Yabancı Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yabancı Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Nisan 2017 Salı

İskoç Gelini - Yorum


Cesur ve baştan çıkarıcı toprak sahibi, tutkulu eşini New York Times çoksatan yazarı Lynsay Sands’in kaleminden çıkan göz kamaştırıcı bir İskoç aşk romanında buluyor… 

Kılıç kuşanmak, küfretmek ve ata bacaklarını iki yana açarak binmek Saidh Buchanan için son derece doğaldı. Yapmacık bir tavırla gülümsemek ve dilini tutmak… kesinlikle değildi. Gürültücü yedi abiyle büyüyen Saidh’in bağlanacağı bir koca bulmakla hiç alakası yoktu… ta ki gölde çıplak yıkanan yeni Lord MacDonnell ile karşılaşana kadar. Her ne kadar Saidh tam bir hanımefendi olmaktan fazlasıyla uzak olsa da, güçlü İskoç, onu her noktasına kadar bir kadın gibi hissettiriyordu. 

Kızın melek gibi görüntüsü, savaşçı tavrı vardı ve adamın öpücüklerine tutkuyla karşılık veriyordu. Greer’in bu beklenmedik misafire ilgi göstermesi pek de şaşılacak bir durum değildi. Pervasız bir tutku her ikisini de ele geçirdiğinde, Greer ipleri eline alıp onunla evlenmeye karar vermişti. Fakat Saidh gizli bir düşmanın hedefindeydi ve Greer her şeyden çok istediği kadını korumak için hayatının en önemli savaşıyla karşı karşıya kalmak üzereydi… 
*******

 İyi ki de bu kitabı pdf olarak okumuşum. Hayatımda okuduğum en saçma historicallerden biri olabilir.

 Yazar konuyu çok dağınık ve olayları aşırı uzatarak anlatmış. Karakterler sürekli konuştukları konuyla alakasız şeyler söylüyorlar. "Zamanında falancı şunu yapmış." gibi konuşmalar çok ağırlıkta. Saidh'in iyileşmesi bir türlü geçmek bilmedi kitap boyunca.

 304 sayfalık bir kitap için çok fazla karakter vardı. Böyle olunca karakterlerin hiçbirinde derinlik olmamış. Örneğin Saidh'in kuzeni 4 koca eskitmiş ama ilki ve sonuncusu hariç diğerlerinin nedeni çok boş bırakılmış. Çiftimiz de ayrı facia. Daha birbirinin ilk gördüğü anda yiyişmeye başladılar ve aşık oldular. 

 Çeviri de çok ama çok kötüydü. Tamamen günlük konuşma dilinde çevrilmiş. Herhalde Yabancı Yayınları bu türü kendi çevirdikleriyle bir tutmuş. Zaten senin bu türle ne işin var hala anlamadım. Yazarın başka ülkeden olduğu belirtilmese yeminle Wattpad'den çıkma Türk bir yazar yazmış derdim.

 Puanım: 1/10

28 Haziran 2016 Salı

Güz Fırtınası-Yorum


 Elimde bulunan bir tarihi aşk romanının daha sonuna geldim. Ülkemizde bu türü takip edenlerin Rita Hunter'ı bilmemesi mümkün değildir. Çünkü hatun türün hakkını cidden veriyor.

 Kitap hakkında yoruma geçmeden önce bir fikir beyan etmek istiyorum. Burayı okumak zorunlu değildir.


