Gerilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gerilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Temmuz 2016 Çarşamba

Sineklerin Tanrısı-Yorum




 Etkinlikte tamamlanan madde: İçinde deniz geçen bir kitap

 Sineklerin Tanrısı ile birlikte Sweet Summer Challenge etkinliğinin yarısını tamamlamış oluyorum. Son kitabımın yorumuna geçmeden önce kitapta bir şey ilgimi çekti. Bence bu benim kadar diğer kitapseverleri de baya üzecek gibi görünüyor. Bu kitabı alan babamdı ve İş Bankası'nın bastığı ilk baskıyı almış. Kitabın arka kapağına baktığımda fiyat beni şaşırttı.




 15 yıl önceki baskının 6 tl, şu anda ise 16 tl olması sinir bozacak derecede. Fiyattan da anlaşılacağı üzere o zamanlar bir kitaba ulaşmak gerçekten kolaymış. 260 sayfalık kitap 6 tl. Ben hala inanamıyorum 0_0 

 Kitapta en çok Domuzcuk ve Simon'u sevdim. Kitapta Domuzcuk'un ipleri ele almasını çok bekledim, tabi ki böyle bir şey olmadı, olsa şaşarım zaten -_-

 Bana göre 1940-1960 arası kitapların dili fazla sıkıcı geliyor. Ağır bir dil yok ama çok fazla gereksiz cümle kullandıklarını düşünmemden dolayı olsa gerek, o kitapları okurken bana bir sıkılma geliyor. Bilmiyorum, siz ne düşünüyorsunuz? Sineklerin Tanrısı da bu konuda bir istisna değildi gözümde. Akıcı değildi, okurken bazı sayfaları atlamak zorunda kaldım :(

 Yine de yazarın duygu aktarımı konusunda başarılı olduğunu düşünüyorum. Yazar insan şiddetinin gelebileceği noktaları çok ustaca işlemiş. Ayrıca iktidara geçme isteği,çaresizlik, giderek artan umutsuzluğun insanı getirdiği noktalar da güzelce aktarılmış.

 SPOİLER!!!!

 Kitabın ilerleyişi Simon'un ölümüne kadar baydı beni. Simon'un ölümü ve sonrasında yaşananlar hiçbir psikolojik gerilim kitabının yapamadığını yaptı: Beni gerim gerim gerdi.

 Puanım: 3,5/5

6 Temmuz 2016 Çarşamba

Fobi-Yorum


Kapıları kilitle! Korku soğuk hava gibi içeri sızmak istiyor…

Dondurucu bir kış gecesi kocasının arabası evin önünde durur. Sarah kocasını karşılamaya iner ama mutfaktaki adamın o olmadığını anlar. Yabancı eve arabalarıyla gelmiş, içeri kocasının anahtarıyla girmiş ve onun gibi giyinmiştir. Sarah'nın ise yüzünde yara izleri olan ve kendisine karısıymış gibi davranan bu adama inanmış gibi yapmaktan başka çaresi yoktur, çünkü altı yaşındaki oğlu Harvey yukarıda uyumaktadır. Kendisi ve oğlu kestiremediği bir tehlikenin ortasındadır. Kocası kayıptır. Sarah'nın kâbusu ve mücadelesi işte o gece başlayacaktır…

"Ürkütücü! Dorn okuduktan sonra insan ışığın değerini daha iyi anlıyor." 
-Bunte-

"Dorn okuyucuyu büyülüyor ve korku dolu bu hikâyeyi gerçekte yaşıyormuş gibi hissettirmeyi ustaca başarıyor. Dâhiyane."
-Paul Cleave-

"Wulf Dorn bu işi iyi biliyor. Abartılı bir dil kullanmıyor ve ucuz numaralara kalkışmıyor." 
-Süddeutsche Zeitung-

