10 Temmuz 2017 Pazartesi

Bahar Okuma Şenliği 2017: Final



 Bir Okuma Şenliği'nin daha sonuna geldik. Listemde bulunan bir kitabı okuyamayacağımı anladığım için o maddedeki kitabı sildim. Sonuç olarak o kitap hariç doldurduğum maddeleri tamamlamış bulunuyorum. Okuduklarım ve sonuç :

1. Kategori (10 puan): İsminde bahar mevsimini çağırıştıran bir kelime geçen veya olayların baharda geçtiği bir kitap. 

 Anton Çehov/Kırlarda Bir Gün - Everest Yayınları/342 sayfa

3. Kategori (10 puan):  2017 yılında basılmış bir kitap.

 Christina Dodd/Karanlığın Kokusu - Pegasus Yayınları/336 sayfa

5. Kategori (10 puan): Beyazperdeye aktarılmış bir kitap (Filmi de izlenecek).

 Edith Wharton/Masumiyet Çağı - Martı Yayınları/ 432 sayfa

7. Kategori (10 puan): Çanakkale Zaferi ile ilgili bir kitap.

 Diriliş-Çanakkale 1915/ Turgut Özakman - Bilgi Yayınları/688 sayfa

8. Kategori (10 puan): En az 500 sayfa olan bir kitap.

 Jane Eyre/Charlotte Bronte - Martı Yayınları/576 sayfa

9. Kategori (10 puan): Daha önce okuduğunuz bir kitabın devamı olan bir kitap.

 İhanet Çarkları/Büşra Toraman - Ephesus Yayınları/478 sayfa

10. Kategori (10 paun): Goodreads'da en az 3 puan almış olan bir kitap.

 Julia Quinn/The Sum of All Kisses - Avon Books/378 sayfa

11. Kategori (10 puan): Dünya ya da Türk klasiklerinden bir kitap.

 Uğultulu Tepeler/Emily Bronte - Martı Yayınları/496 sayfa

12. Kategori (10 puan): Yazarı sanatçı olan bir kitap.

 Zülfü Livaneli/Son Ada - Remzi Kitabevi/184 sayfa 

15. Kategori (10 puan): 200 sayfadan kısa bir kitap.

 Orhan Kemal/Ekmek Kavgası - Everest Yayınları/160 sayfa

16. Kategori (10 puan): Adında Aşk kelimesi geçen bir kitap.

 Bir Avuç Aşk/Brenda Joyce - Pegasus Yayınları/624 sayfa

17. Kategori (10'ar puan/ekstradan 40 puan): Şimdiye kadar kitabını okumadığınız 4 yazardan birer kitap (Yazarlardan 2'si Türk, 2'si yabancı; 2'si kadın, 2'si erkek olmalı).

 Halide Edip Adıvar/Vurun Kahpeye - Can Yayınları/162 sayfa
 Lynsay Sands/İskoç Gelini - Yabancı Yayınları/304 sayfa

 Refik Halid Karay/Yezidin Kızı - İnkılap Yayınları/160 sayfa
 Aleksandr Puşkin/Yüzbaşının Kızı - Bahar Yayınları/160 sayfa


18. Kategori (10'ar puan/ekstradan 40 puan): Baş harfleri alfabeye göre sıralanan 4 kitap.

 Simyacı/Paulo Coelho - Can Yayınları/194 sayfa
 Şifacı/Marina Fiorato - Arkadya Yayınları/448 sayfa
 

 Tutsak Güneş/Ayşe Kulin - Everest Yayınları/442 sayfa
 Uzun Vadi/John Steinback - Sel Yayınları/160 sayfa

19. Kategori (10'ar puan/ekstradan 30 puan): Kapağındaki baskın rengin turuncu,mor,pembe olduğu birer kitap.

 Mor: Tracy Anne Warren/The Accidental Mistress - Ballantine Books/360 sayfa
 Pembe: Julia Quinn/Minx - Piatkus Yayınları/392 sayfa
 Turuncu: Paulo Coelho - Elif - Can Yayınları/266 sayfa

20. Kategori (10'ar puan/ekstradan 40 puan): Kendinizin belirleyeceği bir temaya uyan dört kitap veya 2 yazardan 2'şer kitap.