  •  Bildiğiniz gibi Rita, Epsilon ile anlaşmasını feshedip Yabancı ailesine katıldı. Çok da iyi oldu çünkü Yabancı, Rita'nın değerini Epsilon'dan daha iyi anlar diye düşünüyorum. Ayrıca sayesinde ilk kez Yabancı'dan bir kitap aldım. Şu ana kadar okuduğum Yabancı'lar pdf şeklindeydi. Bir yanda da pek memnun olamadım. Yabancı, her ne kadar bestseller denen kitapları bünyesine alsa da ağırlığı genç-yetişkin türüdür. Yanlış anlaşılmasın, Rita o bestseller dediğimiz baaazı yazarlardan çok daha iyi yazıyor ve yaptığı seçimi sonuna kadar destekliyorum. Kabullenemediğim yön Yabancı'nın kendi alanından uzaklaşmaya başlaması. Bakıyorum son kitaplara chick-lit,historical (gerçi şu an bu kitapla birlikte başka yazardan çıkacak bir roman daha var) kitaplar bünyeye girmeye başlamış (erotik önceden beri olduğu için hesaba katmadım). Yabancı, İthaki ve Müptela ile beraber Penguen Kitapevi'den çıkma bir yayın evidir. Ben Penguen'in yerinde olsam 4. bir yayın evi açarım, yalnız içinde sadece tarihi aşk romanları barındıracak şekilde. Yabancı da eskisi gibi sadece genç-yetişkin ve yeni-yetişkin kitapları çıkarır. Malum, tarihi aşk ve günümüz aşk kitap çıkaran yayın evlerinin hangisine öncelik verdiği çok bariz.
 Şimdi gönül rahatlığıyla kitap yorumuna geçebilirim.

 Yukarıda da dediğim gibi Yabancı,Rita'ya değer verir. Bunu da ilk kitapta çok güzel gösterdiler. Kalbin Ateşi'nden sonra gördüğüm en güzel kapak olmuş. Fotoğrafa uygun yapılan dış süslemeler olsun, bölüm sayısını süsleyen kısımlar olsun hakkını vermişler, helal olsun.

 Ben bu hatunun en çok arka kapak yazılarını seviyorum çünkü nasıl bir hikaye ile karşılaşacağınızı hemen açıklamıyor. Bu da kitaba başlamak için daha da heyecan yapmanızı ve merakta kalmanızı sağlıyor.

 Kaleminden bahsetmem gerektiğini düşünmüyorum, zaten ne kadar mükemmel bir kalemi olduğu ortada. Bir kitabını okuyup da sanki ben oradaydım demeyene şaşarım. Karakterler arasındaki bazı diyaloglar da eğlenceliydi. Örneğin Alex'in ölümünü hayal etmek. 

 Ateş serisindeki kızlarımızı görmek sanki uzun zamandır görüşmediğiniz yakın dostlarınızı görmek gibi. Alexander hakkındaki dedikodulara rağmen hiç tanımadıkları Jane ile arkadaş olma çabaları ve yardım eli uzatmaları çok hoştu.

 Benim blogu takip edenler ve Vikitap'tan bilenler çoğunlukla biraz sert eleştiri yaptığımı bilirler. Bir kitap hakkında tek olumsuz eleştiri yazmadığım kitap baya azdır. Tabi bu sert eleştiriden şimdi bu kitap da nasibini alacak.

 Ben kitaba Vikitap'ta 3 puan verdim. Şu ana kadar Vikitap'ta kitaba 14 kişi puan vermiş, ben hariç herkesin puanı 10. Goodreads'a bakınca 20 kişi puan vermiş iki kişinin 2 puan verdiğini gördüm (o kişilerden biri kesinlikle ben değilim ama hesabım olsaydı benim de vereceğim puan 2 olurdu). Okuyanların deli gibi beğendiği bu kitabı ben neden beğenmedim?