"Çok zekice yazılmış, bir nefeste okunan bir roman." 
-Andreas Eschbach-

"Almanya'nın en iyi psikolojik gerilim romancılarından biri." 
-Brigitte-

"Wulf Dorn'un yazım sanatı hayatımızdaki deliliğin labirentlerinde gezinerek okuyucularına ipuçları bırakıyor ve gerilim türünü adeta baştan yaratıyor." 
-La Stampa-

"Heyecandan ve meraktan sizi uykusuz bırakacak nefes kesici bir gerilim." 
-Ruhr Nachrichten- 

******************

Etkinlikte tamamlanan madde: Bu yıl yayımlanan bir kitap

 Herkese hayırlı bayramlar, umarım her şey yolundadır. Benim açımdan hayat gayet iyi gitse de sözde şu yaz ayında bolca kitap yorumu girecektim. Kitap okumak için şükür ki zaman buluyorum ve baya da okudum fakat sıcaklar olsun, son günlerde bayram koşuşturmacası olsun blogu boşluyorum yine. Umarım bir ara şu yorumları girebileceğim.

 Şu an dün okuyup bitirdiğim, aynı zamanda katıldığım mim için listeme eklediğim Fobi hakkında kısa bir yorum gireyim dedim.

 Yazarla tanışmam yaklaşık 3 ay öncesine dayanıyor. Okuduğum ilk kitabı Hain Yüreğim'di ve o kitabı hiç beğenmemiştim. İncelemek isterseniz tık tık.

 Şimdi ise 2 şansı Fobi'ye verdim ve yine hayal kırıklığına uğradım. Bunun en önemli nedeni yazarın kalemi. Akıcı bir kalem olmasına rağmen bir psikolojik gerilim yazarının bu kadar basit bir kalemi olmamalı. Yazımı sanki çocuk kitabı yazıyormuş gibi.

 Diğer sevmediğim yön ise yazdıklarını çok karıştırması oldu. Şöyle ki Sarah'ın başından bir şey geçiyor, 2 paragraf sonra geçmişteki bir anısı aklına geliyor. Sonra o geçmiş anıdan da bir anı hatırlayıp bizlere anlatıyor. Ve bu durum 2-3 kez yaşanmıyor. Artık kitabı bıraktırma derecesine getiriyor.

 Hain Yüreğim'e göre biraz daha iyi olsa da yine de ahım şahım bir şey yok. Bir daha bu yazarı okumayacağımı görmüş oldum.

 Puanım:1,5/5  

17 Mayıs 2016 Salı

Gülün Sözü-Yorum




 Düşmana esir düşen güzel bir prenses, tehlikenin ortasında arzu ve sevgiyi bulabilir mi? İskoçya'nın asi ruhlu prensesi Mary, Norman işgalciler tarafından, kimliği bilinmeksizin kaçırılmıştır. Güzel olduğu kadar inatçı genç kadın, kim olduğunu düşmana açıklamamakta diretmekte, sadakatinden ödün vermemektedir. Güçlü bir Norman lordu onu kollarına aldığındaysa tutkunun ve umudun gücünü keşfedecektir. Hayatını ülkesine adamış soylu bir savaşçı, mantığına değil, aşka güvenmeyi başarabilir mi? Savaşlarla katılaşmış, cesur şövalye Stephen de Warenne, fethettiği her şeyi kanının son damlasına kadar sahiplenip savunmakta kararlıdır. Buna, ruhunun en gizli özlemlerini uyandıran, altın saçlı esiri de dahildir. Genç savaşçı, Norman ve İskoç topraklarını kasıp kavuran çatışmaların ortasında, aşkın ateşinin savaşınkinden çok daha parlak olduğunu anlamaya başlayacaktır. Yalnız ruhların ve parçalanmış ülkelerin kaderi âşıkların ölümsüz yeminiyle değişebilir mi? 

*******************************************


 Kadın sen ne yaptın! Cidden okuyucularını kalpten götürmek istiyorsun bunu anlamış oldum. Waow, cidden waow! Bu cümlelerle kitaba ne kadar bayıldığımı söylememe gerek yok sanırım.