 Julia Quinn Kitapları:

 Everything And The Moon/376 sayfa 
 Brighter Than The Sun/378 sayfa
 

 Splendid/378 sayfa
 Dancing At Midnight/378 sayfa



 Toplam 26 kitap = 260 puan

 Toplam okuduğum sayfa 9068 = 90 puan

 17. Kategori tamamlandığı için +40 puan

 18. Kategori tamamlandığı için +40 puan

 19. Kategori tamamlandığı için +30 puan

 20. Kategori tamamlandığı için +40 puan

 Hepsi Toplam = 500 puan


 Benim için bu şenlik çok iyi oldu. Yaz Okuma Şenliği'ni dört gözle bekliyorum :)

9 Temmuz 2017 Pazar

3 Kitap / 3 Yorum



 Tutsak Güneş/Ayşe Kulin: 2 Tüyap öncesi alıp kış mevsiminde okurum dediğim bir kitaptı. Fakat o gün hiçbir zaman gelmedi :D Kısmet yazaymış. Daha depresip bir kitap bekliyordum. Fakat normal seyirde ilerlemesi hoşuma gitti. Kadın olmanın zorlukları başta olmak üzere adam kayırma, özgürlük gibi sorunlara da ver veriliyor. Sonu açık bırakılmıştı, bundan "Sonunda bitti derken daha kötü bir yönetimle karşılaşıyoruz." sonucunu çıkardım.

 Baş karakter Yuna olsa da çok vasıfsızdı. Sürekli "Neden bana açıklamadınız bunu? Anne, yine neyi peşindesin?" gibi sorularla kafa şişirdi. 1-2 defa tencereden insan gözledi o kadar. Diğer işleri ya sevdiceği (gerçi onu da az gördük) ya annesi hallediyor. Oğlu bile daha zeki. Bir de birkaç yerde yazım hataları vardı. Puanım: 8/10

 Simyacı/Paulo Coelho: Yazarın bu kitabını en sona bırakacaktım. Fakat nasıl olduysa okuma listeme almış oldum. En başta kitabın içine giremedim. Çevirmen fazla devrik cümle kullanmıştı. Sonrasında açıldıkça açıldı kitap. İyi ki ilk başta bu kitapla başlamamışım, sonrakiler aynı tadı pek vermezdi. Kişisel gelişim ile masalsı bir anlatımın güzel bir birleşimi olmuş. Puanım: 9/10

 Jane Eyre/Charlotte Bronte: Okuma şenliğimin en kötü kitabıydı. Bir kere Jane karakteri çok itici geldi bana. 100 sayfalık okul anıları yazmaya hiç gerek yoktu. İlle yazacaksa 30 sayfada anlatsa yetermiş. Okul anıları hem gereksiz yere uzamış hem sıkıcılaştırmış. En en en sinirime dokunan Bay Rochester idi. Bir şey anlatacak, dalıyor başka konulara. Resmen 10. Doktor'un daha suratsız versiyonu. Jane "Ben güzel değilim, iltifatlarının hepsi yalan. Hor görme beni." demesiyle iyice kezbana bağladı. Sonu da apayrı saçma geldi. Ya yanlış zamanda okudum kitabı ya da büyük beklentiyle başlayınca hayal kırıklığına uğramam kaçınılmaz oldu. Puanım: 2/10

8 Temmuz 2017 Cumartesi

9. Kadıköy Kitap Günleri




 Fuar biteli 1 ay olmak üzere ve yazıyı girdiğim zamana bakın 😅 Şu ana yazmamamın sebebi blog işlerini ertelemek oldu. Şenlikteki kitap yorumlarını girmeme, 30 günlük şarkı challengın yarım kalması, üzerine bunun da ertelenmesi blogtan biraz uzaklaştırdı. 