  1. Sayfa sayısı: Kitaptan memnun kalmamamın en önemli etmeni. İşin içine tarihte yaşanmış bir olay girse veya aşk romanı olmayan bir kitap okumuş olsaydım hiç umurumda olmayacaktı. Ama bir aşk romanında neredeyse 600 sayfalık bir kitap yazmak çok abes. Aslında bu konuda söyleyecek çok şeyim var ama onun için bir yazı hazırlayacağım. Yaptığımın ön yargıya kaçtığı doğru ama... Neyse, yazımı hazırladıktan sonra düşüncelerimizi orada paylaşırız ;)
  2.  Baş karakterler: Fark ettiniz mi, Rita'nın yazdığı çoğu baş karakter birbirlerine huy olarak çok benziyor, hatta artırıyorum, aynısı. Benim gözümde Sophie,Davina ve Jane, Isabel'in 1-2 özelliğinin eklendiği veya çıkarıldığı karakterlerdir. Sophie, Isabel'in daha sakin mizaçlı versiyonu, Davina, ketumluk hariç aynı Isabel. Jane ise empati yeteneği hariç Isabel'in çalçeneliğinin ve Sophie'nin masumiyetinin karışımı. Isabel'in bu üçünden farkı ise fazla pervasız olmasıdır sadece. Bir Emily gerçekten farklıydı. Erkekler, sizi de unuttum sanmayın. Marcus, Emily'e gösterdiği aşk dışında 2. Brendan'dı. Alexander, Adrian'ın doğruculuğunu, Stephan'ın rahatlığını ve Brendan'ın çileden çıkaran aptallık yapma özelliğini almış. Dip not:Kalbimi Çaldın ve Tatlı Tuzak kitaplarını okumadığım için onları işin içine katmıyorum.
  3. Çift hakkındaki düşüncelerim: Alex'ten başından beri haz etmemiştim. 502. sayfadan sonra yaptıklarıyla benden aptallara vereceğim bir plaket aldı. Jane ise eh işte. Benim canımı sıkacak hiçbir şey yapmadı aslında, hatta son sayfalarda baya sempatimi kazandı fakat Alex'ten aldığım negatiflik Jane'i de etkiledi maalesef. :(
  4.  Sıkıcılık: 224. sayfaya kadar ben:

 225. sayfadan itibaren:


378. sayfadan itibaren:


472. sayfadan itibaren:


 502. sayfadan itibaren:


 Kısacası:



 Hele o 502. sayfadan sonrası kitabın en kötü kısımlarıydı. Şimdi Alex'in geçmişi onu bir uyarı sayesinde bıraktı öyle mi? Yazar bile bir yerden sonra sıkılmış ki oraları baya kısa kesmiş. Sonu oldu bittiye getirilmiş.

 Bana Judith'in baş ağrıtan bir kitabı mı yoksa sıkıcılıktan öteye geçmediğini düşündüğün Güz Fırtınası mı deseniz, tercihim tabi ki de Güz Fırtınası olur. Okuyanların çoğunun beğenisini de göz ardı etmeyerek ve Rita'yı sevdiğimden ötürü okumalı mıyım derseniz, ben okuyun derim. Sadece beklediğim gibi bir kitap olmadığı için okumayın demek çok yanlış olur.

 Puanım:2/5

7 Mayıs 2016 Cumartesi

The Blackstone Affair Serisi - Yorum


 Sonunda bir seriyi daha bitirmiş buluyorum. Elli Ton serisinden sonra çıkan erotik seri kitaplarının hepsi bir şekilde onla karşılaştırıldı. Tabi bundan Blackstone da nasibini aldı. Şimdi düşününce Christian ve Ethan arasında benzerlik bence sevdiği kadınları korumalarıyla alakalı fakat Ethan'ın korumacılığı daha samimi, daha insanı boğmayan bir şekildeydi. Seri benim için vasatın biraz üstündeydi. Yani çoğu erotik romanın bana verdiği sonucu bir kez daha yaşatan bir seriydi. 

 Çırılçıplak


 Okuduğum diğer erotik romanlardan farklı olarak anlatılan ilişki BDSM tarzında değil sadece normal cinsel ilişki tarzında bir kitaptı bu yönden hoşuma gitti. Yalnız karakterler arasındaki aşkı fazla hissedemedim çok havada kaldı. Bence bunun sebebi baş karakterleri tek başına ele aldığımızda da kendileri hakkındaki özelliklerinin, duygularının, düşüncelerinin de havada kalmasından kaynaklanıyor. Aradığımı pek bulamadım.

Puanım: 2/5

 Senin İçin


 Serinin ilk kitabını çok beğenmemiştim ama bu kitabı daha çekilir buldum.Erkeğin bakış açısıyla anlatılan kitapları ayrı seviyorum. Evet çok fazla olay yoktu, daha çok çiftimizin çiftimizin ilişkilerini gelişimini anlatıyordu yine de beğendim kitabı.

