 Allahım, sen nasıl bir kitaptın öyle!

 Bu kitaba AŞIK OLDUM, AŞIK OLDUM, AŞIK OLDUM!!!!

 Bu kitaba BAYILDIM, BAYILDIM, BAYILDIM!!!!

 Evet, böyle damdan düşer gibi bir yorum oldu ama ne yapayım ÇOOOOOK SEVDİM KİTABI!!

 Kitap çıkmadan önce en korktuğum şey kapağıydı açıkçası, malum kapak biraz müstehcen gibi. Ve o kapağı ben pek sevmemiştim. Görmeyenler için işte kapak:



 Açıkçası Ephesus'un orijinal kapağı kullanacağını düşünüyordum. Face'de kendi seçtikleri kapağı gördüğüm ilk an baya afalladım. Resmen kapak beni aşık etti kendine. Yaaa şunun tatlılığına bir bakın Allah aşkına, nasıl sevilmez bu kapak *-* En iyi kapaklar listemde ilk 3'e girdi şu an.

 Kitabın konusu zaten yukarıda belli. Kitap çift olarak haklarında fazla bir şey bilmediğimiz Matthew ve Delores, nam-ı diğer Dee-Dee'yi anlatıyor. Malum, güzelim seriyi benim için katletmeyi başaran bir puşt karakter içerdiği için bu kitabı büyük bir hevesle bekledim. Çünkü göründüğü kadarıyla Matthew o geri zekalıya benzemeyen, centilmen biri olarak karşımıza çıkmıştı önceleri. Dee'nin beni hayal kırıklığına uğratmayacağından zaten emindim.

 Matthew, daha beni ilk sayfadan kendine aşık ettin be kuzum!!! Senin o centilmenliğin, takdir ettiğim dürüstlüğün, gülüşün, yakışıklılığın beni benden aldı *-* . Önceden olduğun kişilik de güzeldi ama aşık olunca daha tapılası oldun sen <3 <3 <3 Dee'yi mutlu etmek için yaptığı gösterişsiz ama her biri diğerinden muhteşem jestleri okumak gözlerimi yaşarttı kitap boyunca.

 Dee, tanrım sen nasıl bir varlıksın! İnsanlara karşı olan açık sözlülüğün, çılgınlığın... Keşke benim en iyi arkadaşım olsaydın! Ama sana biraz kızgınım. Tamam, haklısın aşkım geçmişinde birkaç pislikle takılmışsın ve güven konusunda baya sorunların var. Ama Matthew'e karşı güven konusunda bu kadar acımasız ve ürkek olmasaydın keşke. Onun dışında kesinlikle Matthew'e karşı gösterdiğin ilgi kusursuzdu.

 Kitaptaki komedi dozu tam gaz devam ediyor arkadaşlar. Özellikle Mackenize ve kitabın 323. sayfasındaki Matthew ve annesinin sohbeti gece kahkaha attırdı bama :D

 Bunun haricinde kitap benim gözlerimi baya sulandırdı. Pekala, itiraf ediyorum; 1-2 yerde gözlerimden 1-2 damla da aktı. Çoğunlukla Matthew'ın yaptığı şirinliklerden dolayı olsa da bir sahnede acayip kötü oldum. Hangi sahne derseniz:

 GELİYOR SPOİLER!!!!!!!!!!!!

 Kitabın sonlarına doğru gerçekleşen çiftimizin ayrılık sahnesi. Bilin bakalım kimin yüzünden. Evet, doğru tahmin: şerefsizin önde gideni, egoist, Allah'ın belası, bebeğim Matthew'ın sözde arkadaşı drew ewans, nam-ı diğer "-31!!!" Şimdi bana sakın ayrılmalarında doğrudan etkisi yok, sebep Dee'nin güvensizliği demeyin!! Bal gibi de doğrudan etkisi oldu ilişkilerinin bozulmasında. Dee sadece yan etki olur. Matthew'ın da dediği gibi: "Kahrolası bir intihar bombacısı gibi yaptıkları çevresindeki herkes için acı verici sonuçlar doğururdu." Ve doğuruyor da.