 Nasıl bir yorum gireceğimi ciddi anlamda düşündüren nadir kitaplardan biri oldu. Ortaya karışık bir yorum yapacağım gibi görünüyor, şimdiden kusura bakmayın.

 Kitabın yaklaşık ilk 100 sayfasına kadar "Herhalde yazarın önceden okumuş olduğum kitabı olan Aşka Yelken Açanlar gibi fazla olaylar olmayacak; hadi olursa da Yemin gibi olur diyordum." Fakat kitap sayfalar ilerledikçe Gönülçelen'i dahi aşarak aşırı entrikalı, bol olaylı bir kitap olarak çıktı karşıma.

 Kitapla ilgili yoruma geçmeden önce şunu belirtmek zorundayım. Kitapta gerçekleşmese de oğlancılık ön planda ve bir sahnede ensent ilişki geçiyor. Bunları duymaya bile dayanamayanların kitaptan uzak durmasını tavsiye ederim.

 Şimdi yorumuma geçebilirim. Yazarın bu kitabında bazı şeyleri ilk kez gördüm. Örneğin üstteki koyu renklerle belirtilmiş olan durum. Ayrıca ilk kez tarihi ayrıntıları fazlaca dikkate alarak yazmış. Gerçi Gönülçelen'de de tarihi ayrıntılar vardı ama bundaki daha fazlaydı. Bu açıdan Monica Mccarty sevenlerin bu kitabı da seveceğini düşünüyorum.

 Sonunda Pegasus, bir historical romanda yazım kurallarına dikkat etmiş. Bu da daha da zevkli bir okuma sağladı. Sadece 2-3 yerde kelime yazımı hatası gördüm ama sallayın gitsin. 

 Bundan sonrasında bolca spoiler olacaktır. Kitabı okuyacakların burayı okumamasını tavsiye ederim. 

 İlk olarak kitaptaki en büyük korkum Stephen'in, babası olacak o manyağa huy olarak aşırı benzeme olasılığıydı. Fakat daha ilk sayfadan onun gibi olmadığı açıkça görülüyor. Şükür ki Stephen kadar diğer kardeşler de babaya değil, anneye çekmişler huy olarak.

 Mary'i en başta fazla sevemedim. Çünkü Stephen, Mary'nin tüm çirkefliğine rağmen ona karşı gerçekten çok iyi davrandı. Bir şekilde onu anladığını göstermeye çalıştı ama yok, kız ille de sen düşmansın dedi tutturdu. Neyse ki boğulma sahnesinden sonra aklı başına gelmeye başladı. Ve sonrasında gönlümü baya kazandı.

 Amaaaaa, ikisi olabilecek en uyumsuz çiftlerden biri oldular. Şöyle söyleyim; Mary, evliliğinden bir süre sonra doğru olduğuna inandığı şeyi yaptığı için (ki ben de olsam öyle bir şey yapma cesaretini gösterirdim) Stephen'in güvenini kaybetti (aslında o güven Mary'nin, Stephen'ı gizli dinlemesi sonucu bitmişti). Ve o olaydan sonra her ne olursa olsun Stephen'in ona güvenmediğini görüyoruz. Yani, kitap mutlu sonla bitse de o güven bir kez kırıldığı ve Stephen bunu asla unutmayacağı için bir şekilde yine Mary ile kavga edeceklerdir. Kısaca aralarında gerçek bir aşk var ama fazla mutlu bir evlilik yok. 

 Ayrıca Stephen, karını sürgüne gönderdikten sonra onu unutmak için başka kadınların koynuna girmeni hoş karşılamadım bilesin -_- .

 Sizi bilmem ama bence yazar, kurgusunu gerçeklerle anlatmaya çalışırken biraz bocalamış. Bir yerden sonra aşırı tarihi bilgi okumak beni biraz yordu. Ayrıca kitapta o kadar savaş geçti ama ayrıntılı bir anlatım yoktu. Gittiler ve kazandılar diye anlatmış sadece yazar. Onun yerine Mary'nin ne yaptığını okuduk daha çok. Sanırım abla güzel bir iş çıkarayım derken kendini biraz fazla kasmış. 