Puanım: 4/5

 Aç Gözlerini



 2. kitabını daha çok beğenmiştim. Biraz daha kısa tutulsaydı kitap daha fazla sevebilirdim, 408 sayfa çok fazlaydı. En azından Brynne'nin sorunu bir çözüme kavuşuyor. Aslında okuyalı biraz zaman geçtiğinden ve kitapta hatırlanmaya değen durum azlığından dolayı ( Byrnne'nin hamile olduğunu öğrendikleri ve kaçırıldığı zamanı hatırlıyorum) ne yazsam boş bir yorum olacak.

Puanım: 2,75/5

 Değerli Şeyler



 Seri bittiği için bana derin bir oh çektirdi. Son kitap da durum bakımından yine ilk 3 kitap gibi, öyle aman aman olaylar yaşanmıyor, yaşansa da bize yansıtılmadan barıştıklarını görüyoruz. Fakat çiftimizin birbirlerine destek olmaları ve hissettikleri sonsuz sevgiyi okumak kalp ısıtan cinsten.

Puanım: 4/5





18 Ocak 2016 Pazartesi

Ruhumdaki Canavar-Yorum




 Ben iyi bir adam değilim. Değilim işte. Biliyorum. İçimde, dünyada en ufak ışık zerresi bile bırakmayacak kadar karanlık var. Ama zarar veremeyeceğim biri var, söndürmeye cesaret edemediğim tek bir ışık… Karissa. Benim bir canavar olduğumu düşünüyor ve belki de öyleyim. Onu her dokunuşumla ürkütüyor, ruhuna işkence ediyorum. Ama ben tek değilim. Dünya canavarlarla dolu ve en tehlikelileri ben değilim. Onların yanına bile yaklaşmıyorum. Tanrı bana yardım etsin ki onu seviyorum. Seviyorum işte. Ve Tanrı, onu benden almaya çalışan herkese de yardım etsin.

******************************************************************

 Kaldığı yerden devam eden serimizi bu sefer Naz'ın gözünden dinliyoruz. Sonu merakta bıraktığı için ve erkek gözüyle analatılan kitap tarzını daha sevdiğimden elime büyük bir hevesle aldım.

 Bana göre kitabın yarısı benim için olumsuzdu. Fazla iç ses, az hareketlilik ve Karissa-Naz arasındaki sorunlarda herhangi bir ilerleme görmedim kitabın ilk yarısında. Kitabın 2. yarısını ise okumaktan oldukça zevk aldım.  

 Kitapta hoşlanmadığım diğer bir kısımsa Naz'ın çok fazla "Haa" demesiydi. Bir iki kelime daha gözüme çarpmıştı ama şu an hatırlayamıyorum.

 Aslında bir kitapta iç ses gereğinden fazla ise, o kitabı okumak benim için işkenceye dönüşür ve o kısımları çabucak geçerim. Denildiği gibi, bu kitapta da fazla iç ses var ama o içi ses olmasaydı kitap baya boş bir şey olurdu. Ben o iç ses sayesinde Naz'ın kişiliğini ve psikolojisini daha iyi kavradım. 

 Karissa aynen bıraktığımız gibi, yine her şeyi oluruna bırakmış bir vaziyette, dünyadan bir haber dolaşıyor. Fakat Naz'ın gözüyle bakılınca Karissa'ya o kadar da gıcık kapmadım kitapta. Yani eh'lik bir karakter şu anda Karissa benim gözümde. 

 2. kitabın dili benim için daha güzeldi. Beğendiğim bir sürü cümleler vardı. Belki bir ara burada paylaşabilirim. Ama şu bölümü yazmazsam olmaz. Aslında kitap psikolojik ve dram ağırlıklı olmasına rağmen şurada ciddi kahkaha attım.

 "Konu açılmışken, tarihe karar verdin mi? Düğün konusunu hiç düşündün mü?"
 "Hayır."
 "Hayır," diye tekrarladım.
 "İstemediğimden değil," dedi. "Sanırım istiyorum." 
 "Sanırım istiyorsun."
 Yüksek sesle homurdandı. "Şunu yapmaktan vazgeçer misin?"
 "Neyi yapmaktan vazgeçer miyim?"
 "İşte bunu! Söylediğim her şeyi bu tonla tekrar etmekten."
 "Bu tonla söylediğin her şeyi tekrar etmekten mi?" (Benim için kayışın koptuğu yer :D :D) 
 "Naz!"
*************
 "Sanırım istiyorum. Bana evlenme teklif ettiğin günkü hislerim değişmedi. Aslında teklif etmemiş olsan da."
 "Teklif etmedim mi?"