 Artık toparlanma zamanı! Yazması en kolay olan ve zamanı baya geçen yazımdan başlayayım dedim.

 Arkadaşımla 2 günlük Kadıköy gezisi yapacaktık. Perşembe onun işlerini halledip fuarda vakit geçirecektik. Cuma da bir mekanın yemeklerini deneyecektik. Fakat perşembe plan arkadaşın işi-mekanı deneme-fuar şeklinde geçti.

 İlk kez Haydarpaşa Garı'na gideceğimiz için nerede bulunduğunu tam bilmiyoruz. Otobüs şoförlerinde biri "Oraya otobüs gitmez, çok yakın yer! Cami arkasında!" diye resmen çemkirdi bana. Şunu söyleyeyim: Alakası yok! Baya uzak bir yerde. Cami arkasının arkası diyebilirim. Tüyap veya CNR'da yürüdüğünüz yol adımları toplamından daha çok yürüyorsunuz bilin.

 Bir günde 3 iş birden halletmeye çalışma sonucu artık bacaklar tutmuyor. Dönüş daha acılı oldu. Zaten gittiğimde fuardan da bir şey anlamadım. Biz de cumartesi gitmek zorunda kaldık. Cumartesinin diğerine göre daha iyi olduğunu söyleyebilirim. Daha zevkliydi. 

 Yalnız garın içinden fuar alanına ulaşılır diye düşünüyordum. Ayrıca ufak bir alanda olması da iyice hayal kırıklığına uğrattı. Yayın evi katılımı çok olunca da kurulan standlar maalesef dardı ve küçüktü. Hal böyle olunca cumartesi fazla ziyaret edilen yayın evlerinden kitap almak çok zordu.

 Genel şikayetlerimi dile getirdikten sonra gelelim alış verişe :D İlk kez bir fuarda planlıydım. Yaptığım listenin dışına çıkmadım. Gerçi finali listeden bağımsız 2 kitapla kapattım ama geçerli bir sebebim var :D Aldıklarıma gelirsem:

 Perşembe

 Bütün alış verişimi cumartesiye bırakacaktım ancak arkadaşım "Sonra taşımakta zorlanma." demesi sonucu 1 yayın evine uğradık.

 İthaki Yayınları


Özlem ile karşılaşmak güzel oldu. Kendisiyle 2 CNR öncesi tanışmıştık. Günü bu 2 kitapla kapattım. Normalde kitapları güzel bir karton poşetle almıştım fakat fotoğraf çekmeye vakit bulamadan annem çöpe atmış :D Ben de zamanında CNR'dan aldığım bez poşeti kullandım.

Cumartesi

Sel Yayınları


İthaki ile beraber en memnun kaldığım yayın evi oldu. Açıkçası Duygusal Adam'ı bulabileceğimi düşünmüyordum, çünkü basımı eski bir kitap. Kitapları sorduğum beyefendi sağ olsun baya yardımcı oldu. Listemde Balzac'ın "Sarrasine" isimli kitabı da vardı fakat kalmadığını söylemesi üzdü. Emile Zola'nın "Kim Nasıl Ölüyor?" kitabı mevcuttu. Keşke zamanında D&R'dan Emile yerine Balzac'ı seçseydim :D


Tasarımı ve sloganı oldukça güzel bir poşet yapmışlar 😍

İş Bankası Yayınları

İş Bankası, Can ve Yapı Kredi. Muhteşem üçlü ve muhteşem kalabalık :D Perşembe fazla kişi olmadığı için normaldi yine de diğer yayın evlerine göre kalabalık sayılabilirler. Cumartesi tam insan karmaşası manzarası mevcuttu :D Hal böyle olunca kasa ödemesi için 2 kez gitmek zorunda kaldım :D


Umuyorum Anna Karenina'yı okumayı başarırım :D Korkutan tek şey sayfa sayısı.