 Kitapta Stephen-Mary kadar az da olsa Geoffrey-Adele çifti anlatılıyor. Her ne kadar M-S çifti olmasalar da onların da kurgusunda entrikalar ve tutku gözleniyor. Yalnız yazara bir sorum var: ABLA BU ÇİFTE SONRA NE OLDU? Madem kitap M-S ve tarihi skandalları anlatan bir kitap olacaktı niye bu çifte de bir son yazmadın, daha da önemlisi madem son yok, bu çiftin burada işi ne? 471 sayfa boyunca tarihi bilgi hafiften azaltılsa ve bu çifte bir son yazılsa -ki sanırım mutlu bir son olmadı onlarınkisi- daha güzel olurdu.

 Rolfe'u görünce dedim "Aha, geldi bizim mobidik, kim bilir yine ne kötülükler peşinde?" Fakat ufacık bile olsa bir pislik yapmadı. Şaşırttın beni Rolfe. Yine de kitapta öğreniyoruz ki Rolfe'un çocukları babalarını sadece bir isim olarak görüyor. Babalıkta başarısız olması beni hiç şaşırtmadı. 

 Kitapta bir karaktere iyi veya kötü kalpli diyemezsiniz. Çünkü hepsi kendi çıkarlarının peşindeydiler. Bu bir yandan da iyi olmuş, en hoşlanmadığım karakterde bile bir empati kurmaya çalıştım çünkü. 

 Sonuç olarak Adele-Geoffrey belirsizliği hariç kitap için büyük kusur bulamıyorum. Ablamın bir kez daha gerçekçi bakış açısını tebrik ediyorum. Hatta bundan sonra favori historical yazarın kim derlerse Brenda Joyce'un adını vereceğim.

 Puanım: 5/Yıldızlı 5

Gönülçelen-Yorum


Acımasız bir savaşçı arzularına ne kadar karşı koyabilir? Bronz teni ve masmavi gözleriyle bir ilahı andıran Amansız Rolfe, Normandiya Kralı William'a hizmetlerinin karşılığında Aelfgar Kalesi'ni almak ve Leydi Alice'le evlenmek üzeredir. Fransa'da cesaretiyle ünlenen savaşçı, İngiltere'deyse bir o kadar nefret odağı olmuştur. Ancak yeni bölgesini ele geçirir geçirmez ilk işi, cazibesi ve canlılığıyla genç adamı vatana ihanetin eşiğine getiren Sakson güzeli Ceidre'yı ehlileştirmek olacaktır… 

Asi bir kadın can düşmanını baştan çıkarmaya nereden başlar? Gizemli ve baştan çıkarıcı Ceidre, üvey ablası Alice gibi bir leydi değildir; aksine, soylu üvey ağabeylerinin Sakson isyanını destekleyen bir casustur. Yasak arzularını ateşleyen Amansız Rolfe'a boyun eğmeyi reddeden genç kadın, kibirli savaşçının arzu dolu dokunuşlarına karşı koymaya çalışsa da kendini İngiltere'nin, hatta kralların kaderini değiştirebilecek çok tehlikeli ve şehvet dolu bir oyunun içinde bulacaktır… 

**********************************

 Brenda Joyce, bugüne kadar okumuş olduğum tarihi aşk romanı yazarlarından çok ayrı bir yere sahiptir benim için. Yarattığı konular olsun, karakterleri olsun, o dönemlerin acımasızlığını sergileme olsun... Yani kısaca her şeyiyle herhangi bir tarihi aşk romanı yazarından çok farklıdır ve onlardan kolayca ayrılabilen bir yazardır.

 Gelelim son çevrilen kitabına. Aslında Pegasus Yayınları bu kitaptan başlamalıydı seriye çünkü De Warenne efsanesinin ilk kitabı aslında budur. Yayın evi 6. kitaptan başlamış ama 1. ile 6. kitap arasında yıl farkı fazla olduğundan sıralama pek bozulmuyor diyebilirim.