 Şu sahne aklıma Kur'an satan Adanalı genci getirdi ister istemez :D

 Bu kitabın puanı Goodreads'ta baya yüksek. Yaklaşık 4.30 civarlarında. Bizdeki yorumlarla Goodreads'taki yorumların fazla uç noktalarda olması baya şaşırtmıştı beni başta. Sonra bunun kültür farkından kaynaklı olduğunu düşündüm. Bize göre, ortada bir sorun varsa tamamen olmasa da onu çözecek bir yöntem vardır. Ve romantik kitaplardaki problemli erkek karakterler bir şekil bunun üstesinden gelir. Bu kitapta ise Naz'ın sorununa çözüm yok gibiydi. Daha doğrusu kitabın sonuna kadar bize yansıtılan bu oldu, Naz sonlara doğru kendimi düzeltmeye çalışacağım diye Karissa'ya sadece söz veriyor. Emin değilim ama 3. kitap çıkabilirmiş gibi geliyor bana bu durumdan dolayı.

 Seriyi okumak isteyenler için söylüyorum. Bu seri kesinlikle bir aşk romanı değildir. Psikolojik ve gerilim tarafı daha ağır basan bir seri. Eğer romantizm okumak istiyorsanız istediğinizi verecek bir roman değil, haliyle sizleri de fazlasıyla hayal kırıklığına uğratacaktır. Eğer dediğim yönlerden bakarsanız hoşunuza gidebileceğini söyleyebilirim.

 Puanım:4/5

Gözlerindeki Canavar-Yorum



 Kırmızı Başlıklı Kız, Koca Kötü Kurt'a âşık olursa… Ignazio Vitale iyi bir adam değildi. Onu ilk gördüğümde tehlikeyi sezmiştim. Karanlık ve öldürücü… Büyüleyici ve ürkütücü... İstediğim her şey ve ihtiyacım olan son şey... Saplantı…

 Beni ağına düşürmesi, yatağa atması ve hayatına dahil etmesi çok uzun sürmedi. Onun sırları vardı, hayal bile edemeyeceğim sırlar… Gözlerindeki karanlık, ürkütücü ve heyecan vericiydi. O, yakışıklı prens maskesi ardına gizlenmiş bir canavardı ve maskesini çıkardığında her şey değişmişti. Ondan nefret etmek istiyordum. Bazen ediyordum da... Ama bu onu sevmeme engel olmuyordu. 

********************************************************************

 Serinin ilk kitabını yaklaşık 6 ay önce okumuştum. Şu an fark ettim ki daha önceleri yapmadığım şeyi geçen sene çok yapmışım. En başta konusu hoşuma gitmemiş veya sevdiğim tür olmadığı için okumayı düşünmediğim kitapları, gördüğüm yorumlar sonucu ve beğeni oranına göre okumaya başlamışım. Gözlerindeki Canavar da bu kitaplardan biridir benim için.

 Kitap genel olarak 1-2 fark haricinde herhangi bir erotik roman veya romantik kitap olarak ilerledi. Hatırlayabildiğim farklardan biri Naz'ın kendi içinde duygularını inkar etmeden kıza olan aşkını kabullenmesiydi.

 Aslında kitap fazla sıkıcıydı benim için, elimden bırakmak istediğim zamanları dün gibi hatırlıyorum. Ne olduysa sonlara doğru kitap akıcı hale gelmeye başladı.

 Yalnız, Karissa'nın kitabın sonlarına kadar Naz'ın ne yaptığıyla ilgilenmemesi beni de şaşırttı. Yani bu kadar vurdumduymazlık olmaz sanırım. 

 Kitabı okuyan bazı okuyucular tecavüzden rahatsız olmuşlar ama ben o tarz bir sahne göremedim. Kelime olarak geçiyordu kitapta ama kızımız bu durumdan pek rahatsız olmuşa benzemiyordu, en azından Karissa'nın cümlelerinden anladığım bu. 

 Puanım: 3,5/5  (Sondan dolayı)