Müşterilerden biri Dumas'ın "Üç Silahşörler" kitabını sormuştu. Çalışan da "Sadece Siyah Lale'yi getirdik." dedi. Açıkçası baya şaşırdım. Ben aradığımı bulamayacağım diye düşünürken diğer müşteri bulamadı. Malum, Üç Silahşörler daha çok okunan bir kitap.

Hugo için fazla bir şey söyleyemiyorum. Bulunması kolay bir kitap fakat beğeneceğimden eminim.


Bunlar da kasaya 2. gidişi sebebim :D Sait Faik'i almak istiyordum fakat çok da emin değildim. Satıcı "Yazarın tüm kitapları %40 indiriml." deyince fırsatı kaçırmayım dedim.

Jules Verne'nin bu kitabının konusu hoşuma gitti, darısı diğerlerinin başına :)

Altın Kitaplar


Stephen King için gittim. Sadist kitabını kesin alacaktım. Bir de aklımda Kujo ile Göz vardı. ben Kujo'yu aldım, arkadaşım da Göz'ü aldı. Ayrıca Altın Kitaplar'ı da süpürdü :D Kendi deyişiyle "Pazardan seç beğen al tarzı Agatha Christie kitaplarına daldım." diye yorum yapıyordu. Bende çizgi romanlar ve elimde okumadığım 1 kitabı olduğu için Agatha kitabı almadım.

Everest Yayınları

Normalde alış verişim Altın'dan sonra bitmişti. Arkadaşım Tüyap'ta farkında olmadan Işık Öğütçü ile tanışmış yani Orhan Kemal'in oğluyla. Benim Orhan Kemal'i sevdiğimi bildiğinden tanış oğluyla dedi. Fakat aniden söyleyince bir çekimserlik geldi bana. Etrafı biraz daha gezdikten sonra kendisiyle konuştum.


Müfettişler Müfettişi serisini aldım.



İlk imzalarım.

Arkadaşım da Ahmet Ümit'in bir kitabını aldı. Ben Orhan Kemaller için kasaya ödeme yaparken arkadaşım "Ahmet Ümit imza veriyor, hem de fazla sıra yok." demesi sonucu imza sırasına girdik. Arkadaşım kendisiyle tanışmayı çok istiyordu, cumartesi bu açıdan uğurlu geldi. Tabi elinde yazarın bir kitabı olmayan ben fırsat kaçırmamak adına az da olsa konuştum :D Bilmiyorum yayın evi standında Ahmet Ümit'in imza günü var diye bir poster yoktu. Baya hazırlıksız yakalandık :D

*****

 Toplamda 13 kitapla fuarı gezdim. Perşembe yorgunluktan, cumartesi de kalabalıktan dolayı fotoğraf çekemedim. Kısmet başka fuara :) Aldıklarımın hepsinin toplam fotoğrafıyla yazıyı bitiriyorum :)

5 Temmuz 2017 Çarşamba

Mim: Öneri Yazısı


 Yaklaşık 2 hafta önce deeptone öneri yazısı yazmam için beni mimlemişti. Mim için yeniden teşekkürler :)

 Yazıyı bu kadar bekletmemin sebebi Doctor Who 10. sezon bittikten sonra yazmaya karar vermiş olmamdı. Gördüğünüz gibi yazım yine DW hakkında olacak :D

 Geçen sene 1963-1989 arası dönemi yani Klasik seriyi izlemeye başlamıştım. Şu an 1. 2. ve 7. Doktorların bazı bölümleri kaldı. Ve Klasik Seri'nin çoğu yönden şimdikini döveceğini söyleyebilirim. 

 Şu anda DW sadece David ve Matt dönemi olarak görülüyor. Peter'ı fazla saydıklarını söyleyemeyeceğim. Eski Doktorları arada hatırlatacak şeyler gösterilse de genel olarak önemsenmiyorlar. Sebep tamamen senaristler ve BBC'nin bencilliğinden kaynaklı. Onlar işin ticari yönüne bakıyorlar. "10 ve 11 çok iyi, diğerleri meh" denilebilir. Yoksa izleyiciler Peter'ın şahane bir iş çıkardığını kabul ediyor. Fakat gel de bunlara anlat!