 Kitap yorumuna geçmeden önce sizlere ne yazık ki bir şikayet belirteceğim, umarım başınızı şişirmem.

 Ben yazarı ve serilerini baya araştırdım ve gördüm ki aslında herhangi bir seri başka serilerle bağlantı içindeymiş. Ve yazarın o kadar çok kitabı var ki Pegasus Yayınları'nın en fazla 2 ay içinde bir kitabını çıkarması şart. Gelin görün ki maalesef bu yazarın bir kitabı 6-8 ay içinde elimize ulaşıyor. Ama Kristin Hannah denen ablamızın kitapları her ay çıkıyor maşallah. Şunu yazarken bile yine sinirden deliye döndüm. Pegasus'un, Kristin aşkı yüzünden yazarı hiç okumasam da kendisinden aşırı soğudum öncelik ona fazlasıyla verildiği için. Ve okumayacağım arkadaş o kadının kitabını! Brenda'ya ağırlık verilmesini istiyorum ben! Ah bir de 16-20 yaş arası gençlerin fantastik maceralarını veya farklı bir dünyadaki hikayelerini anlatan kitaplar var o kısım ayrı bir sorun.

 Neyse, ben içimi döktüm ve biliyorum ki benim gibi tarihi aşk romanı seven sizler de bu dertten muzdaripsiniz. Ama en azından Brenda için bir çözüm bulmak şart. 

 Ben artık kitap yorumuma geçeyim.

 İlk olarak ilk kez Pegasus Yayınları bir kitabın kapağına pek dikkat etmemiş. Normalde orijinal kapaklar kullanan Pegasus'un bu tavrı şaşırttı beni. Tamam orijinal kapağı o kadar güzel olmadığı ve gören herhangi biri çok eski bir kitap zannedeceği için bu kapak tercih edilmiş olabilir ama keşke azıcık daha dikkat edilseymiş. Kitaptaki karakterlerin fiziksel özelliği ile kapaktakilerin uyuşan tek bir özelliği bile yok. Gerçi kapaktaki jöne ben hayran kaldım :D . Neyse o kadarı kadı kızında da olur diyerek bir sonrakinde dikkat etmelerini umuyorum.

 Bundan sonrası spoiler içerir: 

 Orada Rolfe denen bir arkadaş var, size bu karakteri anlatmak istiyorum. Kitabın konusunu okuduğunuzda aklınıza ne geleceğini az çok tahmin ediyorum. Geçmişinde yaşadığı bir olay yüzünden yüreği sertleşmiş, acımasız ancak adaletli, içindeki iyiliği birine aşık olduğu zaman göstermeye başlayan klasik historical erkeği aklınıza geldi değil mi? 

 Bugüne kadar okuduğunuz sizi deli eden De Waranne serisindeki adamları unutun. Dostum, bu adam bambaşka bir şey. Adam bildiğiniz saf kötü ve kitap bu adamın kötülüklerini anlatıyor. Bu arkadaş tecavüzden fazlasıyla zevk alan, insanlara kötülük etmekten hiç çekinmeyen, amaçları uğruna her türlü pisliği yapan, bencil bir ruh hastası. İşin daha vahim kısmı bu arkadaşımızı derinden etkileyen, onu geçtim etkileneceği herhangi bir durum yaşamamış olması. Şimdi nasıl yani dediğinizi duyar gibiyim ama gerçek bu. Ben bile daha ileri gidemez derken adam kendini aştıkça aştı.Ve bu arkadaş kesinlikle bir De Waranne olamaz. De Waranne insanı bir kez sever ve bırakmaz, ayrıca hata yapsa bile onu düzeltmeye çalışır.  Rolfe'da bunların hiçbiri yoktu. Aksine onu en çok mutlu eden şey hata yapmaktır.