 Tabi Matthew'e yaptıklarını biliyor ya karşısına çıkmaya cesareti yok puştun. Neymiş efendim Kate kendisini kullanmışmış!! Böylece grip olmuşmuş, evden çıkamazmış!! Ulan pezevenk, ulan göt lalesi!! Sen ne biçim arkadaşsın. Matthew'ım o kötü durumuna rağmen, senin iki yüzlülüğüne rağmen kendi sorununu bir kenara atıp seninle ilgilenmeye geldi, sana kol kanat germek istedi. Sen ne yaptın? Değil kapı açmak, bir ses bile vermedin. Sadece eline gelen ne varsa kapıya fırlatıp çocukla "evet-hayır" şeklinde iletişim kurdun. Matthew sen de orada baya geri zekalılık yaptın. Adamın durumu belli, senin durum onunkisinden beter; ama sen kaç kez kapısına gidip iletişim kurdun onunla ve onun salakça yöntemiyle.

 Tabi Darmadağınık'ta yaptığı rezilliklerden ötürü nefretim bilinen bir şey ama Karmakarışık okunalı baya zaman geçtiği için kendisinin ne derece pislik olduğunu unutmuşum hafiften. Bu at kafası Kate'i arzulasa da başka kadınlarla yatmayı sürdürmüştü değil mi? Alın işte ne kadar karaktersiz olduğu kitap başından belli.

 GELELİM 2. SPOİLERA!!!!!!!!!!!!!!!

 Kitap 357 sayfa boyunca -31'in yaptığı şey haricinde çok güzeldi. AMAAAAAAA... 363'ten itibaren benim bütün sinirler havada uçuşmaya başladı. Siz anladınız nedenini ama söyleyim: Yazar gitmiş yine -31'in ağzından 3 bölüm yazmış. Ya Emma, sen ne yapıyorsun? Sen bu kitabın asıl çiftinden niye uzaklaşıyorsun? Niye o 3 bölüm Dee'nin ağzından yazılmadı acaba hmmmmmm???? Tabi ben şok, ben iptal moduna girdim bu durumda. Kendisi nasıllar diye sorarsanız söyleyim: Yine bencil, yine puşt, yine orospu!!!

 Gelmiş hala ve hala benim diğer aşkım Billy'e laf sokmalar, gereksiz atarlanmalar... Tabi kendisinin onun gibi mükemmel bir erkek olamayacağını kendine yediremiyor, Kate'i kaybedeceğinin de farkında bir şekilde gelmiş ona havlamaktan ve hırpalamaktan başka yeteneği yok piçin. Ama Billy çok güzel ağız payı verdi ya... "OHHHHHHHH YEAH!!!! GO BİLLY GO!!!! SIÇ ONUN AĞZINA" diye baya tezahürat yaptım içimden. Tabi onun ağzını burnunu dağıtması da acayip güzeldi *-* Amaaa bizim drew ne yaptı. Kavga sırasında gitti Kate ile ilgili bir durumu herkesin içinde anlatarak bebeğimi de utandırdı. Bir de demez mi "dediğimden bir an olsun pişman değilim." Yeminle böyle durum benim başıma gelse ben ayrılırım o kişiden.

 Normalde küfür eden biri değilim, hatta sevmem ama bu -31 resmen açtırıyor bayramlık ağzımı. Onun yüzünden internette yaratıcı küfürler aradım, o derece nefret ediyorum kendisinden.Yok ben buna saydırmazsam cidden kuduracağım,:

 KENAR MAHALLE KAŞARI, Y...K BEYİN, MİKROSKOBİK Y...KLI G.T, SİK KIRIĞI!!!! 

 Sanırım en hoşuma gideni bu oldu: Ne zaman en üst sınırı buldun sansam çıtayı daha da yükseltiyorsun.Orospu çocukluğunun Michael Jordan'ı gibisin.


 Tamam, spoiler kısmı bitti. 

 Kitapta Rosaline diye biri var. En iyisi kim olduğunu siz görün ama ben bu kızı -31'e çok yakıştırdım. 

 Arkadaşlar, gerçekten çok özür dilerim küfürler için ama elimde değil işte. -31, üç kitapta da delirtti ve final kitabında iyice keçileri kaçırmamı sağlayacak bundan %100 eminim. Bakalım kendisine yeni neler bulacağım?

 Diğer bir konuysa Ephesus'un bu seriden sonra yazarın başka kitaplarını çıkarıp çıkarmaması. Malum Olivia Cunnig, Maureen Smith gibi yazarların kitaplarını çıkarmada, daha doğrusu Ephesus'un herhangi bir yabancı yazarın kitabını çıkarmadaki yavaşlığı bilinen bir durum. 