 Neyse, bir gün bunları başka yazımda anlatırım. DW izlemek istiyorsanız mutlaka Klasik seriye başlamalısınız. Nedenlerime gelirsem:

1)Klasik seri 8 Doktordan oluşur. Bu 8 Doktor, Modern serideki Doktorların aksine, bir sorun mu var, hemen işe koyulurlar.  Ne 10 gibi karı kız etkilemek için ne de 11 gibi gösteriş amaçlı. Sadece birilerine veya gezegenlere yardımcı olmak için işlerini ciddiye alırlar.

2)Moderndekinin aksine Doktor ne bir yol arkadaşına aşıktı ne de yol arkadaşları bir şekil Doktor ile yakınlaşmıştır. Ayrıca çoğu da yol arkadaşı özelliğiyle yola çıkmıştır. 3-4 tanesi başkasıyla aşk yaşamıştır ve detaya inilmemiştir.

3)Her bölüm alakasız dramlara bağlanmaz. Fakat duygusal sahneleri de vurucudur. Örneğin Rose'un yaşadıkları Nyssa'nın yanında bir hiçtir. Aslında bu durum 7. Doktor'a kadar böyle devam ediyor. 7'de olmasa da olur dramlar başlıyor fakat moderndeki gibi işin cılkını çıkarmaz. 

4)Master gerçekten şeytani şeyler yapar. Diğer serinin aksine gerçek kötüdür. Moderndeki kötü olsa da sempatik yönü daha fazla. Bana göre modernde Master'ın yaptığı tek gerçek kötülük Bill'e yaptıklarıydı.

5)Robert Holmes der susarım. DW'yu DW yapan insan. Yetenekli yazar. 1 kişi hariç harika yol arkadaşları ve en sevdiklerimden olan 3. Doktor'u oluşturdu. Adam dizinin şu anki durumunu görseydi çok üzülürdü.

* Modern benim açımdan sadece gelişen teknoloji sonucu efektleriyle ve düşmanların dış tasarımlarının iyi hazırlanmasıyla öndedir.

 * Klasik seriyi izlemek isteyenlere önereceğim link de mevcut: Klasik Seri linki 

 Bu sitede yayınlayan sağ olsun, bölümlerin hem İngilizce hem Almanca alt yazılısı mevcut. Endişelenmeyin dil de İngilizce yani orijinal :D 

3 Temmuz 2017 Pazartesi

Doctor Who 11./12. Bölümler - SPOILER İÇERİR



 Çok şükür bir sezon daha geride kaldı. Kabul edelim Doktor, Doktor olalı böyle aşağılanmamıştır. Bununla ilgili daha sonra konuşuruz. Biraz uzun bir yazı olacak, yazmak istediğim çok şey var.

 10.11 World Enough And Time

 Michelle Gomez izleyenleri yine coşturdu. Hatun oynuyor arkadaş. Bölüm başındaki tatlı şımarık halleri bana 10. Doktor'u hatırllattı. Tek fark 10. Doktor'da bunları izlemek midemi bulandırırken, Missy'de şahane durmuş.

 Mavili arkadaş Bill'i vurunca nasıl rahatladım anlatamam. Çok iyi oldu, çok güzel oldu.



Arkadaş göründüğü andan itibaren küfürleri saymaya başladım. DW evrenin en pislik yaratıkları



Şunu gören ben iyice zevke geldim :D Ne olacağı çok belli yani.


Orada ben Venusian Aikido mu gördüm? Ah, 3. Doktor! Özleniyorsun.

 Bölüme dahil olan Rus arkadaş sempatikti. Bill'e ihanet edene kadar. 

 Rus arkadaş Missy'nin yanına gidene kadar durumu anlayamadım ya kendimden utanıyorum.