 Ve bu arkadaş tam kendine göre bir gelin bulmuştu, kitabın baş kadın karakterinin üvey kız kardeşi Alice. Bence ikisi tencere kapağını bulmuş uyumunu en güzel yansıtan çiftlerden biriydi. İkisi de psikopat bir ruh halinde olan insanlar. Tek fark Alice'in geçerli bir nedeni var. Yine de ikisi de nefret edilesi karakterlerdir. Ah be Rolfe, Ceidre'yi rahat bırakıp kendini Alice ile sonsuz  mutsuzluğa boğsaydın keşke. 

 Gelelim canım Ceidre'me. İmkansız Aşk'taki Alexandra'dan sonra en sevdiğim 2. kadın karakter oldu kendisi. Kardeşleri için yaptığı fedakarlıklar kalbimi fethetti. Bana göre Rolfe'a gayet de güzel bir şekilde direndi. Yine de ben Ceidre'nin Rolfe gibi bir adama mahkum olmasına çok üzüldüm. Çünkü her şey tatlıya bağlandıktan sonra ben Rolfe'un Ceidre'ye sadık olduğuna asla inanmıyorum. O yine bir yolunu bulup başka kadınların koynuna bir şekilde girmiştir, kadın istekli veya isteksiz olsun. 

 Rolfe'a çok sövdüm ancak böyle bir karakterle yazar bir kez daha farkını ortaya koydu bence. Yazarın bu yönünü seviyorum, karakter konusunda tabuları yıkıyor her zaman. Bizim sevip sevmememizi umursamıyor ve bana kalırsa okunmasındaki en önemli etken budur.

 Hikaye ise Tehlikeli Aşk romanındaki gibi sert bir dille yazılmıştı, Orta Çağ'ın kadınlar ve yaşananlar konusundaki acımasızlığı çok güzel işlenmişti.

 Sonuç olarak usta bir yazardan yine harika bir eser. Rolfe'a dayanabilirseniz ne mutlu size.

 Puanım:5/5

13 Nisan 2016 Çarşamba

Hain Yüreğim-Yorum


 Yüreğimin koridorlarında dolaşan bir canavar… Onu tanımıyorum. Göremiyorum. Ama hissediyorum. Orada… Amansız, Şeytani, Hain...

 Doro, küçük kardeşinin ölümünden beri kâbuslarla ve halüsinasyonlarla yaşamaktadır. Kötü anıları geride bırakmak adına annesiyle birlikte başka bir şehre yerleştiğinde hayatında temiz bir sayfa açacağını düşünür ama nereye giderse gitsin geçmiş, bir hayalet gibi onu takip etmektedir. Ve bir gece, haftalar önce intihar ettiğinden herkesin emin olduğu bir gençle karşı karşıya geldiğinde Doro gördüklerinin bir hayal olup olmadığını anlayabilmek için tehlikeli bir arayışın içine girer. Dahası, keşfettiği şeyin gerçek olduğunu herkesten önce kendisine kanıtlaması gerekecektir…

********************************
 Bir süredir farklı türlerde kitap okumayı kafayı koymuş olan ben, psikolojik gerilime de el atmış durumdayım. Wulf Dorn, bu konuda ülkemizde kalemi sevilen bir yazar. Böylece ilk psikolojik gerilim kitabım olan Hain Yüreğim'i okuyup bitirmiş oldum.

 Okuyanların da dediği gibi yazarın kalemi gayet akıcı. Fakat benim için kitap hakkında olumlu söyleyebileceğim tek şey bu. Ben beğenmedim kitabı.

 Öncelikli sebebim, kitabın genç yetişkin tarzı psikoloji gerilim kitabı olmasından kaynaklanıyor. Kitap hakkında bilgi sahibi olmama rağmen herhalde fazla genç yetişkin ağırlıklı değildir diye düşündüm. Fakat kitap bildiğim klasik genç yetişkin romanıydı benim için. 