 Puanım: 5/5 (İlk 357. sayfaya kadar olan kısım) 
 Puanım: Elbette ki ona yakışan sayıyı vereceğim kendisine: -31. (363. sayfadan itibaren)

Darmadağınık-Yorum


 New York Times çok satan yazarı Emma Chase'in Karmakarışık adlı kitabının devamı olan Darmadağınık'ta, Kate'le Drew'un başına beklenmedik olaylar geliyor ve ikili ilişkileri için yeniden pazarlığa oturma ihtiyacı hissediyor.

 İnsanlar ikiye ayrılır: Yaşananlara temkinli yaklaşanlar ve gözünü daldan budaktan sakınmayanlar… Ben hep sakin kalmaktan yana olmuşumdur. Tedbirli, planlar yapan biriyim. Ne var ki, Drew Evans'la tanıştığımda her şey değişti. Drew çok inatçıydı. Kendisine ve tabii bana çok güveniyordu.

 Ama bütün aşk hikâyeleri sonsuza dek mutlu devam etmez. Drew ile atlarımızı batan güneşe doğru süreceğimizi mi düşünmüştünüz? O zaman aramıza hoş geldiniz! Şimdi hayatımın en önemli seçimini yapmak zorundayım. Drew ise kendi seçimini çoktan yaptı. Hatta bu kararı ikimiz adına da vermeye çalıştı. Ama bildiğiniz gibi, ben öyle biri değilim. O yüzden tek başıma Greenville, Ohio'ya döndüm. Gerçi aslına bakarsanız tam olarak yalnız sayılmam… 
 Şunu öğrendim ki eski alışkanlıklar kolay kolay yok olmuyor. Ve bazen yolunuza devam edebilmek için, başladığınız yere dönmek zorunda kalıyorsunuz.  

************************************************

 Kitap bitti, ben de bittim. Uyarı: Yorumun ilerleyen kısımları küfür içerir,şimdiden özür dilerim ama etmeseydim rahat etmeyecektim.

 Serinin 2. kitabı çevrilmeden önce biraz araştırma yapmıştım. Bu kitabın anlatıcısının Kate olduğunu ve ilk kitabın 2 sene sonrasının anlatılacağını bilerek okumaya başladım. Normalde ben 1. tekil anlatımlı kitaplardan hoşlanmam. Emma bu konudaki tek istisnam sanırım. 

 Çoğu kişi Kate'li anlatımı pek beğenmemiş, bence sebep ilk kitabın daha eğlenceli bir üslupla, 2. kitabınsa duygusal üslupla anlatılmasıdır. Şahsen ben Kate'li olanı daha çok sevdim. Onu daha yakından tanımak daha hoştu. Çoğu kadının aksine her zaman güçlü biri olmadığını kabul eden biri. Ayrıca gençliğinde baya çılgın, zamanla karakteri tam oturmuş bir kadın var karşımızda. 

Yaşadıklarını okudukça boğazım düğümlendi durdu. Onun tek isteği hayatının en güzel haberini sevdiceğiyle paylaşmaktı. Nereden bilsin herifin bu kadar ikiyüzlü bir zampara olacağını. 

 Şimdi gelelim Drew'e. Öncelikle tebrikler Drew, en nefret ettiğim erkek karakterler listemde ilk 5 içindesin. Ulan pezevengin bayrak tutanı! Niye hep böyle kaypaklık yapıyorsun? Nedir Kate'in senden çektiği? Bu arkadaş gene kızı anlayıp dinlemeden kafasında bir senaryo kurup kendince intikam almaya çalıştı sevgili okuyucular. Yani yaptığını değil bir sevgili, düşmanın bile bunu yapmaz sana. Kızın ömründen ömür götürdü hayatını karattı. Çok çabuk affedildi ama sen kızın durumuna ve hormonlarına dua et.

 Şu ana kadar yaptığım yorumlarda bir tek Pabucumun Ajanı 2'de Deniz'e küfür etmiştim. Drew 2 oldu. Ki ondan daha da nefret ettiğim erkek karakterler var olmasına rağmen içimden bu kadar ağır küfür etmemişimdir. Yeminle sinirimi bozdu bu piç. Allah evine ateşler salsın senin! 

 Keşke kitap hep Kate'in ağzından gitseymiş. 337. sayfadan itibaren sinir kat sayım baya çıktı. Gelmiş hala Billy şöyle Billy böyle. Billy yerine asıl sen siktir ol git pis domuz!

 3. kitap en azından neşemi yerine getirecek. Delores-Matthew çiftini baya merak etmekteyim. 4. kitap için bana sabır dileyin lütfen çünkü anlatıcısı yine ismi lazım değil puşt olacak.