Adam Master çıktı ya la! Maskeyi çıkardıktan sonra hafif kamera zoom da var.  Bu sahnede bildiğiniz Klasik dönem Master'ınına selam çakılmış. Bu açıdan Moffat'ı takdir ettim.

  Bill ise:


 Yemin ederim 10. sezonda gördüğüm en güzel şey olabilir. Bu haliyle daha çok işe yarar. Moffat bayramı erken getirdi. 


En çocuksu sesimle "I waited for you" diye içimden geçirdim. 

 Bölüm sonu da gittim Ankara'nın Bağları başta olmak üzere oyun havaları dinledim :D Biliyorum kutlama yapmak için çok erkendi fakat haftaya saçma salak şeyler olur, ben de zamanında oynamadım diye üzüleceğime şimdiden 

 Son olarak Nardole hakkında yazayım. Nardole'un "Dur bir bakayım, yüzünde hakikaten duygular okunuyor. Gel selfie çekilelim." demesi koltuktan düşürdü :D

10.12 The Doctor Falls


 Geldik zurnanın zırt dediği yere. Tek beklentim: Ne olur Nardole ölmesin, Bill de bir şekil kurtulmasın idi. Bölüm bunu hem karşıladı he karşılamadı.

 Nardole, 12 bölüm boyunca -yılbaşı özel bölümü de dahil- bir yol arkadaşında aradığım her şeye sahiptin fakat bu bölüm sen ne yaptın? Zaten yüksek olan çıta Everest'i aştı! O nasıl zekadır. Hele o badass hareketler! Biri cyberman depresyonuyla boğuşurken, öbürü iyice kimliğini kaybederken sen insanları zekanla kurtardın. Gerçi "Ben kokuşmuş insanlara öncülük etmem." diyerek beni baya üzdün be bebişim. Neyse ki Doktor durumu güzel çözdü. 

 "Bir yere ismini vereceğim. Görülebilecek en çöplük yere. Bir de domuza." Ahahaha attığı tribe bak :D Başkası söylese ağız burun girerim fakat zeka ve yetenek olarak Doktor'a yakın olduğun için bir kez daha hayranlığımı kazandın. 

 Sonuç olarak ölmedin, benim için de önemli olan buydu. Sonraki hayatında mutluluklar dilerim :D

 Bölüm hakkındaki tek olumlu şeyden sonra gelelim berbatlıklara. Bir kez daha klişe modern DW bölümü izledik. "Hadiyin milleti ağlatalım, duygusallığın dibine vuralım." Bıktım, cidden bıktım.


Oldu mu şimdi bu? Sonunda Bill yerine Cyberbill göreceğim diye beklerken karşıma bunun çıkması? Tamam, hala Cyberbill idi fakat Cyber kısmı çok azdı. Oyuncunun kendisi çok fazla. Ki yine berbat bir rol sergiledi. 



Bu arkadaşın geleceği belliydi fakat Doktor yoluyla geri gelir diyordum. En azından başımızdan Bill'i aldı da kurtulduk. Yine de Moffat beceriksizi hazıra konmuş. Azıcık değiştirerek Clara'nın gidişi 2. kısım yapmış.

 Master modern seride ilk kez gerçekten Master oldu. Russell döneminde adam sempatik gösterildiği için bu ne biçim Master diye isyana girmiştim. Fakat John Simm'e laf yok! Adam oynamış. Keza şimdiki Missy için de aynı şekilde düşünüyorum. Oyuncu şahane fakat sempatik olması itici. Merak ediyorum, Missy neden iyiliğe doğru kaymaya başladı? Sezon boyunca sadece iyi olmaya çabaladığını gördük ama sebep ne?