 Bana göre kitapta öyle aman aman gerilecek veya şaşırılacak bir şey yoktu. Her şey en başından beri belliydi. Hatta bir yerden sonra kitabı atlayarak okumaya başladım. Sadece son 56 sayfa idare ederdi. Geri kalan kısımlarda gerilmekten ziyade sıkıntıdan patladım.

 İleride okur muyum bu yazarı, okunacak kitaplarım bittikten sonra belki.

 Puanım: 1/5

18 Ocak 2016 Pazartesi

Ruhumdaki Canavar-Yorum




 Ben iyi bir adam değilim. Değilim işte. Biliyorum. İçimde, dünyada en ufak ışık zerresi bile bırakmayacak kadar karanlık var. Ama zarar veremeyeceğim biri var, söndürmeye cesaret edemediğim tek bir ışık… Karissa. Benim bir canavar olduğumu düşünüyor ve belki de öyleyim. Onu her dokunuşumla ürkütüyor, ruhuna işkence ediyorum. Ama ben tek değilim. Dünya canavarlarla dolu ve en tehlikelileri ben değilim. Onların yanına bile yaklaşmıyorum. Tanrı bana yardım etsin ki onu seviyorum. Seviyorum işte. Ve Tanrı, onu benden almaya çalışan herkese de yardım etsin.

******************************************************************

 Kaldığı yerden devam eden serimizi bu sefer Naz'ın gözünden dinliyoruz. Sonu merakta bıraktığı için ve erkek gözüyle analatılan kitap tarzını daha sevdiğimden elime büyük bir hevesle aldım.

 Bana göre kitabın yarısı benim için olumsuzdu. Fazla iç ses, az hareketlilik ve Karissa-Naz arasındaki sorunlarda herhangi bir ilerleme görmedim kitabın ilk yarısında. Kitabın 2. yarısını ise okumaktan oldukça zevk aldım.  

 Kitapta hoşlanmadığım diğer bir kısımsa Naz'ın çok fazla "Haa" demesiydi. Bir iki kelime daha gözüme çarpmıştı ama şu an hatırlayamıyorum.

 Aslında bir kitapta iç ses gereğinden fazla ise, o kitabı okumak benim için işkenceye dönüşür ve o kısımları çabucak geçerim. Denildiği gibi, bu kitapta da fazla iç ses var ama o içi ses olmasaydı kitap baya boş bir şey olurdu. Ben o iç ses sayesinde Naz'ın kişiliğini ve psikolojisini daha iyi kavradım. 

 Karissa aynen bıraktığımız gibi, yine her şeyi oluruna bırakmış bir vaziyette, dünyadan bir haber dolaşıyor. Fakat Naz'ın gözüyle bakılınca Karissa'ya o kadar da gıcık kapmadım kitapta. Yani eh'lik bir karakter şu anda Karissa benim gözümde. 

 2. kitabın dili benim için daha güzeldi. Beğendiğim bir sürü cümleler vardı. Belki bir ara burada paylaşabilirim. Ama şu bölümü yazmazsam olmaz. Aslında kitap psikolojik ve dram ağırlıklı olmasına rağmen şurada ciddi kahkaha attım.

 "Konu açılmışken, tarihe karar verdin mi? Düğün konusunu hiç düşündün mü?"
 "Hayır."
 "Hayır," diye tekrarladım.
 "İstemediğimden değil," dedi. "Sanırım istiyorum." 
 "Sanırım istiyorsun."
 Yüksek sesle homurdandı. "Şunu yapmaktan vazgeçer misin?"
 "Neyi yapmaktan vazgeçer miyim?"
 "İşte bunu! Söylediğim her şeyi bu tonla tekrar etmekten."
 "Bu tonla söylediğin her şeyi tekrar etmekten mi?" (Benim için kayışın koptuğu yer :D :D) 
 "Naz!"
*************
 "Sanırım istiyorum. Bana evlenme teklif ettiğin günkü hislerim değişmedi. Aslında teklif etmemiş olsan da."
 "Teklif etmedim mi?"

 Şu sahne aklıma Kur'an satan Adanalı genci getirdi ister istemez :D

 Bu kitabın puanı Goodreads'ta baya yüksek. Yaklaşık 4.30 civarlarında. Bizdeki yorumlarla Goodreads'taki yorumların fazla uç noktalarda olması baya şaşırtmıştı beni başta. Sonra bunun kültür farkından kaynaklı olduğunu düşündüm. Bize göre, ortada bir sorun varsa tamamen olmasa da onu çözecek bir yöntem vardır. Ve romantik kitaplardaki problemli erkek karakterler bir şekil bunun üstesinden gelir. Bu kitapta ise Naz'ın sorununa çözüm yok gibiydi. Daha doğrusu kitabın sonuna kadar bize yansıtılan bu oldu, Naz sonlara doğru kendimi düzeltmeye çalışacağım diye Karissa'ya sadece söz veriyor. Emin değilim ama 3. kitap çıkabilirmiş gibi geliyor bana bu durumdan dolayı.

 Seriyi okumak isteyenler için söylüyorum. Bu seri kesinlikle bir aşk romanı değildir. Psikolojik ve gerilim tarafı daha ağır basan bir seri. Eğer romantizm okumak istiyorsanız istediğinizi verecek bir roman değil, haliyle sizleri de fazlasıyla hayal kırıklığına uğratacaktır. Eğer dediğim yönlerden bakarsanız hoşunuza gidebileceğini söyleyebilirim.

 Puanım:4/5

Gözlerindeki Canavar-Yorum



 Kırmızı Başlıklı Kız, Koca Kötü Kurt'a âşık olursa… Ignazio Vitale iyi bir adam değildi. Onu ilk gördüğümde tehlikeyi sezmiştim. Karanlık ve öldürücü… Büyüleyici ve ürkütücü... İstediğim her şey ve ihtiyacım olan son şey... Saplantı…

 Beni ağına düşürmesi, yatağa atması ve hayatına dahil etmesi çok uzun sürmedi. Onun sırları vardı, hayal bile edemeyeceğim sırlar… Gözlerindeki karanlık, ürkütücü ve heyecan vericiydi. O, yakışıklı prens maskesi ardına gizlenmiş bir canavardı ve maskesini çıkardığında her şey değişmişti. Ondan nefret etmek istiyordum. Bazen ediyordum da... Ama bu onu sevmeme engel olmuyordu. 

********************************************************************

 Serinin ilk kitabını yaklaşık 6 ay önce okumuştum. Şu an fark ettim ki daha önceleri yapmadığım şeyi geçen sene çok yapmışım. En başta konusu hoşuma gitmemiş veya sevdiğim tür olmadığı için okumayı düşünmediğim kitapları, gördüğüm yorumlar sonucu ve beğeni oranına göre okumaya başlamışım. Gözlerindeki Canavar da bu kitaplardan biridir benim için.

 Kitap genel olarak 1-2 fark haricinde herhangi bir erotik roman veya romantik kitap olarak ilerledi. Hatırlayabildiğim farklardan biri Naz'ın kendi içinde duygularını inkar etmeden kıza olan aşkını kabullenmesiydi.

 Aslında kitap fazla sıkıcıydı benim için, elimden bırakmak istediğim zamanları dün gibi hatırlıyorum. Ne olduysa sonlara doğru kitap akıcı hale gelmeye başladı.

 Yalnız, Karissa'nın kitabın sonlarına kadar Naz'ın ne yaptığıyla ilgilenmemesi beni de şaşırttı. Yani bu kadar vurdumduymazlık olmaz sanırım. 

 Kitabı okuyan bazı okuyucular tecavüzden rahatsız olmuşlar ama ben o tarz bir sahne göremedim. Kelime olarak geçiyordu kitapta ama kızımız bu durumdan pek rahatsız olmuşa benzemiyordu, en azından Karissa'nın cümlelerinden anladığım bu. 

 Puanım: 3,5/5  (Sondan dolayı)