 Geleyim diğer isyana:


 Diziyi izleyenlerin beğenmediği kısım. Doktor'un sonik tornavida bile olsa bir nevi savaşması. Buradan Russell denen şerefsize "Allah gani gani belanı versin!" diyorum. Milletin kafasına "Doktor sevgi böceğidir, kimseye silah çekmez." mottosunu soktu. İzleyici de bunu görünce Doktor kendisiyle çelişiyor diyor. HAYIR! Klasik seride öyle bir şey yok. Sadece bazı Doktorlar silaha karşı, sorunları barışçıl yollarla çözer; bazısı karşı olsa bile mecbur kaldı mı da gereğini yapar. Sonra da pişman olduğunu söyler. Ayrıca Modern serideki gibi bunu da abartmaz. Pişmanım der biter olay. Modernde Doktor pişmanlıktan telef olur, benim de abartmasına canım sıkılır -_-

 Cybermen hiç sevmem dedim sizlere. Yalnız Doktor'a saldırması içimin yağları eritti. Oh, iyi oldu! "I'm the Doctor. The original one" diyen Doktor'a, Cyberman da "He canım tabi tabi" diyerek gönderdi lazerleri :D Canım benim sen bildiğin taklitsin.


 Doktor'un neden rejenerasyon geçireceğini öğrendik. Yine Klasik'e selam çakılarak rejenere geçiren Doktor eski yol arkadaşlarını hatırlar. Yalnız bu da saçma olmuş. Nedenlerine gelirsem:

1) Doktor, Clara'yı gördü. E hani unutmuştu Clara'yı? Buradan unutmadığı sonucunu çıkarıyoruz. Fakat veda bölümünde oldu ki Clara döndü ve Doktor bir yere kadar onu hiç hatırlamadı, küfretmek sonuna kadar hakkımdır.

2) Doktorcuğum, Rory ve Mickey nerede hatırladıkların arasında? Aslında Doktor ikisine de hiç değer vermiyordu fakat o hatırlama sahnesinde ikisinin görmemek "Adam bildiğin kindar" hissi oluşturdu :D

3) DW evreninin en salak yol arkadaşı bir kez daha göründü. Sarah Jane. Ya yeterin, göstermeyin şu kadını! DW tarihinin en işe yaramaz kişisi.

 Hatırlama sahnesinden sonra Doktor'un davranışı: Oğlum zaten sevmezdim seni, şu yaptığınla iyice "Ergenus Tenus" oldun. Tenus dediğim 10. Doktor olur. Aynı onun gibi saçma hareketler. Ben değişmem, etmem. Artık Cyberman nasıl saldırmışsa buna beyin devreleri yanmış iyice.

 Yılbaşı bölümünden sonra inşallah kalıcı olarak Moffat denen gereksizden kurtuluyoruz ve abartı draması aşırı az eskilere dönüş yapıyoruz. Açıkçası 1. Doktor'dan da umutlu değilim. Zamanında Moffat, 10. ve 5. Doktor özel bölümünü yazmıştı ve çok sevdiğim 5 bambaşka bir 5 olmuş. Bu yüzden yılbaşı bölümünden hiç beklentim yok. Yine bitireyim de kurtulayım şeklinde çekilecektir bölüm. 

**********

Son olarak 10. sezonda beğendiğim şeyleri söylemek istiyorum.

Pearl Mackie (Bill) hariç oyuncu seçimlerine aşırı dikkat edilmiş. Herkes rolünü güzel oynamış.

Müzikler diğer sezonlara göre baya aşmış.

Doktor, modern seride 9 sezon sonra ilk kez "Bir sorun mu var, hemen çözme girişimlerinde" bulundu.

Fakat benim açımdan asıl izleten etken Matt Lucas yani Nardole oldu. Favori yol arkadaşımın modern seriden çıkacağını hiç tahmin etmemiştim. Moffat'ın River'dan sonraki en iyi karakter tasarımı.

Beğenmediğim kısımsa:

Bulmuşsunuz Capaldi gibi canla başla çalışan adamı ama ona özgü bir Doktor yazamadınız 3 sezon boyunca. Sürekli eski Doktorları oynamak zorunda kaldı. Şu an 10. Doktor oldu kendisi. Adam gidince kına yakarsınız artık.